
Yüzyıllar boyunca LGBTİ+’ların yaşamları kayıtlardan silindi. Şubat ayı LGBTİ+’lar olarak tarihe olan katkılarımızı kutlamak için güzel bir fırsat.
Yazar: Matt CainYayınlayan: the GuardianYayın Tarihi: 13 Şubat 2024Çeviren: Alican
Şubat, LGBTİ+ Tarih Ayı. Netflix, bu ayın başında Büyük İskender hakkındaki yeni dizisinin prömiyerini yaptı ve dizi, Netflix’in Büyük İskender’i “gey yaptığına” dair şikayetlere yol açtı. İskender’in eşcinsel ilişkileri olduğuna dair yaygın kanı hatırlatıldığında ise tipik bir şekilde bunun “kanıtlanmamış bir spekülasyon” olduğu öne sürüldü. LGBTİ+ Tarih Ayı’nın bir öznesi olarak, bu durumu kuir geçmişimizi anlamanın önemini konuşmak için bir fırsat olarak görüyorum.
Yüzyıllar boyunca, LGBTİ+ tarihi kayıtlardan silindi. Baskıcı yönetimler, dünyanın çoğu yerinde -tarihin çoğu zamanında- hayatlarımızı gizlilik içinde yürütmemiz gerekmesinden de faydalanarak varlığımızı inkar etmeyi çok kolay buldular. İfşa edilmek, aile tarafından reddedilmeye, sosyal ve profesyonel yıkıma, hapis, işkence ve hatta idama yol açabilirdi. Kuir yaşamların kanıtları sık sık yok edildi ve bu bazen itibarlarını korumak isteyen torunlar tarafından yapıldı.
Örneğin Rönesans sanatçısı Michelangelo’nun birkaç erkekle ilişkisi olduğu biliniyordu; ancak ölmeden önce tüm belgelerini yaktı. Ve 1623’te büyük yeğeni, şiirlerinin bir baskısını eril zamirlerin çoğunu dişil zamirlerle değiştirerek yayınladı. Alın size 19. yüzyıla kadar düzeltilmeyen bir kültürel vandalizm örneği.
Elbette lezbiyen, gey, biseksüel ve trans gibi tanımlamalar tarihin büyük bir bölümünde mevcut değildi. Bu da herhangi bir tarihi kişiliğin kendi zamanında kendini nasıl tanımladığını kesin olarak bilmemizi imkansız kılıyor. Ancak bunu bizi geçmişten silmek için bir gerekçe olarak kullanmak saçma olur. Cinselliğimizin (sadece cinsel aktiviteden ziyade) herhangi bir kimlik olarak tanımlanışı nispeten modern bir anlayış olabilir, ancak biz her zaman buradaydık.
Ebeveynleriyle genelde aynı kimliği paylaşmayan az sayıdaki azınlık gruplardan biri olmamız, kültürel mirasımızı nesilden nesile aktarmak konusunda işleri daha da zor duruma sokuyor. Tüm bunlar tarihçilerin geçmişi heteroseksüelleştirmesine, ilişkilerimizi tutkulu veya samimi arkadaşlıklarmış gibi yazmasına veya işimizle evli olduğumuzu ilan etmesine yol açıyor.
Yıllar süren kampanyalar -sadece tek bir Hollywood filminden bahsetmiyorum- artık çoğu insanın Alan Turing adını bildiği anlamına geliyor. Ancak Bayard Rustin’in hikayesi başka bir film sayesinde yeni yeni gündeme geliyor. Siyah sivil haklar hareketinin önde gelen örgütleyicilerinden ve Martin Luther King’in kilit danışmanlarından biriydi; ancak cinsel yöneliminin harekete zarar vermesini önlemek için hep arka planda tutuldu.
Stanford Üniversitesi’ndeki öncü araştırmalarıyla, beyin hücrelerine dair bildiklerimizde devrim yaratan trans nörobiyolog Ben Barres’in adını kaç kişi duymuştur?
