
İzmir’de takip ettiğimiz duruşmada, Genç LGBTİ+ Derneği nezdinde 11 hak savunucusunu ve LGBTİ+ Hareketini hedef alan yargılamayı izliyoruz.
Bugün İzmir’de, Genç LGBTİ+ Derneği’nin önceki dönem yönetim ve denetim kurullarında yer alan 11 hak savunucusunun yargılandığı davanın ilk duruşması bugün (8 Nisan Çarşamba) görülüyor.
ÜniKuir olarak bugün İzmir 47. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen Genç LGBTİ+ Derneği davasını takip ediyoruz. Derneğin önceki dönem yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan 11 hak savunucusunun yargılandığı duruşmadan aktarımları gün boyunca paylaşacağız.
Duruşma öncesi: Adliye önünde dayanışma
Genç LGBTİ+’nın çağrısıyla, duruşma öncesinde çok sayıda hak savunucusu, avukat, arkadaş ve dayanışmacı adliyede bir araya geldi.
Duruşma öncesinde adliye koridoru ve salon çevresi, dayanışma için bir araya gelenlerle doldu.
-
Salon tamamen doldu, duruşma başladı
Duruşmayı izlemek üzere adliyede bulunan herkes salona alındı. Duruşma başlarken salon tamamen doldu; çok sayıda avukat, sivil toplum temsilcisi ve aktivist yargılamayı izlemek üzere hazır bulundu.
Duruşmayı, salonda görebildiğimiz kadarıyla, siyasi partilerden DEM Parti ve TİP temsilcileri takip etti. DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk da duruşmayı takip edenler arasındaydı. Ayrıca İzmir Barosu Başkan Yardımcısı; LGBTİ+ Hakları Komisyonu’ndan sorumlu yönetim kurulu üyeleri, İnsan Hakları Merkezi üyeleri ve ilgili yönetim kurulu üyeleri de salonda hazır bulundu.
Duruşmayı izleyenler arasında 17 Mayıs Derneği, 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği, Adalet İçin Hukukçular, Af Örgütü, Barış İçin LGBTİ+, Çağdaş Avukatlar Grubu, ÇHD, Demos, GOFor, Halkların Köprüsü, İHD, İzmir Avukat Hareketi, Kaos GL, Lambda İstanbul, Mülteci-Der, ÖHD, TİHV, TTM SPoD, ÜniKuir, Yaşamak ve Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu temsilcileri de yer aldı.
İlk savunma Av. Kerem Dikmen’den
Avukatların talebi üzerine, tüm hak savunucularının savunmalarının alınmasının ardından duruşmaya başlandı. İlk savunmayı Av. Kerem Dikmen yaptı.
“İnsan hakları savunucusuyuz. Türkiye’de insan haklarını ve LGBTİ+ haklarını savunan insanlar olarak Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere uygun hareket ediyoruz. Ahlak kurallarından LGBTİ+’ya geçmiş ilke ahde vefa ilkesidir. Her anlaşma bir sözdür. Ben bu dernekte denetim kurulu üyeliği yaptım. Aslında denetim kurulu üyesi olarak yargılanmamam gerekir. Ancak Genç LGBTİ+’nın yaptığı bütün basın açıklamalarını, eylemlerini, faaliyetlerini ve sosyal medya paylaşımlarını sahipleniyorum. Eğer bu yüzden cezalandırılacaksak da biz bunları yapmaya devam edeceğiz.”
“Hareket olmadan suç oluşmaz. Delil olarak gösterilen eylem ve içerikler hakkında sanıklara açık biçimde bilgi verilmesi gerekir. İddianame başlığı taşısa da, CMK anlamında isnat edilen fiili gerekli açıklıkla ortaya koymuyor. Bu durum, bir sanık olarak neyle suçlandığımızı öğrenmenin önünde engel oluşturuyor.”
