
Alexey Rûyan Aydın: Enes meşru hakkını kullandı; tutuklama sistemin keyfi baskısı, bizler için özgürlük ve onur mücadelesidir.
Beyazıt'ta yıkılan korku duvarının ötesinde, hepimiz için adil ve özgür bir Türkiye için söz alan Enes, 5 Ağustos'tan beri tutuklu yargılanıyor. 19 Marttan beri Türkiyeli gençler demokratik hakları için mücadele etmekten de bedel ödemekten de geri durmuyorlar. Her şeyin, baskıya ve direnmeye dair, bir arada ve birikerek ilerlediği bu tarihsel bağlamda, sorularımızla hak savunucularının, gazetecilerin ve akademisyenlerin kapısını çaldık.
Bu serinin dördüncü röportajını ÜniKuir gönüllüsü Nis, Alexey Rûyan Aydın'la gerçekleştirdi.
Nis: Öncelikle bizimle buluşmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Bize, özgürlük isteyen gençlere, kendinizi nasıl tanıtırsınız?
Alexey Rȗyan Aydın: Hukuk fakültelerinde uzun yıllar ders vermiş, Türkiye'nin ilk açık LGBTIAQ+ -transgender- anayasa hukuku hocası ve ceza hukukçusuyum, avukatım. Avrupa Konseyi Hukuk Yoluyla Demokrasi (Venedik) Komisyonu eski üyesiyim. İnsan hakları mücadelesi içindeki pek çok toplum liderini, öğrencilerden öğretmelere pek çok kimseyi, ODTÜ LGBT Dayanışması’nı ceza vb. davalarında savunan bir ceza avukatıyım. 2017-2021 arasında 2017 Avrupa Konseyi Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’nün sahibiyim. Kapatılan YARSAV Başkanı yargıç Murat Arslan’ın müdafiiliğini yaptım. Murat hala haksız şekilde içeride ama dünya yargısında adına yargıç okulları açılmış bir kimse. Yargı bağımsızlığı da çalışan bir akademisyenim. Berlin Humboldt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fellow'uyum. Yakın zamanda Anayasa Mahkemesi üyeliği için TBB aday adayı oldum. Bu, tarihteki ilk açık LGBTIAQ+ adaylığı idi. Yarın orada LGBTIAQ+ üyeler olsun diye. Yayınlanmış romancı ve edebiyat ve felsefe çevirmeniyim. Ne yazık ki uzun yıllar üniversitede bulunduğum mevkilerle, kurduğum merkezlerle vardığım seviyeye varmış, benzer başka açık LGBTI arkadaşım bulunmuyor. Olması, artması gerekir çünkü toplumda sayımız hiç de az değil ancak görünürlük hala büyük sorun. Hacettepe Üniversitesi Tıp Hukuku Merkezi’nin bizzat kurucusuyum-, Ankara Barosu LGBTIQ+ Hakları Merkezi’nin kurucu başkanıı oldum. Bir dönem Hacettepe Akademik Etik Kurulu’nun ve Biyo-etik Merkezi'nin üyesiydim. Hacettepe Üniversitesi adına zamanında yepyeni bir Anayasa Taslağı yazıp TBMM Anayasa Komisyonu’nda sunmuşumdur. Bize özgürlük isteyen gençler için zannediyorum başat karakteristiğim her şeye, tüm engellemelere karşın asla var olmaktan vazgeçmeme, bizden sonraki kuşaklar için ilham olma ve bir gün eğer sayımız her alemde her mevkiide artacaksa imkanı olanların