
Bugün, Ecem Toraman’ın 2024’te tamamladığı “İkili Cinsiyet Sisteminin Ötesi: Türkiye’de Non-binary Olmak” adlı yüksek lisans tezini ilginize sunuyorum
Merhaba lubunya! Bugün, Ecem Toraman’ın 2024’te tamamladığı “İkili Cinsiyet Sisteminin Ötesi: Türkiye’de Non-binary Olmak” adlı yüksek lisans tezini ilginize sunuyorum. Bu çalışmanın araştırmacısı Ecem, kendini ikili cinsiyet sisteminde yer edinmeyen bir psikolog olarak tanımlıyor. Tezin çıkış noktası, araştırmacının bu alandaki kişisel merakı ve kendi deneyimine yönelik sorularıyla şekilleniyor. Bayılarak okuduğum bu tezi sizlere özetleyerek aktarmaya çalışacağım.
Toplumun büyük çoğunluğu için cinsiyet, doğumda atanır ve değişmez kabul edilir. Kadın ya da erkek olmanın ötesinde başka bir olasılık pek düşünülmez. Ancak bu ikili yapı, her bireyin deneyimini kapsamaz. Kendini kadın ya da erkek olarak tanımlamayan, toplumsal cinsiyetin dikte ettiği sınırların dışında var olan bireyler -non-binaryler- günümüzde daha fazla görünür hale geliyor. Bu artan görünürlüğe rağmen, non-binary kimliklere yönelik bilgi eksikliği, toplumsal kafa karışıklığı ve temsil yetersizliği hala sürüyor. Özellikle Türkiye gibi cisheteronormatif değerlerin katı şekilde dayatıldığı sosyal ve politik bağlamda, bu görünmezlik çok daha derin hissediliyor.
Ecem Toraman’ın 2024 tarihli yüksek lisans tezi, bu eksikliği görünür kılmayı amaçlıyor. Ecem’in araştırması, non-binarylerin cinsiyet kimliği gelişim süreçlerine kuir bir mercekten bakıyor. Non-binarylerin kimliklerini fark etme, anlamlandırma, ifade etme ve bu süreçlerde karşılaştıkları zorlukları nasıl deneyimledikleri; Türkiye’ye özgü kültürel ve toplumsal dinamiklerle birlikte derinlemesine inceleniyor. Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (YFA) yöntemiyle yürütülen bu araştırmada, kendini ikili cinsiyet sistemi dışında tanımlayan 11 bireyle, yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş. Bu görüşmeler, non-binaryliğe dair bireysel ve kolektif hafızanın izlerini taşıyor. Her biri, cis-hetero normların ve ikili cinsiyet sisteminin dışında bir varoluşun olasılıklarını ve deneyimlerini gözler önüne seriyor. Ecem’in araştırması Türkiye’de non-binary kimliklere odaklanan ve bu kimliklerin gelişim deneyimlerini katılımcıların kendi sözleriyle ortaya koyan ilk çalışma olması. Çalışmanın bulguları, non-binary kimliklerin toplumda görünür kılınması, bu kimliklere yönelik farkındalığın artırılması ve yasal hakların güvence altına alınması gerektiğini göstermektedir. Sosyokültürel ve politik iklimin iyileştirilmesi, non-binarylerin kimlik kabul süreçlerinin erken tamamlanmasına, özşefkatlerinin ve psikolojik iyilik hallerinin artmasına katkı sağlayacaktır.
Ecem, araştırmasında Türkiye'de kendini ikili cinsiyet sistemi dışında tanımlayan bireylerin kimlik gelişim sürecini anlamaya çalışıyor. Bulgular, bu bireylerin sadece bireysel bir yolculuk yaşamadıklarını, aynı zamanda yoğun bir toplumsal baskı ve kültürel engelle karşı karşıya kaldıklarını gösteriyor. Eğitim, sağlık, iş hayatı ve gündelik ilişkilerde maruz kalınan şiddet ve ayrımcılık, kimlik gelişimlerinin en temel yapı taşlarını şekillendirmiş durumda. Bulgularda öne çıkan iki ana tema var: (1) Kimlik gelişiminin dönüm noktaları, (2) Kimlik gelişimini etkileyen faktörler.
