
Aktivistler, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün kendileri için ifade ettiği anlamı ve neden mücadelenin öznesi olduklarını ÜniKuir’e aktardı.
TIKLA: "8 Mart'tayız çünkü feminist isyandayız!"
Herkesin kendini iyi hissettiği mekanlar vardır. Orası yansa da batsa da orası senin mekanındır ve yanmış batmış hali bile kabulündür. Kimse sana buraya aitsin ya da değilsin dememiştir ama oraya ait olduğunu içten içe bilirsin, bunu ne zaman öğrendiğini hatırlamazsın ve oraya ait olduğunu söyleme gereksinimi bile duymazsın çoğu zaman çünkü orada izlerin, sesin, dostların belki de aşkların vardır. Sanırım bu his oralı olmaya benzer. Hatta bu his Goethe’nin ‘‘Güzel bir mekanın yarattığı coşkuyu bizi oraya gözlerimiz kapalı götürmüş olsalar bile hissetmemiz gerekir’’ sözünün bendeki karşılığı gibidir. Gözlerim kapalı gitsem bile 8 Mart alanını hissedebilirim. Bu mekanı benden önce inşa etmeye başlayanlar; lubunyalar, kadınlar ve erkeklikle başı dertte olan bütün belalılar çoklar, kalabalıklar ve büyük bir inatla inşanın sürekliliğini sağlıyorlar. Belki de ben gibilerin güçlü hissettiği nadir zamanlar nadir mekanlardan ve belki de ben gibilerin vazgeçmeye, geri çekilmeye hiç niyeti olmayan bir mekan. Geri çekilmek ve vazgeçmek şöyle dursun 8 Mart’a yaklaştıkça artan coşkum ve sevincimi burada anlatacak kadar iyi yazabileceğimi sanmıyorum bile.
TIKLA: "Dayanışmamız, nefreti örgütleyenlerden hep büyük olmuştur!"
Trans deneyimli bir kadın olarak, 8 Mart benim için çok özel bir yerde duruyor. Gece yürüyüşü gündelik hayatın transfobisinden ve mizojinisinden kaçtığımız güvenli bir alan. Devlet ve erkek şiddetine karşı birbirimize kenetlendiğimiz, kadın ve lubunya dayanışmasıyla hep beraber yürüdüğümüz, taleplerimizi haykırdığımız bir yürüyüş. Sistematik erkek ve devlet şiddetine en sık maruz kalan trans deneyimli kadınlar bu yürüyüşün her zaman öznesiydi ve bu hep böyle kalacak. Geçen senelerde olduğu gibi trans deneyimli kadınlar trans cinayetlerine, trans intiharlarına, erkek şiddetine, mizojiniye ve transfobiye karşı yürüyüşün bütün diğer özneleriyle omuz omuza yürüyecek. Çok sevdiğim pankartta da yazıldığı gibi "Bambaşka zincirlere vurulmuş olsak da tüm kadınlar özgür olana kadar ben de özgür değilim"
Böyle bir günün nereden çıktığını bilmeden (ya da bilerek) kendi içinde işçi haklarını ihlal eden şirketlerin zerre kadar ilgilenemediğim ürünlerine yaptıkları bu güne yaptıkları indirimler, koparılmış güller, bir lütufmuş gibi bacaklarını açarak oturduğu ayrıcalıklı konumundan azıcık yana kayıp desteğini gösterdiğini düşünen erkekler bir yana; bugün bana seçme ve seçilme hakkı, eşit işe eşit ücret, kürtaj hakkı, var olma hakkı, gösteri yapma hakkı, yaşama hakkı ve daha bir sürü şey için her gün durmadan mücadele ettiğimizi, bir ağacın gölgesinde rahatsız edilmeden, istediğim kişiyle istediğim halimle zaman geçirmeyi ne kadar özlediğimi düşündürüyor. Bugün bana, birlikte ne kadar güçlü olduğumuzu, neleri aştığımızı, neler inşa ettiğimizi ve edeceğimizi, üstümden çıkardığım cinsiyet rollerinin altında duran rengarenk fırfırlı giysimle ataerkinin üzerinde zıplayarak dans etmeyi ve ‘Bu benim devrimim’ demeyi anımsatıyor.
Renklerimizle alandayız. Dünyanın dört bir yanını boyamaya geliyoruz. Deneyimlediğim çoğu kamusal, politik ve özel alanda atamalara maruz kaldım. Maruz bırakıldığım patriyarkaya, ikili cinsiyet normlarına, heteroseksizme ve erkek egemenliğine karşı alanda olacağım. Dünyanın her yerindeyiz ve alanlarda da olacağız. Alanda beni en ön saflarda tüm isyanımla, coşkumla ve rengarenk bir şekilde görebilirsiniz. Selam verip, sarılmayı unutmayın. Çok sevdiğim bir cümle ile bitirmek istiyorum: “BEN YAŞADIKÇA, SEN ÇILDIR!”
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.