kırılganlıklarını da ortaya koyan bir cesaretle ve konfordan da vazgeçerek umut, cesaret verme ve direnç kaynağı olmak bilincidir. Her zaman sınırları zorlamalıyız. Ve bu sınırları hepimiz imkanlarımız dahilinde vazgeçebileceğimiz konforlardan da vazgeçerek yapmalıyız. İmkan dahilinde sözünün altını çiziyorum. Siyaset kültürünü dönüştürücü siyaset yapmanın geleneksel siyaset yapmaktan aslında dönüştürücü her işin geleneksel işlere nazaran bizler için daha önemli olduğunu düşünüyorum. Hayatım dönüştürücü hukuk akademisinin ve dönüştürücü avukatlığın, değişim için avukatlığın da örneğidir. 2021’de çok sevdiğim fakültemden bu düzeni artık daha fazla meşrulaştırmamak için ayrılmak zorunda kaldım, istifaya zorlandım. Artık aynı zamanda bir zeytin çiftçisiyim de. Biz LGBTIAQ+lar nefret körüklenerek yalnızlaşmaya itiliyor olabiliriz ama unutulmamalıdır ki kitle olarak tam manasıyla hayat ustasıyız. Eşit haklarla donatılmış ve bağımsız insanlığı ve yeryüzeyinde yepyeni bir hayatı büyük cinsellik ve cinsiyetler devrimimizle kuracağız. Bu devrim aslen son 50 yıldır tüm dünyada devam ediyor. Bu insanlık tarihindeki en köklü dönüşümlerden biridir. Kadın hakları hareketi 20. yüzyılda ne ise 21. yüzyılda LGBTIAQ+ hakları hareketi de odur. Bunun önünü almak isteyen her nerede bunu yapıyor olursa olsun tarihin akışını geri çevirmeye çalışır sadece ama önleyemez. Zira hakça ve tüm talepleriyle etik bir devrimci vaziyet alıştır bu. Sadece kendini değil cenderedeki tüm insanları, hatta türleri ve yeryüzeyi ekolojisini de talandan azat edecek bir devrim.
Nis: LGBTIAQ+ aktivisti ve gençlik delegesi Enes hakkındaki tutuklama kararının ifade özgürlüğüyle bağlantısını, hem Türkiye’deki üniversitelerde akademik özgürlük mücadelesi veren hem de uluslararası mekanizmalarda hak savunuculuğu yapan bir hukukçu olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Alexey Rȗyan Aydın: Enes’in tutuklanması şiddetle kınayarak başlamak istiyorum. Haksızlığı açık. Kanuna da uyan bir tarafı yok. Tutuklamak için geçerli kriterlerin hiçbirine uyulmadan sanki gözdağı veya yıldırı, bezdiri gibi bir uygulama. Türkiye'nin de üyesi bulunduğu Avrupa Konseyi nezdinde bir konuşma yaptığı ve hükümetin uygulama ve muameleleri eleştiri sınırları içinde kalarak eleştirdiği için tutuklanıyor! Enes aslen hepimiz için korkudan uzak yaşamak hakkını, hepimiz için habeas corpus hakkını vurgulamak istedi.
Nis: Çalışmalarınızda sıklıkla değindiğiniz üzere, hukuk bir yönetim tekniği olarak insan hakları güvenceleri içeren bir mekanizma olabildiği gibi nefret politikalarının ve baskının da bir aracı olarak kullanılabiliyor. TCK m. 217/A bu bağlamda nasıl ele alınabilir?