İkili Cinsiyet Sistemiyle Karşılaşma
Araştırmanın katılımcıları, hayatlarının erken dönemlerinde ikili cinsiyet sistemine ve onun dayattığı normlara en belirgin biçimde aile içinde, okulda ve akranlarıyla iken maruz kaldıklarını belirtmiş. Birçok katılımcı, çocukken cinsiyet ifadeleri nedeniyle ailelerinden baskı gördüklerini anlatıyor. Ancak esas kırılma noktası, çoğu katılımcı için okulda başlıyor. Okuldaki teneffüs grupları, kıyafet kuralları, tuvalet ayrımları gibi pratikler, katılımcılara bu toplumda yalnızca iki “kabul edilebilir” cinsiyet olduğunu güçlü biçimde hissettiriyor. “Teneffüste kızlar ayrı takılıyor, erkekler ayrı takılıyor. Ben böyle ben neredeyim yok mu kardeşim iki seçenek mi var?” diyen bir katılımcı, bu uyumsuzluğun yalnızlaştırıcı etkisini özetliyor. Bazı katılımcılar "yanlış davrandıkları", "doğru yerde olmadıkları", hatta “hatalı oldukları” duygusunu çok erken yaşlarda içselleştirmiş. “Benim gibi olan başka kimse yoktu. Bende bir sorun var sandım” ifadesi, bu içsel çatışmayı açıkça ortaya koyuyor.
Katılımcılar, ikili sisteme uyumsuzluk hisleriyle birlikte kendi kimliklerine dair anlam arayışına yönelmişler. Bütün çevreleri tarafından kadın veya erkek gibi olma baskısını hissetmelerine bağlı olarak kendilerini tanımlayacakları grubu seçmek zihinsel bir uğraşıya dönmüş.
Başa Çıkmak: Bastırma mı Yok Sayma mı?
Toplumun onaylamadığı duygular utanç yaratıyor ve bu utanç, kişinin kendi duygularını bastırmasına neden oluyor. “Bu hissettiklerin hoşlanma değil, yakın arkadaşlık hissidir” gibi iç sesler, zamanla kişinin gerçek hislerini inkar etmesine yol açıyor. Bu durum, sadece bir savunma değil, hayatta kalma, baş etme stratejisi haline geliyor. Bir başka yaygın strateji ise “aşırı telafi”: Hissedilenleri inkar edip tam tersini davranışla “örtmeye” çalışmak. Toplumsal normlara uyum sağlayarak dışlanmaktan kaçınma arzusu, bu davranışı sürekli kılıyor. Bu bastırma ve telafi süreçleri sadece geçmişte kalmıyor; katılımcıların bir kısmı bugün bile benzer davranış kalıplarına başvurduğunu söylüyor. Çünkü mesele yalnızca toplumsal cinsiyet normlarına uyum değil; aynı zamanda utanç, dışlanma ve yalnızlık gibi duygulardan korunmak.
Katılımcılar ikili sistem düzenine doğdukları ve bu normlara maruz kaldıkları için kendilerine dair sorgulamaları ve bocalamaları da ikili sistem üzerinden ilerliyor. Doğdukları andan itibaren öğrenilen ikili sistem, başka bir kimlik varoluşunu tahayyül edememelerine neden oluyor. Kendilerini atanmış cinsiyetlerine dair normlara ait hissedemeyen non-binary kimlikler “O zaman kadın değilsem erkek miyim?” temelinde kimlik sorgusu deneyimliyor.
Katılımcılar non-binary gibi kavramlara ya da temsillere ulaşamadıkları için yaşadıkları duygusal karmaşayı, “kime ilgi duyuyorum?” sorusuyla açıklamaya yöneliyorlar. Ancak yönelim ve kimlik iç içe geçince, hisler daha da belirsiz bir hale geliyor. Cinsiyet kimliğinin ikili sistemin dışında da var olabileceğini fark etmeden önce, yaşanan uyumsuzluk çoğu zaman “ben yanlış hissediyorum” duygusuna dönüşüyor. Hissettiklerini kadınlık ve erkeklik gibi ikili bir sistem üzerinden konumlandırmaya çalıştıkları için içsel karmaşalarının çözülmediği görülüyor.
