
"Daha fazlasını yapma" halinin gölgesinde: tükenmenin adı, sebepleri ve dayanışmayla onarımı
Bazen duyulmak için ne kadar bağırırsak bağıralım, sesimiz kendi içimizde yankılanmanın ötesine geçemiyor. Türkiye’de kuir bir aktivist olarak var olmak, yalnızca görünürlük mücadelesi değil, aynı zamanda var olabilme mücadelesi. Sadece kendim ve çevrem için değil, bizden sonraki herkes için. Hep bir devinim, hep bir “daha fazlasını yapma isteme” hali. Ama bu halin içinde sürekli yıldırma politikalarıyla karşı karşıyayken bazen bir şeyler eksilebiliyor- genelde sessizce; enerjimiz, bedenimiz, bazen inancımız. Ve bu çok doğal.
Aktivist tükenmişliği (activist burnout), özellikle sosyal adalet hareketlerinde yer alan bireylerin uzun süreli mücadele içerisinde duygusal, fiziksel ve zihinsel olarak yıpranmasıyla tanımlanıyor (Gorski & Chen, 2015). Ancak kuir aktivistlerde bu tükenmişlik çok katmanlı. Çünkü bu mücadele varoluşsal. Bir yandan sistemle mücadele ederken, bir yandan da “kendimiz” olmaya çalışıyoruz. Vaccaro ve Mena’nın (2011) kuir üniversite öğrencileriyle yaptığı çalışmada, aktivizmin kuir bireylerde hem aidiyet sağladığı hem de ağır bir duygusal yük getirdiği tartışılıyor. Katılımcılardan biri şöyle diyor: “Her zaman bir şeyleri savunmak zorundaymışım gibi hissediyorum. Sanki sadece yaşamak yetmiyor.”.
Bir diğer isim, Muñoz (2009) ise, kuir umut fikrinden bahsediyor “henüz gelmemiş olanın inşası”ndan söz ederken. Yani umut, şimdide değil; geleceğe dair bir tahayyülde gizlidir; bizi ayakta tutan bir tahayyül. Berlant’ın (2011), "acımasız iyimserlik" (cruel optimism) kavramını ise hangi umutların bizi yaşatıcı, hangilerinin ise tüketici olduğunu ayırt etme gerekliliğine dair bir uyarı adeta. Yani, kuir mücadele özelinde, adalet ve özgürlük tahayyülünü terk etmekten değil; fakat bu tahayyülün bireysel ve kolektif bedellerini fark etmek ve daha “yaşanabilir” (livable) umut biçimleri inşa etmekten söz ediyoruz. Çünkü arzu ettiğimiz bir şey aslında gelişimimize engel olabilir (Dimock, 2012). Hep daha iyi olacağına dair inanç, eğer sürekli ertelenirse, yıkıcı hale gelebilir. Acımasız iyimserlik kavramı tam da bu durumu tanımlar: umut ettiğimiz şeyin bizi iyileştirmek yerine yaraladığı toplumsal bağlamlar. Kuir aktivizm, bazen tam olarak buna dönüşebiliyor. Adalet, dayanışma, görünürlük gibi değerlere duyulan bağlılık, zamanla kişinin kendi ruhsal sağlığıyla çelişmeye başlayabiliyor.
Aktivist tükenmişliği konusundaki yazına baktığımızda öne çıkan bazı çalışmaları hatırlayalım. Örneğin Gauditz’in 2024 tarihli makalesi- Guaditz, Avrupa’daki Sınırsız (No Borders) hareketinde aktivist tükenmişliğini tam da bu noktadan ele alıyor. Gauditz, göçmen ve mülteci hakları için mücadele eden çok çeşitli kimliklerden aktivistlerin karşılaştığı ruhsal zorlanmaları yalnızca bireysel bir dayanıklılık meselesi olarak değil, yapısal ve ilişkisel bir gerçeklik olarak tartışıyor. Sınırsız, hem radikal politik hedefleri (örneğin sınırların kaldırılması, eşit yurttaşlık) hem de acil insani destek ihtiyacını (barınma, sağlık hizmeti, hukuki destek) aynı anda karşılamaya çalışan bir hareket. Bu çok boyutlu destek çabası, içeride sürekli olarak çözülmesi gereken duygusal, etik ve pratik gerilimler yaratıyor. Gauditz’in saha araştırmasına dayanan analizinde üç temel stres faktörü öne çıkıyor:
Prefiguratif ihanet, aktivistlerin savunduğu eşitlikçi değerlerin kendi hareketleri içinde yeniden ihlal edilmesiyle oluşan kırılmayı tanımlıyor. Özellikle ırkçılık, cinsiyetçilik ya da hiyerarşik ilişkilerin yeniden üretildiği durumlar, hareketin içsel güvenini zedeliyor.