Alexey Rȗyan Aydın: TCK’nin 217/A maddesinin hükmü şu: Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Buradaki sırf sözüne ve kamu barışını bozmaya elverişlilik kriterine özellikle dikkat çekmek isterim. Normun sınırlanması açısından bilginin gerçeğe aykırı olması gereği de önemlidir. Bunlar aslen bir ölçüde daraltıyor normu zira genel sağlık ve iç ve dış güvenlik bir tarafa kamu düzeni ceza hukuku yoluyla sınırsız korunabilecek netlikte bir değer olarak Türk hukuk sisteminde henüz tanımlanmış değil. Muğlak yani. Hep muğlak uygulandı. Yukarıda saydığım kriterler bunu biraz daraltır ama doğru dürüst uygulanırsa. Ne yazık ki öyle olmuyor. Bakıyorsunuz demokratik toplumlarda rahatlıkla -asla sert dahi sayılmayacak- yalın, gayet makul eleştiri sınırları içindeki bir konuşma tutuklama gerektiren bir eylem sayılıyor. Kaçma şüphesi konusunun bütünüyle yanlış uygulanması bir tarafa biz bu normun uygulanması bakımından AİHM kriterlerine bakıp diyebiliriz ki normun en başında görünmez bir kriter daha vardır. O da Anayasamızın 13. maddesi ve AİHS’den gelir. Yani bu normun içindeki tüm unsurların yanına "demokratik toplumdaki" ibaresini ekleyerek düşünmeliyiz. Bu zaten Anayasa’ya göre otomatikman ekli. Yani demokratik toplumdaki iç ve dış güvenlik, demokratik toplumdaki kamu düzeni, demokratik toplumdaki genel sağlık, demokratik toplumdaki kamu barışını bozmaya elverişlilik gibi. Bunu görebilmek mecburiyetindeyiz, bu Anayasa’nın emridir. Oysa öyle olmuyor. Ne yazık ki örneğin kamu düzeni denince herhangi bir otoritenin huzurunu bozma anlaşılacakmış gibi. Bozulması halinde sıkıntı yaratacak huzur hükümetin bir tür programı değil tüm toplumun huzurudur. Çünkü seçimler varsa, hesap verirlik varsa siyasal muhalefet de toplumsal muhalefet de meşru eylemlerdir. Ceza Kanunu hükümet programını korumaz. Korunması gereken tüm toplumun kamu barışıdır. Enes'in konuşmasında bunu sarsan en ufak bir durum yok.
Nis: Avrupa Konseyi çatısı altında gerçekleştirilen bir konuşmanın yargı tehdidi altında olmasını ve kanunen “koruma tedbiri” olarak anılıyor olsa da bir cezalandırma politikasına dönüşen tutukluluk tedbiriyle karşılaşmasını nasıl değerlendirirsiniz?
Alexey Rȗyan Aydın: AİHM hak ihlali kararları verdiğinde ülkemiz Türkiye sadık şekilde tazminat ödemeleri yapan ve aslen AİHM bütçesine de katkıları büyük olan bir ülke. Şunu anlamak mümkün değil: Hem Avrupa Konseyi AİHS sistemine dahilsiniz ve hak ihlali kararlarında sorumluluğunuzu yerine getiriyorsunuz hem de hak ihlallerinde bulunmaya devam ediyorsunuz. Yani tazminatı öderim hak ihlalinde bulunurum mu denilmek isteniyor? Dostlar Avrupa Konseyi üyeliğinde görsün mantığı mıdır? Son derece çelişkili. Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi bir ülke. Yapılan muamele Konsey üyeliğinin gerektirdiği yükümlülükleri hiç umursamamak demek. AİHS, Konsey’in bir sözleşmesidir. İfade özgürlüğü ilke ve uygulamalarına uymak zorundasınız. Buna rağmen anlaşılan hükümet açısından Avrupa Konseyi LGBTIAQ+’lara karşı baskıyı görünür kılma platformu kılınmış. Zira Konsey’in bu derece önemli bir üye ülkesinin üstelik bir kurucu üye ülkesinin tutup genç bir savunucuyu orada eleştiri sınırları dahilinde yaptığı konuşma için tutuklaması ve bunu da 217/A tipikliğinde ele alması, “benim Avrupa Konseyi’nin değerleriyle alakam yok” demek de oluyor. Büyük bir çelişkidir. Ama zaten uzun zamandan beri siyasal baskıları sosyal alanda da sürdürmek ve bir sosyal kontrol programını da gerçekleştirmek üzere LGBTIAQ+’ların mükemmel stilize edilmiş düşman kılınması çabaları mevcut. Bu trendin korkunç bir yansımasıdır.
Nis: Enes’in hikayesi, LGBTİAQ+’nın hukuk-politiği hakkında ne söylüyor?