“Dosyada beş ayrı sosyal medya paylaşımı yer alıyor. Bunların kanuna aykırı olduğu iddiası üzerinden bir eylem tarif edildiği anlaşılıyor. Oysa bu paylaşımlar ifade özgürlüğümüzün ve örgütlenme özgürlüğümüzün bir parçasıdır. Bizim ya da derneğin Anayasa’ya aykırı herhangi bir faaliyeti yok.”
“Dernek, Covid döneminde fiziksel sergi yapamadığı için sanatsal üretimlerini internet üzerinden paylaştı. Bu paylaşımlar da örgütlenme özgürlüğümüzün bir parçasıdır. İnsan hakları savunucuları olarak burada yargılanıyor olmamızın kendisi Anayasa’ya ve hukuka aykırıdır.”
“Biz LGBTİ+’lar bu toplumda yaşıyoruz. Ne başkalarından daha az hakkımız var ne de daha fazla. Örgütlenmek, kendimizi ifade etmek ve LGBTİ+ hak savunuculuğu yapmak bir haktır. İki erkeğin el ele tutuşması, iki kadının öpüşmesi suç olarak kabul edilemez. Henüz bunu yasaklayan bir düzenleme yok.”
Duruşma, Emirhan Şaşmaz’ın savunmasıyla devam ediyor.
Emirhan Şaşmaz: “Ekim 2021 ile 2023 arasındaki dönemde, insan hakları ve LGBTİ+ haklarının gündemleştirilmesi için çalışıyor; ayrımcılığa uğrayan gençlerin haklarını savunuyorduk. Paylaşılan görsellerin suç teşkil ettiğini düşünmüyorum. Bunlar ifade özgürlüğü kapsamındaki paylaşımlardır. Bu içerikler benim dönemimde paylaşılmış olsun ya da olmasın, suç değildir.”
Sıradaki savunmayı Barış Azar yaptı.
Barış Azar: “Yaklaşık 13 yıldır insan hakları alanında, özellikle LGBTİ+ ve gençlik hakları alanında çalışan biriyim. 2016 yılında derneğin kurucuları arasında yer aldım; o yıldan bu yana gerek yönetim kurulu üyesi gerek profesyonel çalışan olarak dernekte bulunduğum dönemler oldu. Bugün burada, herhangi bir suç işlemeden mücadelesine devam eden LGBTİ+ hareketinin bir parçası olmanın gururuyla bulunuyorum. Bunun LGBTİ+ hareketine yönelik sembolik bir yargılama olduğunu düşünüyorum. Burada yargılananın eylemlerden ziyade varoluşumuz olduğunu söylemek isterim.”
“Bugün burada bulunmamıza neden olan süreç bir denetim raporuna dayanıyor. Ancak söz konusu denetimin, 2022-2024 dönemini kapsaması gerekirken dönem bakımından uygun yürütülmediğini düşünüyorum.”
“Tüzüğümüzde yer alan faaliyet alanlarına uygun çalışmalar yürütüyoruz. Sergi düzenlemek de tüzük kapsamında yer alan faaliyetlerden biridir. Söz konusu sergi de LGBTİ+ Gençlik Festivali kapsamında düzenlenen bir sergidir. Pandemi nedeniyle festival çevrimiçi yapılmış, açık çağrıyla sanatçılardan gelen eserler paylaşılmıştır.”
“Bunun dışında dosyada yer alan diğer görseller, özel günlere ilişkin kutlama paylaşımlarıdır. Örneğin Lezbiyen Görünürlük Günü’ne dair paylaşım yapmak, derneğin tüzüğü çerçevesinde yürüttüğü faaliyetlerin bir parçasıdır.”
“Savcılığa defaatle yazı gönderildi. Eşcinsel ilişkilere dair görsellerin müstehcenlik kapsamında değerlendirilemeyeceğine ilişkin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın değerlendirmeleri de ortadadır.”
“Buna rağmen ahlaka aykırı dernek kurma suçlamasıyla karşı karşıyayız. Oysa dernek 2016 yılında kuruldu. Kuruluş aşamasında Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü nezdindeki tüm işlemler usulüne uygun şekilde tamamlandı. Sonrasında da derneğimiz birçok denetimden sorunsuz geçti.”