Ya da uzaya çıkan ilk Amerikalı kadın olan astronot Sally Ride’ın bir kadınla 27 yıllık bir ilişkisi olduğunu?
Peki Florence Nightingale’in 1861’de yazdığı bir mektupta şöyle dediğini biliyor muydunuz?: “İngiliz kontesleri ve Prusyalı çiftçi kadınlarla yaşadım, aynı yataklarda yattım. Hiçbir kadın, kadınlar arasındaki tutkuları benim kadar yüksek yaşamamıştır”. Tarihçilerin neden onun bekâr olduğuna inandığı sorusu ise beni aşıyor...
19. yüzyıl Rusya’sında, Çaykovski o dönem için dikkat çeken bir açıklıkla eşcinsel bir erkek olarak yaşadı. Arkadaşlarına ve kendisi gibi eşcinsel olan kardeşine yazdığı mektuplarda duygularını dile getirdi. Hatta bunlardan birini kendisine verdiği kadın ismi olan Petrolina adıyla imzalamıştı. Her ne kadar eşcinsel erkeklerle yakın arkadaşlıklar kurmuş olsa da (Petashenka adında biri, karşısındaki Harbiyeli öğrenci birliklerini dikizlemek için ara sıra onun evine uğrardı), diğer mektuplar bize şunu gösteriyor: Çaykovski, cinsel yönelimini değiştirme isteğinden hiç vazgeçmedi, hayatını ifşa edilme ve gözden düşme korkusuyla yaşadı, alkolizm ve depresyonla mücadele etti.
Zamanının pek çok eşcinsel erkeği gibi, saygınlığını korumak için kısa bir süre bir kadınla evli kaldı; ancak kadın onu daha sonra kendisini “utanç verici ahlaksızlığını” gizlemek için kullanmakla suçladı. Çaykovski kurtuluşu müziğinde buldu ve eserlerinin böylesine neşeli bir niteliğe sahip olmasının nedeni de kim bilir, belki budur. Aynı şekilde, hayatında deneyimlediği duyguların çeşitliliği, onun bale parçalarına dramatik, büyük çaplı hikayeler anlatmak için gereken o derinliği vermiş olabilir.
Bugün Çaykovski, Rusya’da milli hazine olarak kabul ediliyor; ancak Moskova yakınlarındaki Çaykovski Devlet Evi Müzesi’nde olduğu gibi, Çaykovski’nin hayatıyla ilgili resmî açıklamalar onun cinsel yöneliminden hiç bahsetmiyor. Öte yandan, ülkede LGBTİ+ karşıtı yasalar ve devlet destekli nefret kampanyaları gibi baskılar da yaygın biçimde devam ediyor.2017’de Moskova'yı ziyaret ettiğimde LGBTİ+’larla tanıştım ve onların şoke edici hikayelerini dinledim. Ziyaret ettiğim kuir mekanlar da oldu, dükkan kapılarında “İbneler giremez” yazan tabelalar da gördüm. Ancak Çaykovski’nin kuirliği tam olarak anlaşılsa ve sanatının bir parçası olarak kabul edilse, kim bilir belki Putin ve hükümeti için LGBTİ+’lara yönelik zulme devam etmek-ya da en azından kuirliğin ithal olduğunu ve “Rus olmadığını” iddia etmek- daha zor olurdu.
Benim için Netflix’in Büyük İskender dizisine verilen tepki neden LGBTİ+ Tarih Ayı’na ihtiyacımız olduğunu özetliyor ve Çaykovski’nin hikayesi, kuir tarihimizi bilmemenin tehlikelerinin tüyler ürpertici bir örneği. Tarihi anlamak güçlendirir ve kuirler çok uzun zamandır güçsüzleştirilmeye çalışılıyor. Tarih bize -ve diğerlerine- topluma her zaman katkıda bulunduğumuzu öğretebilir, modern dünyadaki yerimizi anlamamıza yardımcı olabilir ve kim olduğumuzla gurur duymamızı sağlayabilir.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.