Alexey Rȗyan Aydın: Enes medeni, insani ve hak mücadelesi yolunda hepimiz adına sorumluluk almıştır. O bu konuşmayı yaparken meşru, yasal bir hakkını kullandı. Bu hakkını kullandığı için tutuklanması bu noktada artık sadece sistem haksızlığı teorileriyle açıklanabilir herhalde. Ceza hukuku, suç tanımı düzleminde de modern devlette anayasal haklarla sınırlı bir iştir. Suç ve ceza en başta ciddi bireysel veya kamusal değerlere açık ve mevcut tehlike içeren eylemlere karşı öngörülür. Değer topluma mal edilmeli, zarar tehlikesi yoğun olmalı, ikisi arasında bir bağ kurulmalıdır. Bu seviye düştükçe ve kanunda açıkça yazan kriterler göstermelik ve parodi gibi uygulanıyorsa artık pozitivist yorumdan çıkılmış, normlara tabi bir düzen yerine keyfi bir düzen uygulanıyor ve bu keyif de bireylerin ve toplumun değil sadece hükümetin keyfi anlamına geliyor demektir. Normun uygulanmaması geleneksel bir örfü dayatmanın veya tek yanlı bir siyasetin aracı olamaz. Hepimize mal edilebilmelidir. İşin anti demokratik tarafı burada. Normu uygulamıyorum, orada yazanları ciddiye almıyorum derseniz hukuk yerine hukuk kisvesi altında baskıyı organize ediyorsunuz demektir. Nasıl ki bir kadın kadın haklarını savunuyor diye tutuklanamaz LGBTIAQ+ haklarını savunan da tutuklanamaz. Bireylerin cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri varlıklarının merkezi bir tarafı. Kişi bütünlüğü ile ilgili. Bizler açısından bu tutuklamanın en önemli hukuki politik değerlendirmesi, burada tam olarak ne olduğunu hep beraber çalışma ve ifşa etme mecburiyetini göstermesi. Haklarımızı elde etmek için bu derece ağır bedelleri bu yüzyılda ödememeliydik ama insanlık tarihi boyunca anayasal haklar bu bedelleri ne yazık ki ödemek zorunda kalan insanların yüzü suyu hürmetine gelişmiştir. Öte yandan bize bu durum bir sorumluluğu daha hatırlatıyor: Kendi haklarımızın bütün bir toplumun gelişmesine olan katkısını daha çok görünür kılmalıyız. Zira bizler sadece hoşgörü talep etmekle kalmamalıyız. Bizler artık açıkça takdir ve destek talep etmeye geçmeliyiz. Zira ortaya koyduğumuz mücadele bir kültür devrimidir ve laiklikle de ilgisi vardır. Eşitlikle ilgisi olduğu kadar bağımsızlıkla da ilgisi vardır. Ben seninle sadece kanun önünde eşit olmakla yetinmek istemiyorum (ki hala o bile gerçekleşmiş değil), seni de kendim gibi bağımsız ve özgür bir insan, otonom bir birey yapmak istiyorum, egemenliğin kaynağının nerede olduğunu göstermek istiyorum demek lazımdır. Bir insanı kitap okumayı teşvik ettiği için tutuklamak gibi bir uygulamadır bu tutuklama. O kadar basit yani. Bu tutuklamanın ne gibi bir saçmalık olduğunu daha iyi anlatabilmeliyiz.
Nis: Bize ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz. Bitirirken Enes'i ve yargılanan, tutuklanan arkadaşlarını bekleyen gençlere ne söylemek istersiniz?