“Suçun nasıl işlendiğine dair açık bir açıklama da bulunmuyor. Bu nedenle neyle suçlandığımı da anlayamıyorum.”
Savunmaların ardından hakim, dernekte karar alma süreçlerine ve dosyaya konu edilen sosyal medya paylaşımlarına ilişkin sorular yöneltti.
Hakim, dernekte kararların nasıl alındığını ve müstehcenlik iddiasına konu edilen görsellerin sosyal medyada hangi süreçlerle paylaşıldığını sordu.
Barış Azar, o dönemde dernekte çok sayıda gönüllünün bulunduğunu, çalışanların ise daha çok teknik işlerle ilgilendiğini belirtti. Kararların, dernek üyeleri ile gönüllülerin bir araya gelerek oluşturduğu ortak iradeyle alındığını; dosyada geçen festival sürecinin de yine üyeler ve gönüllülerin ortak kararıyla yürütüldüğünü ifade etti.
Hakim ayrıca tüzük değişikliğinin ayrıntılarını, denetim raporlarının nerede olduğunu ve derneğin kaç kez denetlendiğini sordu. Bu soruya verilen yanıtta, derneğin üç kez denetlendiği, ancak denetim raporlarının kendilerine de sunulmadığı belirtildi.
Savunmalar, hakkında dava açılan hak savunucularının beyanlarıyla devam etti.
Paylaşımların yapıldığı tarihlerde dernek başkanlığı yaptığını belirten bir hak savunucusu, önceki savunmalarda dile getirilen hususlara katıldığını ifade etti. Dosyaya konu edilen paylaşımların dernek tüzüğüne aykırı olmadığını ve suç teşkil etmediğini düşündüğünü söyledi; suçlamaların düşürülmesini talep etti.
2019 sonu ile 2023 sonu arasında yönetim kurulu üyesi olduğunu belirten bir başka hak savunucusu ise neden yargılandığını açık biçimde anlayamadığını, dosyanın sosyal medya paylaşımlarına dayandığını savunmalar sırasında anladığını ifade etti. Faaliyetlerin ve paylaşımların suç teşkil etmediğini düşündüğünü söyledi.
Derneğin kurucu üyelerinden biri olduğunu belirten bir diğer hak savunucusu, yaklaşık 14 yıldır kadın ve LGBTİ+ alanında hak temelli mücadele yürüttüğünü, dernekte farklı dönemlerde başkanlık ve çalışanlık yaptığını anlattı. Dosyada yer alan sanat eserleri nedeniyle yargılandığını anladığını, bu eserlerin suç teşkil etmediğini düşündüğünü belirterek beraatini talep etti.
2018’den bu yana LGBTİ+ ve feminist hareket içinde yer aldığını belirten bir başka hak savunucusu da, dosyaya konu edilen içeriklerde ahlaka aykırı bir unsur görmediğini, bunların insan hakları savunuculuğu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Hak savunucularının savunmaları tamamlandı. Duruşma, avukat beyanlarıyla devam ediyor. İlk olarak Av. İrem Revşen Yıldız söz aldı.
“Ben haklarında dava açılan kişiler adına ve aynı zamanda mevcut dernek yönetim kurulu başkanı olarak beyanda bulunacağım. Öncelikle derneğin varlığından bahsetmek istiyorum. Dernek, 2016 yılında gençlerin barınma, eğitim ve ayrımcılıkla mücadele alanındaki ihtiyaçları doğrultusunda, gençler tarafından gençler için mücadele vermek amacıyla kuruldu.”
“Bu sürecin buraya nasıl geldiğinden de bahsetmek gerekir. Bütün bunlar, LGBTİ+ derneklerine yönelik idari ve bürokratik taciz boyutuna varan denetimlerle başladı. Bahsi geçen denetim, İçişleri Bakanlığı tarafından LGBTİ+ derneklerine aynı anda başlatılan bir denetimdi. Denetim sürecinde dernekten talep edilen bilgi ve belgelerin kapsamı ve yoğunluğu da bu tablonun bir parçasıydı.