İkilik dışı kimlik inşası, non-binarylerin ikili sistem tahayyülünden çıkması ve farklı bir düşünce sistemi ile karşılaşmaları ile başlıyor. İnsan zihni, farklı kimlikleri görmeden, duymadan, öğrenmeden kendi deneyimini anlamlandırmakta, isimlendirmekte zorlanmaktadır. Katılımcıların neredeyse hepsi non-binary kavramını okudukları, duydukları ya da karşılarına çıktıkları ilk andaki deneyimleri ile kimliklerini sorgulama biçimlerinin değiştiğini aktarıyor. Non-binary kavramı, neredeyse tüm katılımcılar için yıllardır hissettikleri deneyimin bir ifadesi oluyor ve adeta düğüm noktalarının çözümü gibi görülüyor.
Birçok non-binary için kimliğini anlamlandırma sürecinde dönüm noktası, kendine benzeyen biriyle tanışmak oluyor. “İlk kuir arkadaşımı edindiğimde... yalnız olmadığımı ilk defa o zaman hissettim” diyen katılımcı gibi, kuir bir özneyle temas etmek yalnızlık hissini hafifletiyor ve aidiyet duygusunu güçlendiriyor. Özellikle non-binary biriyle tanışmak, bu kimliğin gerçek, geçerli ve paylaşılabilir olduğunu somutlaştırıyor: “Non-binary biriyle tanışmam... ‘evet, non-binary beni tanımlıyor’ dememi sağladı.”. Kısacası, özdeşim nesnesi ile temas, kişinin yalnız olmadığını hissetmesine, yanlış ya da öteki olma duygularıyla başa çıkmasına ve aidiyet duygusunun, iyilik halinin artmasına imkan sağlıyor.
Non-binaryler için kimlik inşası, yalnızca "kadın değilim, erkek de değilim" demekle sınırlı kalmıyor; ikili cinsiyet sisteminin bedene, kimliğe ve ifadelere dayattığı tüm normları sorgulamakla başlıyor. Katılımcılar, toplumsal cinsiyetin dikte ettiği kalıpları esnetirken, bedenleriyle kurdukları ilişkiyi de yeniden tanımlıyor. Non-binaryler yalnızca sınırların dışında değil, bazen sınırları dağıtan yerde konumlanıyor.
Non-binaryler ikili sistemin dışına çıktığında aynı zamanda kadın-erkek, feminen-maskülen gibi birçok kavramın dışına çıkıyor. Katılımcıların birçoğu otantik kimliklerini anlamlandırmaları ve kabul etmeleriyle beraber düşünce sistemlerinin ve duygularının hayatlarına olan etkisinden bahsediyor.
Katılımcılar bu kimliği tanımladıklarında, ilk hissettikleri şeyin çoğunlukla rahatlama ve özgürleşme olduğunu aktarıyor: “...daha akışkan, daha ucu açık... bir şey bulmak kafamı da içimi de rahatlatmıştı”. Anlamlandırmak, bazıları için “öz nefreti dindiren”, bazıları içinse “nefes almak gibi” bir deneyim oluyor: “Denize girmek gibiydi benim için ya… Dedim ulan iyi ki be!”. Bu kimlikle karşılaşmak, yalnızca bir kelime bulmak değil; aynı zamanda bir dünyayı yeniden kurmak gibi: “Kendime çerçeve bulabilmek... bir dünyanın yıkılışı ve yenisinin başlangıcıydı.”
İkili cinsiyet sisteminden uzaklaştıkça, kadın/erkek, feminen/maskülen, hetero/homoseksüel gibi tüm kategorilerin sorgulandığı ve yerinden oynatıldığı bir süreç başlıyor. Cinsiyetin ötesine geçen bu tahayyül, beden, yönelim, ifade ve ilişkilerde sabit tanımların yerini akışkanlığa bırakıyor, ve bedene atfedilen cinsiyet anlamlarını reddediyor. Birçok katılımcı “kimsenin tamamen kadın ya da erkek olmadığını” belirterek, başkalarına da artık “insan” olarak bakmaya çalıştığını aktarıyor. “Biz hepimiz ruhlardan ibaretiz” diyen bu deneyimler, yalnızca ikilikleri değil, o ikiliklerin ürettiği hiyerarşiyi de sorguluyor.
Non-binaryler, kimliklerini içsel olarak kabul etseler de her ortam bu varoluşa alan açmıyor. Katılımcılar, “kurtarılmış çevre” dedikleri güvenli sosyal alanlarda kendileri gibi olabildiklerini; ancak aile, şehir ya da iş çevrelerinde baskı ve beklentiler nedeniyle çoğu zaman kimliklerini gizlemek zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Bir katılımcı bu durumu “bölünmüş bir deneyim ve hayat oldu” sözleriyle tanımlıyor. Bu parçalanmışlık, özellikle aileyle kurulan ilişkilerde belirginleşiyor. Non-binaryler, toplumsal dışlanmadan çok, sevdiklerini üzme ya da kaybetme korkusuyla kendi kimliklerini geri plana atabiliyor.