Yetersiz beklentiler ise yeni katılan aktivistlerin, karmaşık ve çoğu zaman travmatik olan bu alanı, ya salt politik bir mücadele ya da salt insani yardım pratiği olarak görmeleriyle ortaya çıkıyor.
Yaşam dünyalarının yarılması, aktivistlerin gündelik hayatları ile hareket içindeki kriz durumları arasında anlamlı bir köprü kuramamasından kaynaklanıyor; bu durum, suçluluk, yabancılaşma ve yalnızlık hissini büyütüyor.
Guaditz’in çalışması, aktivist tükenmişliğini sadece kişisel bir “baş edememe” meselesi olarak değil, kolektif bir yara olarak okumamız gerektiğini hatırlatıyor. Özellikle sınıfsal, etnik, yasal ve cinsiyet temelli eşitsizliklerin kesiştiği noktalarda bu yara daha da derinleşiyor. Bu bağlamda yalnızca aktivizm üzerine düşünmek için değil, birlikte mücadele etmenin sınırlarını ve olanaklarını yeniden düşünmek için de kıymetli bir kaynaktan söz ediyoruz.
Yakın zamandaki kuir yazına baktığımızda ise, Tavarez (2024), biseksüel üniversite öğrencilerinin LGBTİ+ kampüs alanlarındaki kimlik temelli aktivizme katılım süreçlerini ve bu deneyimlerin getirdiği zorlukları inceliyor. Araştırma, biseksüel öğrencilerin hem heteroseksüeller hem de LGBTİ+ toplulukları içinde maruz kaldıkları görünmezlik, dışlanma ve bifobi ile mücadele ettiklerini gözler önüne seriyor. Katılımcılar, kampüslerde aktivist olarak yer almalarından ötürü, biseksüel kimliklerinden dolayı karşılaştıkları bifobinin yanı sıra aktivizme aşırı bağlılık gibi nedenlerle tükenmişlik belirtileri yaşadıklarını belirtmişler. Çalışma, bu zorluklara rağmen aktivizme devam etmelerini sağlayan motivasyon kaynakları da inceliyor.
Bu ve bunun gibi daha birçok çalışmada, bize literatürün de hatırlattığı bir şey var: Aktivizm yalnızca dışsal yapılarla verilen bir mücadele değil, aynı zamanda içsel bir varoluş pratiği. Dolayısıyla tükenmişlik, bireysel bir ‘zayıflık’ değil; yapısal baskılar, kolektif yükler ve kimlik temelli görünmezliklerin kesişiminde ortaya çıkan bir deneyim.
Bu tükenmişliğin evrensel bir dili var. ILGA-Europe Blog’da yayınlanan Ruh Sağlığı Notu’nda (2022) ifade edildiği gibi, kuir aktivistler yalnızca dışsal baskılarla değil, kendi içselleştirdikleri görev duygusuyla da başa çıkmak zorunda kalıyorlar. Yazı, LGBTİ+ hareketlerinin sürdürülebilirliğini konuşurken, aktivistlerin duygusal iyilik halinin sıklıkla görmezden gelindiğine dikkat çekiyor. Özellikle baskı rejimlerinde mücadele eden bizlerin kendimizi sürekli "dayanıklı", "örgütleyici", "eğitici" ve "yol gösterici" olarak konumlandırıyor oluşumuz, bireysel sınırların silinmesine yol açabiliyor. Yazı, "aktivizm senin bütün kimliğin olmak zorunda değil" diyerek hayati bir hatırlatma yapıyor: kendini bütünüyle harekete adamadan da değerli olabilirsin. Öz bakım sadece kişisel bir ihtiyaç değil, aynı zamanda politik bir sorumluluk- kendine karşı da bir sorumluluk. ILGA-Europe Blog’da önerildiği gibi, sınır koymak, yardım istemek, yalnız kalmayı istemek ya da bazen hiçbir şey yapmak istememek; hepsi meşru, hepsi yaşatıcı. Aktivizm bir yaşam biçimi olabilir ama o yaşamın merkezinde senin olduğunu unutma.
SPoD’un (2021) raporuna göre LGBTİ+ bireyler, özellikle de aktivizm yürütenler, sistematik dışlanma, ekonomik belirsizlik, siyasal baskılar, toplumsal şiddet ve örgütsel iç dinamiklerden kaynaklı olarak yüksek düzeyde stres, tükenmişlik ve kaygı yaşama riskiyle karşı karşıya. Aktivistlerin esenliğini tehdit eden bu unsurlar sadece bireysel değil; kolektif, yapısal ve politik düzeyde şekillenmekte ve bu nedenle çok katmanlı müdahaleleri gerekli kılıyor. Ayrıca rapor, bireysel psikoterapiye erişim, güvenli sosyal alanların eksikliği ve ruh sağlığı hizmetlerinin cis-heteronormatif geçmişine yönelik güvensizlik gibi alanlardaki ihtiyaçları vurguluyor. LGBTİ+ aktivistlerinin esenliğini artırmak adına önerilen destek stratejileri arasında örgütlerle temas kurmak, dayanışmayı güçlendirmek, kolektif iyilik halini gözetmek ve ruh sağlığı uzmanlarının bu alandaki yapısal sorunları tanıması ve savunuculuk yapması önemli yer tutmakta. Bu bağlamda örgütlenmenin sadece bir mücadele biçimi değil, aynı zamanda koruyucu bir ruh sağlığı pratiği olarak değerlendirilebileceğini görüyoruz.