2022-2024 yılları arasını kapsaması gereken denetimde, 2022 yılı öncesindeki faaliyetlere bakılarak yetki alanı aşıldı ve kriminalize edici biçimde suç isnadında bulunuldu. Özellikle denetim raporunun sekizinci maddesinde, bir hukukçu gibi davranılarak derneğin tüm faaliyetlerinin incelendiğini ve neyin kriminalize edilebileceğinin arandığını görüyoruz. Oysa bu, derneğin ilk denetimi değil. Müstehcenlik iddiasına konu edilen paylaşımlar 2022 öncesine ait ve bu döneme ilişkin faaliyetler zaten daha önce denetlenmiş durumda.”
“Önceki soruşturmada takipsizlik kararı verilmişti. Biz bunu mevcut dosyaya da sunduk. Buna rağmen iddianamenin kabul edilmiş olması, bugün burada bulunuyor olmamız ve bu savunmaları yapmak zorunda kalmamız bile örgütlenme özgürlüğünün ciddi biçimde ihlal edildiğini gösteriyor.”
“LGBTİ+ gençlerin varoluşlarını gerçekleştirmelerini ve kültürel etkinliklere katılımlarını sağlamak da dernek tüzüğümüzde açıkça yer alıyor. Dernek tüzüğünde yapılan son değişiklik 19 Aralık 2023 tarihinde İzmir Valiliği tarafından onaylandı. Aradan yalnızca 9-10 ay geçmişken derneğin Anayasa’ya aykırı hale geldiğinden söz etmek mantıksızdır.
Yargılamanın niteliğine de dikkat çekmek istiyorum. Burada yalnızca haklarında dava açılan kişiler ya da mevcut yöneticiler değil; insan hakları savunucuları, gençlik alanında çalışan hak savunuculRevşenrgılanıyor. LGBTİ+ gençlere sunulan dayanışma da bundan somut biçimde zarar gördü. Duruşmanın ulusal ve uluslararası örgütler tarafından takip edilmesinin nedeni de, sürecin örgütlenme özgürlüğünü ihlal edecek bir boyuta ulaşmış olmasıdır.”
Av. İrem Revşen Yıldız, beraat talebinde bulundu.
Avukat Mehmet Baran Selanik söz aldı.
“Önümüze ‘iddianame’ başlıklı bir evrak geldi. Okuması 52 saniye sürdü. Bir iddianamenin bu kadar kısa ve belirsiz olmaması gerekir. Suç isnadını öğrenmek bir haktır; ancak burada neyle
“Bu dosyada, hukuki bir değerlendirmeden çok, genele uymayanı cezalandırma anlayışı görüyoruz. Mahkemeden daha fazla araştırma yapması ve delil toplaması bekleniyor gibi; bu da yargılamanın tarafsızlığı açısından sorunlu.”
“Dernek, toplumsal olarak dışlanan LGBTİ+’ların onurlu bir yaşam hakkını savunan insanların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Dosyadaki görseller heteroseksüellere ilişkin olsaydı suç sayılmayacaktı. Burada asıl mesele, iki kadın ve iki erkeğe ilişkin imgelerin ‘genel ahlak’ adı altında hedef alınmasıdır.”
“İddianamede beş fotoğraf üzerinden derneğin amacının dışına çıktığı varsayılıyor. Bunun inanılabilir bir tarafı yok.”
Av. Sena Yazıbağlı söz aldı.
Av. Sena Yazıbağlı: “Hem meslektaşlarım hem de hakkında dava açılan hak savunucuları dosyanın çerçevesini çok iyi çizdiler. Ben de burada neyin yargılandığını başka bir yerden anlatmak istiyorum. Burada dernek yöneticileri yargılanmıyor, burada bir sergi de yargılanmıyor. Bir sanat eseri Facebook’a yüklendikten sonra üzerine en fazla yapabileceğimiz tartışma, bunun fotoğraf mı resim mi olduğu olabilir. Ama bugün karşımızda duran şey bu değil."
