
"Tasarının geçmesi trans varoluşunun belirsizliğe, devamlı olarak ileri ötelenen süreçlere mahkum edildiği bir gerçeklik oluşturabilir."
Onsekiz (18) Değil Yirmibir (21)
Taslak ile getirilmek istenen bu düzenleme cinsiyet değişikliği ameliyatı için mahkeme izni verilmesine ilişkindir. Gerekçede yaş üzerinde yapılan bu değişiklik “Düzenlemeyle, cinsiyet değişikliğinin yaş sınırı onsekizden yirmibire yükseltilmektedir. Böylelikle kişilerin yaşamının sonraki bölümünü ciddi şekilde etkileyecek nitelikte olan bu kararın belirli bir yaş olgunluğuna ulaşıldıktan sonra alınması sağlanmaktadır.” şeklinde ifade edilmiştir. Oysa ki Türkiye’de onsekiz yaşını doldurmamış kişiler mahkeme kararıyla evlenebilir, onsekiz yaşını dolduran kişi; oy kullanabilir, evlenebilir, milletvekili seçilebilir… Bunlar da pekala kişinin yaşamının bir sonraki bölümünü ciddi şekilde etkileyecek kararlardır ve ergin olma yaşı olan 18 ile sınırlandırılmışlardır.
Karışıklık yaratmamak adına söylemek gerekir ki maddede kişinin cinsiyet uyum sürecinin hastane kısmına da 18 yaşında başlamasının önünde bir engel yok. Burada engel yine bu taslakta “suç” olarak düzenlenmiş ameliyatlara yönelik getiriliyor. Sayılan tüm bu özgürlüklere sahip bir gencin kendi varoluşuyla doğrudan ilintili, günlük hayatını son derece zorlaştıran disforilerden kurtulmasını sağlayacak ameliyatları olması engellenmek, ötelenmek isteniyor. Taslağa göre bu ameliyatları suç işlemeden olmak için ise bilimden uzak ve ideolojik kaygılar ile yirmi bir yaş işaret ediliyor. Tasarının geçmesi trans varoluşunun belirsizliğe, devamlı olarak ileri ötelenen süreçlere mahkum edildiği bir gerçeklik oluşturabilir.
Üreme Yeteneğinden Sürekli Biçimde Yoksun Bulunma Şartı:
Yürürlükte olan kanun maddesinde de eskiden bu şart mevcuttu. Fakat bu kısmın yarattığı kafa karışıklığı sebebiyle henüz ameliyat olmamış transların ameliyat izin davası açabilmesinin önü tıkanıyordu. İnsanların ameliyat olmak için izin istemiyle açmak istedikleri dava ameliyat olmadıkları için red olunuyordu. Anayasa Mahkemesi, 20/03/2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan, 29/11/2017 tarih 2017/130 Esas ve 2017/165 Karar sayılı kararı ile “üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunma” şartını iptal etti. Bu şartın iptali ile üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunmaksızın cinsiyet hanesi değişikliği yapılabilir hale gelmedi, yalnızca ameliyat izin davası hakimlerin kafa karışıklığına mahal vermeksizin, rahatlıkla açılabilir oldu. Fakat güncel uygulamada hala transların cinsiyet hanesi değişikliği talebiyle açtıkları davada sundukları heyet raporunda üreme yeteneğinden kalıcı şekilde yoksun bulunduklarını belgelemeleri gerekiyor.
Cinsiyet hanesini değiştirmek için zorunlu olarak yapılan bu ameliyatlar ile translar halihazırda zaten devlet eliyle zorla kısırlaştırılıyor.
Bu şartın maddeye yeniden eklenmesiyle, Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararı dolayısıyla Anayasa’nın ta kendisi hiçe sayılıyor. Anayasaya aykırı bir düzenleme getirilmek isteniyor. AYM kararı öncesi süreçte yaşanan tıkanıklık yeniden hayata geçirilmeye çalışılıyor.
Sağlık Bakanlığı Tarafından Belirlenen Tam Teşekküllü:
Geçtiğimiz 30 ocak günü Sağlık Bakanlığı, 20 yeni denetim ve değerlendirme komisyonu kurduğuna dair X hesabında bir paylaşım yapmıştı. Bu komisyonlardan biri de “Cinsiyet Değişikliği” denetim ve değerlendirme komisyonuydu. Kurulmasının hemen arkasından gelecek sürece başlanabilen eğitim ve araştırma hastanelerine işleyişi zorlaştıran pek çok denetim getirilmesi, sürecin yürütüldüğü hastanelerdeki süreçlerin durdurulması, süreci yürüten hekim kadrosuna yönelik soruşturma açılması gibi pek çok ardışık pratiği tahmin etmek güç değil.