Alexey Rȗyan Aydın: Enes’e en yakın zamanda kavuşuruz umarım. Ben serbest bırakılacağını, bu anlamsız girişimin nihayete ereceğini düşünüyorum. Hukuk ve etik içinde buna her türlü yolla karşı durmak hepimizin sorumluluğudur. Ve genç arkadaşlarımın bu noktada benden tavsiye almaya ihtiyaç duymayacak kadar varlık bilinci içinde olduğunu da biliyorum. Zira LGBTIAQ+ hak mücadelesinin yenilmeyecek, hiç bir surette ezilemeyecek ve gayrimeşru bir politik program konusu edilemeyecek yönü bizlerin toplumun farklı farklı her yerinde, her katmanında, her siyasal toplumsal ve kültürel ortamında ve her zaman var olan bir kitle olmasıdır. Var olma derken varlıktan bahsediyorum. Bir varlığın, insani ve etik bir varlığın salt varoluşu, hayatının ve insani ilişkilerinin merkezi bir karakteristiği ve habeas corpus haklarıyla kimsenin bir derdi olamaz. Böyle bir dert edinenlerin; insanın deri renginde kusur bulanlar gibi tarih önünde bir gün utanç duyacağı kesindir. Varsayalım birini sırf kadın diye politik kültürel ve toplumsal etkinliklerden alıkoyuyorsunuz, LGBTIAQ+’lara karşı kurulmaya çalışılan baskılar bununla birebir benzerdir. İnsanın, hatta tüm canlıların özvarlığını korumak için direnç göstermesi tabii bir olay. Hiçbir varlık bu direnci göstermeden zaten var olamaz. Gençlere bir tavsiye gerekiyorsa belki en fazla özvarlıklarından mahcup olmamanın hayat ve hürriyetleriyle ilişkisini daha net kavramaları ve onur siyasetinin önemini tekrar tekrar çalışmaları olabilir. LGBTIAQ+ onuru çok kritik bir bilinçtir bu anlamda. LGBTIQA+’ları aile, toplum, devlet, kültür karşıtı göstermek zaten kendi toplumunu tanımamak demek. Her yerde varolan insanları yok edemezsiniz. Toplum dar bir siyasetle egemenlik altına alınacak bir entite değil. Türkiye toplumu da çok çeşitli unsurlardan oluşuyor, her şeye rağmen gelişiyor, dönüşüyor. Bizler görünür oldukça karışıp görüştükçe kendimizi de anlatıyoruz ve dertlerimizin herkesin çektiklerine ne kadar benzediği de ortaya çıkıyor. Geçenlerde kamusal görevdeki biri “Çocuksuz aile, aile değildir.” demeye cüret etti. Karı kocaya dahi dil uzatan yapı mevcutsa o karı kocanın derdiyle ortak yönümüz var demek. Kimseye aile beğendirecek değiliz. Bizler de çeşitli aileler içinden çıktık. Zuhurattan çıkmadık. Anne olmayan kadın kadın değildir denirse, o kadınla da ortak derdimiz var. Nesli koruma deniyor. Çocuk yapma ve hele yetiştirme zaten evlilik içine sıkışacak konu da değil. Evlenmeden çocuk yapanlar da var örneğin. Demek ki onlarla da derdimiz aynı. Evlat edinenle, öksüz ve yetim yurt çocuklarıyla, evlilik dışında üreyenle, baskılar yüzünden şiddet gördüğü halde boşanamayanla, örnekler o kadar çok arttırılabilir ki, ortak dertlerimiz var. Bu konuların sınıfsal yönü de daha çok ifşa edilmeli. Derin yoksulluk veya derin kültürel cendereler içindeki bir kimsenin, varsıl biri veya eğitimli biri kadar var olmaya hakkı vardır. Kadın özgürlüğü nasıl ki varsıl ve eğitimli kadının özgürlüğü değilse, LGBTIAQ+’ların özgürlüğü de sadece varsıl ve eğitimli LGBTIAQ+’ların özgürlüğü değildir. Aslında mücadele, ıslıklar yuhalamalar altında okul yolundaki bir kadının, okula gitmeye çalışan tarihteki o ilk kadının onuru gibidir. Yoksa imkanı olan kadın, evinde kitabını kadınlar okula gidemezken de okuyordu!