"Şurada duruşmayı izlemeye gelen birçok kişi de bugün burada yargılanıyor olabilirdi. Çünkü bu alanlarda bulunmak, bu mücadelelerin yanında yer almak, memuriyet hayatınızı da sosyal hayatınızı da zorlayabilecek, sizi bir linç ortamına maruz bırakabilecek bir şey. Dolayısıyla dosyada bir suç değil, açıkça bir rahatsızlık görüyoruz. Çoğunluğun rahatsız olduğu bir durum var. Bugün sabah saat 9’da buraya heyecanla geldik ve aslında şunu merak ediyoruz: Hukuk gerçekten de çoğunluğun rahatsız olduğu durumları da koruyacak mı?”
“Biz bu dosyanın beş tane görselden kaynaklandığını düşünüyoruz. Sizin, hakkında dava açılan kişilere yönelttiğiniz sorulardan; bulundukları dönemleri ve bu görselleri sormanızdan da bunu anlıyoruz. Sanki savcılık, ‘Hiçbir şey olmadıysa bile bir şey olmuştur’ diyerek topu size atmış durumda.”
“Bu ülkede bunun örneklerini daha önce de gördük. 2019 yılında Siyah Pembe Üçgen hakkında bir kapatma davası açılmıştı; neyse ki dernek ifade özgürlüğü gerekçesiyle kapatılmadı. Her yıl Onur Yürüyüşleri valilik kararlarıyla yasaklanıyor. Her yıl bu yasak kararları iptal ediliyor ama müdahaleler çoktan gerçekleşmiş oluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, Onur Yürüyüşü ile Ramazan aynı güne denk geliyor diye açıklama yaptı. Barolar, ‘Nefrete inat yaşasın hayat’ dedikleri için hedef haline getirildi. Açıklamaları nedeniyle ‘terörist barolar’ denilerek gösterildiler. ‘Aile yılı’ ilan edildi, aktivistler hedef gösterildi.”
“Ben Türkiye’nin tamamından değil ama son süreçte İzmir’de olanlardan bahsedeceğim. Neredeyse her il emniyet müdürü değiştiğinde Bornova Sokak’a yeni bir ahlak şube müdürü atanır. Bu baskı günden güne artıyor. Geçtiğimiz yıl 15 ev kapatma kararı verildi. Bütün bunların ortasında, Genç LGBTİ+ Derneği’nin beş tane resimle kendi amaçlarının dışına çıkabileceği söyleniyor. Ben de buna karşılık sadece İzmir’den beş örnek vermek istiyorum.”
“Bugün buradan çıkacak karar yalnızca 11 kişiyi etkilemeyecek. Burada, doğayı, kadını, hayvanı katleden sisteme karşı mücadele eden insanların da nasıl bir hukuk düzeniyle karşı karşıya kalacağına dair bir şey söylenecek.”
“Toplanmadığını düşündüğüm bir delil vardı, onu da yanımda getirdim” diyerek salonda LGBTİ+ bayrağı açtı.
“Bu bayrak, LGBTİ+ toplamını gösteren bir sembol. Dernek ağzına kadar bayrak dolu. Birazdan dışarıda basın açıklaması yapacağız ve muhtemelen bu bayrak nedeniyle yine müdahale riskiyle karşı karşıya kalacağız.”
Av. Mahmut Şeren söz aldı.
“İsimler tek tek okunurken, neredeyse bir örgütlü suç dosyası dinliyoruz gibi hissettim. Oysa bugün burada insan hakları savunucuları, meslektaşlarımız ve İzmir milletvekilimiz bulunuyor. Bu bile, dosyanın ne kadar geniş bir hak ve özgürlük meselesi olarak görüldüğünü gösteriyor.”