Bunun yanında kanun taslağı, uygulamada herhangi bir eğitim ve araştırma hastanesinde cinsiyet uyum sürecine başlanılabileceği algısını yaratıyor. Oysa 81 ilin tamamında sürece başlanabilecek hastane sayısı yalnızca 17, bu hastanelerin de pek çoğu ise büyük şehirlerde.
Getirilen şart, hem ameliyat izin davası için istenen dört ayrı raporun hem de cinsiyet hanesi değişikliği için istenen “amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değişikliği ameliyatının” gerçekleştiğine dair raporun kişinin sürecini yürüten eğitim ve araştırma hastanesindeki hekimlerce değil Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen bu hastanelerce verileceğini düzenliyor. Dolayısıyla eklenmek istenen bu şartı şöyle yorumlayabiliriz; transları önceleyen, transların sosyal desteğe erişerek süreci tamamlamasını ve sosyal hayata rahatlıkla karışmasını hedefleyen hekimlerin verdiği rapor yerine sağlık bakanlığı tarafından belirlenen tam teşekküllü ayrımcılık raporu!
En Az Üçer Ay Aralıkla Yapılacak Dört Değerlendirme:
Translar pekala süreçsiz, hormonsuz, ameliyatsız ve mahkemesiz de transtır. Ancak hukuki ve tıbbi sürece dair bilgi sahibi olmayanlar için ortalama bir resim ile örneklendirmek istiyorum. (Süreç kronolojisi hastaneler arası farklılık gösterebilir ve yazacağım hali tek ihtimal değildir.) Psikiyatri değerlendirmesi, hormon kurulu raporu (kimi hastanelerde), ameliyat izin davası, sağlık kurulu raporu, “amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı”, kimlikteki cinsiyet hanesinin değiştirilmesine yönelik dava kronolojisinde en iyi ihtimalle 1.5-2 yılı bulan bir süreçten bahsediyoruz. Ancak disfori, kaygı, transfobi, çalışma saatleri gibi sebeplerle düzenli muayeneye gidemeyen, randevusunu kaçırdığı için sürece devam edemeyenler de var.
Süreç mevcut haliyle zaten bu erişim engellerini kolaylaştırır durumda değil. Dolayısıyla süreç çoğu trans için yıldırma süreci ve kişilerin buna direnişiyle ilerlemekte.
Eklenmesi istenen bu şartla zamana dair bir üst sınır getirilmeksizin “en az üç ay arayla” denilmekte ve belki yıllarca değerlendirme kurullarında geçecek bir sürecin önü açılmaktadır. Şimdiki haliyle bile uzun yıllara yayılmış durumda olan bu süreç, bu şart eklenirse insanların asla sonunu göremediği bir kara delikten farksız hale gelecektir. Bu açıkça kişilerin sırf trans oldukları için sağlığa erişim hakkının engellenmesi anlamına gelebilir.
İnsanların sosyolojik etkilerle trans beyanı vermesi, hakkında Türkiye’de yapılmış tek bir araştırma dahi olmayan, bilimsellikten son derece uzak bir iddiayken, taslakta yukarıda sayılan tüm kısıtlamalar bu dayanaksız iddia üzerinden gerekçelendiriliyor. Değerlendirmek gerekirse, önce kişileri genel anlamda ise aile kurumunu ve toplumu koruduğu iddia edilen bu taslağın hedefi, siyasi kaygılar için transların hayatını karanlığa sürüklemektir. Taslakla düşünülenin tam aksine kişileri, aileyi ve toplumu koruyacak yegane şey, bireylerin varoluşlarına uygun biçimde temel hak ve özgürlüklerine erişebilmeleridir. Tıbbi ve hukuki boyutlarıyla cinsiyet uyum süreci kişiyi tanımaya yönelik olmalı, kişinin beyanını esas almalıdır. Transların hormona erişebilmek, ücretsiz endokrinoloji muayeneleriyle hormon terapisine başlamak ve devam edebilmek, alanında uzman bir psikiyatrist ile sosyal uyum konuşarak süreci devam ettirebilmek gibi sebeplerle başlamaları gerekirken bu haliyle TMK 40, süreci bir vesika* sürecine çevirmektedir.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.