Gururla her kesimde her katmanda var olmalıyız. Varoluşumuza eylemlerimize utanç yakıştırmaya çalışanlara karşı durmalıyız. Ne ailenin, ne toplumun, ne de belirli bir siyasetin karşısında ezilecek değiliz. Aileyi de, toplumu da, siyaseti de kültürü de dönüştüreceğiz. Tanımlarını dönüştüreceğiz. Aile tanımı kimsenin tekelinde değil, tarih boyunca dönüşmüş gelişmiş bir kurumdur. Bugün egemen siyaset dünyanın pek çok yerinde tabiatın çeşitliliğine, yeryüzeyine dahi saldırıyor. İnsanlığa bir dünya değil 4.5 dünya lazımmış zira kaynakların sadece belli bir kesime aktığı ve sorumsuzca kullanıldığı, canlı varlığının, türlerin, dağların, nehirlerin dahi tehdit altında olduğu, soluduğumuz havanın içtiğimiz suyun elimizden alındığı; derin yoksulluğun insanları geleneksel egemene muhtaç kılmak için körüklendiği yapılar mevcut. Bizler kendi haklarımıza karşı girişilen saldırıların bunlarla ilişkisini de asla görmezden gelmemeliyiz.
Öte yandan biyoloji adı altında sabitlenmeye ve derin kutuplaşmaya hizmet eden ve baskıyı sürdüren tüm anlayışların iflas ettiği noktaları da ifşa etmeliyiz. Çeşitliliği savunmak aynı zamanda tabiatı da savunmaktır. Örneğin ben kimliklerdeki kadın ve erkek hanelerinin kaldırılmasını savunacak noktadayım şimdi. Kadınlığa veya erkekliğe hiçbir hukuki sonuç bağlanamamasını, asıl bunun tam eşitlik olduğunu savunuyorum. Her konuda beyan esasına geçilmeli. Kişinin özvarlığı ne bilime ne de dine ne de başka bir dışarıdan bakışa bırakılabilir. Kişi kendini bilir. Kendini tanımlamak için kimseden de icazet alacak değildir. Hukuki olarak tanımlanma tanınma çabalarımız, hukuk mücadelemiz bizleri kendimizi sorgulamaya götürmemeli. Bizler varız, sadece toplumsal ilişkilerimizi düzenlemek ve topluma katkılarımızı kolaylaştırmak için hukuken saygı ve tanıma görmek istiyoruz. Yoksa zaten varız. Var olmak için hukuktan icazete gerek yok. Meşru ve tabii bir varoluştur çünkü. Cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler hakça olan tüm düzlemlerinde açıkça savunulmalıdır. Varlıklar kutup uçlarında tezahür etmezler, spektrumda bir yelpaze üzerinde tezahür ederler. Gökkuşağı bunu anlatır. Biz onurlu varoluşumuzu anlatmaya devam edeceğiz.
Enes'in bunu ortaya koyduğu açık. Doğal bir direnci, en gereken yerde en gerekli zamanda bizler, hatta tüm toplum için ortaya koyuyor. Bizlerin hayat hakkını savunuyor. Bir kahramandır. Hürriyetine kavuşacaktır. Fakat keşke hakikatten bahsedebilmek için kahraman olmaya gerek olmasaydı. Hakikat herkesi özgür kılar, aslen herkes için hayati önemde bir değerdir. Hakikati bulmak için tartışmak, muhakeme etmek, usa ve yüreğe vurmak yerine, "Ben zaten her şeyi biliyorum" ve bunu da sana dayatacağım, sana asla kulak vermeyeceğim diyen bir anlayış, bırakınız LGBTIAQ+ olarak, bir akademisyen bir bilimci bir meslek insanı olarak da canımızı yakar. Bizler tek kitapla tez yazmayız! Her zaman binlercesinden farklı görüş, oluş ve fenomenlerden yararlanırız. Bir tane insanlık tarihi yok. İnsanlıklar tarihi var. Enes gibi arkadaşlarımıza bunu bizlere hatırlattıkları için şükranlarımız var.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.