“Bu dava birkaç paylaşım hakkında değil; ifade özgürlüğü, sanat özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve azınlıkların görünür olma hakkı hakkında bir dava. İfade özgürlüğü yalnızca çoğunluğun benimsediği, zararsız ya da rahatsız etmeyen düşünceler için geçerli değildir. Hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem de Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün kimi zaman rahatsız eden, şoke eden ve sarsan ifadeleri de koruduğunu açıkça ortaya koymuştur.”
“Bu nedenle burada sorulması gereken soru, ‘Bu paylaşımlar bazı kişileri rahatsız ediyor mu?’ sorusu değildir. Sorulması gereken, bu paylaşımlara yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç, zorunlu toplumsal ihtiyaç ve ölçülülük testlerinden geçip geçmediğidir. Genel ahlak denilerek yapılan her sınırlamanın ayrıca sıkı biçimde gerekçelendirilmesi gerekir; genel ahlak otomatik bir yasaklama nedeni olamaz.”
“Dosyadaki içerikler bakımından müstehcenlik iddiası da yerinde değildir. Cinsellik hakkında konuşmak, bedene yer veren sanatsal anlatım kurmak ya da LGBTİ+ görünürlüğünü artıran içerikler üretmek tek başına müstehcenlik sayılamaz. Müstehcenlik değerlendirmesinde içeriğin cinsel dürtüleri tahrik etmeye yönelip yönelmediğine, insanı özne olmaktan çıkarıp nesneleştirip nesneleştirmediğine ve eserin bağlamına, amacına, bütünlüğüne ve ifade değerine bakılması gerekir. Bu dosyada ise çocuk istismarı, sömürü, şiddet ya da rızaya aykırı bir içerik iddiası dahi bulunmamaktadır.”
“Sanatsal ifade ayrıca korunmalıdır. Anayasa da bunu korur; AYM de İrfan Sancı kararında bu çizgiyi kurmuştur. Kaos GL/Türkiye kararında da ‘genel ahlak’ gerekçesiyle LGBTİ+ içerikli bir yayına el konulmasının ifade özgürlüğüne aykırı olduğu kabul edilmiştir. Orada idari müdahale söz konusuydu; burada ise cezai yargılama yürütülüyor. Dolayısıyla bu dosyanın sonuçları çok daha ağırdır.”
“Bir başka önemli nokta da, ‘LGBTİ+ olmaya özendirme’ yaklaşımının hem bilimsel hem hukuki olarak dayanaksız olmasıdır. Dosyadaki uzman görüşü de bunu söylüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Bayev kararında da eşcinselliğin görünür kılınmasının ya da LGBTİ+’lar hakkında olumlu bilgi paylaşılmasının toplum üzerinde varsayımsal bir zarar yarattığı iddiasının demokratik toplumda kabul edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir.”
"Bu dosyaya ilişkin özgül bir uluslararası gelişme de yaşandı. Birleşmiş Milletler’in dört özel raportörü, 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Hükümeti’ne bir komünikasyon gönderdi. Bu metinde ayrımcılık yasağı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile adil yargılanma hakkı bakımından endişeler dile getirildi ve hükümete hangi tedbirlerin alındığı soruldu.”
“Genç LGBTİ+ Derneği’ni yalnızca etkinlik düzenleyen bir yapı gibi görmemek gerekir. Bu dernek LGBTİ+ gençlerin bir araya gelebildiği, deneyimlerini paylaşabildiği, görünür olabildiği, sosyal ve kültürel bir zemin bulabildiği bir dayanışma alanıdır. Görünürlük günleri, bilgilendirici paylaşımlar, kültürel üretimler ve hak savunuculuğu faaliyetleri de bu işlevin doğal parçalarıdır. Böyle bir örgütün zamanını hak savunuculuğu yerine bu salonda savunma yapmaya harcaması, yalnızca yöneticileri değil; temas ettiği gençleri de doğrudan etkileyen bir caydırma sonucuna yol açar.”