Aktivistler yüksek risk altında. Çünkü yaptıkları işler genellikle planlaması ve organize etmesi zor, bu yüzden “anlık tatmin” alamıyor ve motivasye olmakta zorlanıyorlar. Üstelik birçok aktivist, toplumsal olarak hedef alınan veya fikirleri eleştirilen azınlık gruplarına ait; bu da streslerini artırıyor. Çevreden gelen destek çoğu zaman yetersiz oluyor; hatta bazı arkadaş ve aileler yaptıkları işleri eleştiriyor veya zaman kaybı olarak görüyor. Aktivistler sık sık yaptıkları işin gerçek bir değişim yaratıp yaratmayacağını sorguluyor. Tüm bu etkenler yavaş yavaş tükenmişlik sürecini başlatıyor. Tükenmişlik genellikle kendiliğinden fark edilmiyor, yavaş ilerliyor; kişi önce yorgunluk, motivasyon kaybı, uykusuzluk ve sık sık sinirlenme gibi belirtiler yaşıyor. Bu belirtiler görmezden gelinir ve devam eden stres fark edilmezse, süreç sonunda günlük hayatın bile üstesinden gelinemeyecek kadar zorlayıcı hale geliyor.
Bütün bu süreçte bazen en çok unuttuğumuz şey, kendimizi yaşatmak oluyor. Harris (2025)’in Out Front Magazine’de yayımladığı bir yazı, aktivist tükenmişliğiyle başa çıkmak için altı temel öz bakım önerisi sunuyor: sosyal medyadan bilinçli kopuşlar yaşamak, bedenin ihtiyaçlarını dinlemek, profesyonel destek aramak, sınır koymayı öğrenmek, doğayla temas kurmak ve mücadeleye ara verme hakkını tanımak. Her biri, günümüzün hızlı ve tüketici aktivizm dünyasında kendi gücümüzü yeniden inşa edebilmek için önemli hatırlatmalar. Elbette bu pratikler yapısal sorunları ortadan kaldırmaz; ancak bireysel iyilik halimizi koruyarak uzun soluklu mücadelelerde ayakta kalmamıza katkı sunabilir. Çünkü kendimizi korumak, yalnızca bir hayatta kalma stratejisi değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir direnişin de doğal ve etik bir parçasıdır.
Meraklısına,
Berlant, L. (2011). Cruel Optimism. Duke University Press. https://doi.org/10.2307/j.ctv1220p4w
Dimock, C. (2012, Temmuz 30). Cruel Optimism by Lauren Berlant. Lambda Literary Review.
Gauditz, L. C. (2024). Activist burnout in No Borders: The case of a highly diverse movement. Transcultural Psychiatry, 62(2), 167-180. https://doi.org/10.1177/13634615241296292
Gorski, P. C., & Chen, C. (2015). “Frayed all over:” The causes and consequences of activist burnout among social justice education activists. Educational Studies: Journal of the American Educational Studies Association, 51(5), 385–405. https://doi.org/10.1080/00131946.2015.1075989
ILGA-Europe. (2022, May 11). Mental health: Dealing with stress as an LGBTI+ activist. ILGA-Europe. https://www.ilga-europe.org/blog/mental-health-dealing-with-stress-as-an-lgbti-activist/
Muñoz, J. E. (2009). Cruising Utopia: The Then and There of Queer Futurity. NYU Press. http://www.jstor.org/stable/j.ctt9qg4nr
Harris, C. (2025, June 12). Activism and burnout: 6 ways to care for yourself while fighting for change. Out Front Magazine. https://www.outfrontmagazine.com/activism-and-burnout-6-ways-to-care-for-yourself-while-fighting-for-change/
SPoD. (2021). Ruh sağlığı alanında LGBTİ+ odaklı yaklaşımlar: Kaygı. https://spod.org.tr/ruh-sagligi-alaninda-lgbti-odakli-yaklasimlar-kaygi-yayinda/
Tavarez, J. (2024). “There’s people out there doing more than me…”: Activist burnout among bisexual college students within LGBTQ campus spaces. Journal of Diversity in Higher Education, 17(4), 588–597. https://doi.org/10.1037/dhe0000442
Vaccaro, A., & Mena, J. A. (2011). It's not burnout, it's more: Queer college activists of color and mental health. Journal of Gay & Lesbian Mental Health, 15(4), 339–367. https://doi.org/10.1080/19359705.2011.600656
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.