“Savcılığın, derneğin amacının Anayasa’nın 41. maddesindeki ‘ailenin korunması’ ilkesine aykırı hale geldiği iddiası da isabetli değildir. Bu hüküm, farklı toplumsal grupların görünürlüğünü bastırmak için kullanılamaz. LGBTİ+ gençlere görünürlük, dayanışma ve hak savunuculuğu alanı açmak aile kurumuna saldırı olarak nitelendirilemez. Aksi yorum, eşitlik ilkesini, ifade özgürlüğünü ve örgütlenme özgürlüğünü işlevsiz hale getirir.”
“Bir derneğin amacının Anayasa’ya aykırı hale geldiğinden söz edebilmek için, onun fiilen ve süreklilik gösterir biçimde suç teşkil eden ya da anayasal düzene yönelen bir faaliyet odağı haline geldiğinin somut olarak gösterilmesi gerekir. Oysa burada, derneğin binin üzerindeki paylaşımı içinden seçilmiş birkaç illüstrasyon ve görünürlük paylaşımı var. Üstelik bunların bir kısmı 2019, 2020 ve 2022 yıllarına ait. Aradan dört ila yedi yıl geçmiş olmasına rağmen, bu paylaşımlar nedeniyle ortaya çıkmış somut bir kamu düzeni bozulması ya da belirlenebilir bir zarar da gösterilebilmiş değil.”
İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve LGBTİ+ Hakları alanından sorumlu Dinçer Dikmen söz aldı.
“Uzun bir süredir LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı bir politika yürütülüyor. LGBTİ+’lar ve LGBTİ+ örgütleri nefretin hedefi haline getirildi. Ben yönetim kurulu üyeliği yaptığım süre boyunca birçok hak ihlali tespit ettik; ancak özelliklarson yıllarda bu kadar organize, bu kadar doğrudan hak ihlalleriyle daha önce karşılaşmamıştık.”
“Örgütlenme özgürlüğü LGBTİ+’lar için son derece önemli, hatta hayati bir hak. Çünkü LGBTİ+’ların dayanışmak dışında çoğu zaman ellerinde başka bir imkan kalmıyor. Bir yandan idarenin kuşatması, bir yandan toplumdaki nefret söylemi ve ayrımcılık içinde yaşamaya zorlanıyorlar. Biz de Avukatlık Kanunu’nun bize yüklediği görevler doğrultusunda, baro olarak inandığımız değerler çerçevesinde bu desteği veriyoruz.”
“Örgütlenme özgürlüğü aynı zamanda ifade özgürlüğüyle de doğrudan bağlantılı. Bu dernek yalnızca ifade ve örgütlenme özgürlüğü bakımından değil; az önce de belirtildiği gibi eğitim, barınma ve benzeri alanlarda da insanlara destek olmaya çalışan bir yapı.”
“Anayasal ilkelerin yalnızca bizler için değil, mahkemeler için de bağlayıcı olduğunu düşünüyorum. Aslında bu davanın hiç açılmamış olması gerekirdi. Başta müvekkilim olmak üzere, burada hakkında dava açılan kişilerin anayasal haklarının bizzat mahkeme tarafından korunmasını bekliyor ve talep ediyorum.”
Av. Emir Okul söz aldı.
“Burada yalnızca bir derneğin kapatılması ya da yöneticilerinin yargılanması meselesi yok. Aslında söz konusu olan, insan haklarına yönelen bir saldırıya karşı savunuculuk yapma meselesidir. Biz bugün burada özgürlüklerimizi savunmak için bulunuyoruz.”
“Ben bu sürecin tesadüfi olmayışına ilişkin bir şey söylemek istiyorum. Bugün burada çok tesadüfi bir biçimde bu tarafta oturuyorum; orada da oturuyor olabilirdim. Şans eseri hakkında dava açılan kişiler arasında değil, avukat olarak buradayım. Bu nedenle konuşma sorumluluğu ve zorunluluğu hissediyorum.”
“Derneğe yaklaşık üç yıl avukat olarak hizmet verdim. Denetim de ben orada çalışırken gerçekleşti. Ancak denetimdeki keyfilik, daha tebligat aşamasında başladı. Denetimin, bir gün önceden bildirilmesi gerekirken bize daha geç tebliğ edildi. Denetimin ne zaman sona erdiğini dahi tam olarak öğrenemedik; bunu ancak soruşturma ve kapatma davası süreciyle anlayabildik.”
“Kapatma davası, bu paylaşımların müstehcenlik suçu oluşturduğu ve insanları LGBTİ+ olmaya özendirdiği iddiasına dayanıyordu. Dava yaklaşık 10 ay sürdü ve karar, mahkemeye yalnızca bir hafta önce atanan bir hakim tarafından verildi. Karardan yalnızca birkaç saat sonra gerekçeli kararın da yazılmış olması dikkat çekiciydi.”
“Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, verilen kararın ve süreç boyunca yaşanan diğer gelişmelerin oldukça keyfi olduğunu görüyoruz.”
Önceki İzmir Baro Başkanı Av. Özkan Yücel söz aldı.
“Bu dava kötücül bir dava. Kendi değer yargıları üzerinden bir şeyi ahlaksız olarak görmenin yargı eliyle sürdürülmesidir. İçişleri Bakanlığı’nın denetim raporuna baktığımızda da bunu görüyoruz. İki kişi bakanlığa bir rapor sunmuş; üstelik denetimin kapsadığı dönemden iki yıl öncesine giderek, kendilerine sorulmamış bir konuda yorum yapmışlar ve niyetlerini en baştan ortaya koymuşlar. Sanki bir şey bulmak zorundalarmış gibi davranıp, sonunda savcılığa bildirecekleri beş paylaşım bulmuşlar.”
“Fotoğraflara baktığınızda sizi bir şeye özendirdi mi sayın hakim? Sizi bir şeye yönlendirdi mi? Bilmiyorum. Benim için hiçbir karşılığı olmadı. Bende de böyle bir etki yaratmadı. Ama sizin ya da benim bakış açıma göre değişmeyecek bir gerçek var: görev sürelerinde dahi olmayan insanlar, bu isnatlar yüzünden bugün burada.”
“Bir yargılama konusu bu kadar sübjektif olamaz. Bu salondaki herhangi biri denetçi olsaydı, bu raporu bu şekilde hazırlamazdı. Burada asıl olarak örgütlenme özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne nasıl yaklaşılacağını, verilecek kararla göreceğiz.”
“Ben baro başkanı olduğum dönemde, ‘genel ahlak’ ve ‘toplumsal ahlak’ denilerek engellenmek istenen eylemlere ve etkinliklere baroyu açtım. O zaman ben de kendim hakkında suç duyurusunda bulunmuş olayım. Baro olarak ‘Nefrete inat yaşasın hayat’ dedik diye Diyanet İşleri Başkanı’na hakaret iddiasıyla yargılandık. Bu bir anlayış meselesi; etrafınızdaki insanlara nasıl baktığınızla ilgili.”
“Her bireyin tercihine, yönelimine ve eğilimine saygı duyuyorsanız; onların varlık hakkına sahip çıkıyorsanız; Anayasa’daki ‘herkes’ sözcüğünün gerçekten herkesi kapsadığını düşünüyorsanız, bu davanın hiç görülmemesi gerekir.”
“Ortada bir suç yoktur. Hatta hakkında dava açılan kişilerin tamamı dinlenmeden dahi beraat kararı verebilirsiniz. Çünkü azınlıkların haklarını savunuyor olmak, ezilenlerin ve ötekileştirilenlerin haklarını savunmak suç değildir; olmamalıdır, böyle değerlendirilmemelidir.”
Son olarak, İstanbul’da alınan bir hak savunucusuna ait savunma tutanağı dosyaya sunularak okundu.
Mahkeme, ara kararlarını açıklayarak dosyadaki eksiklerin tamamlanması amacıyla çeşitli kurumlardan bilgi ve belge istenmesine karar verdi.
Bir sonraki duruşma 14 Ekim 2026’da görülecek.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.