Non-binary kimlikler için “kim olduğunu bilmek” bir varış değil, sürüp giden bir yolculuk. Katılımcıların tamamı, kimliklerini bir kez tanımlayıp bırakmadıklarını; bedenlerini, yönelimlerini, ifadelerini ve kavramsal aidiyetlerini sürekli olarak sorguladıklarını dile getiriyor. Bir katılımcı “Çünkü kendimi aradığım, bulduğum süreç bitmiyor. Yani hani sonu yok.” diyor. Keşif yalnızca kimliğe dair kavramsal arayışla sınırlı değil; bedensel, duygusal ve varoluşsal olarak da devam ediyor. Non-binary kimlikler sabit bir kutuya sığmayı değil, kutuların dışında yaşamanın olasılıklarını her gün yeniden keşfetmeyi seçiyor.
Kimlik Gelişim Sürecini Etkileyen Faktörler
“Çünkü işte diyorum ya hani o ayrımlar çok net. Sen daha doğmadan senin önüne zaten iki tane seçenek geliyor. Ya bütün filmler, kitaplar, gittiğin her yer, mekanlar, her şey, bütün tuvaletler, yani onun için başka bir şey tahammül edebilmeniz zaten bunun içerisinde çok zor senin zaten tahayyül etmeni kısıtlıyor yani hani.”
Cisheteronormatif sistemin baskın yapısı, dil ve kavramların yalnızca ikili cinsiyet çerçevesinde şekillenmesine yol açıyor, bu da non-binarylerin deneyimlerini ifade etmelerini ve sorgulamalarını güçleştiriyor. Dolayısıyla, dillerde ve kavramlarda var olan bu sınırlılıklar, non-binarylerin aidiyet hissetmelerini ve kimliklerini anlamlandırmalarını zorlaştırıyor.
Toplumdaki ikili cinsiyet normları ve görünürlük eksikliği, non-binarylerin kendilerini kabul etmelerini ve kimliklerini geliştirmelerini geciktirmekte, yalnızlık hissetmelerine yol açmaktadır. Bu eksiklik, non-binarylerin kimliklerini anlamlandırmalarını ve geleceklerine dair öngörüler geliştirmelerini güçleştirmektedir.
Non-binaryler, cisheteronormatif sistemin baskın olduğu toplumsal yapılarda, eğitim, sağlık ve iş hayatı gibi birçok alanda görünmez kılınmakta ve ikili cinsiyet sisteminin dayattığı zorluklarla karşılaşıyor. Katılımcılar, sağlık ve devlet kurumlarında zorluk yaşamamak için atanmış cinsiyetlerini kullanmak zorunda kaldıklarını belirtiyor. Bir katılımcı “...cis görünür olma avantajımı kullanıyorum böyle yerlerde. Sadece hani tabi ki daha istediğim gibi görünebilmek isterdim. O bunu biraz şey yapmak, oradan biraz taviz vermek zorunda kalıyorum...” diyerek kimliklerini gizleme zorunluluğunu vurguluyor. Eğitim sistemi de ikili cinsiyet bakışı ile şekilleniyor. İş hayatında da non-binaryler kimliklerini gizlemek ve otosansür yapmak zorunda kalıyor. Bir katılımcı “Her yerde zorlanıyorum gerçekten... çünkü sürekli olarak bir otosansür arka planda çalışmak durumunda kalıyor...” diyor.
“Çok bi şey istemiyorum aslında temel insan haklarına erişim ve varlığımızın kabulü… ve hani çok komik şeylerin mücadelesini veriyoruz yani… Neyse şey öyle yani hep güvensizlik ve hem ülke içinde güvensiz hem de dünya içinde görünür değiliz yeterince gibi gibi hissediyorum.”
Katılımcıların yaşadıkları coğrafyada var olan kültürel yapı, cinsiyet kimlik gelişim süreçlerinde her aşamada etkili olmuş ve olmaya devam ediyor.
Katılımcılar, ailelerinin “Müslüman, muhafazakar, dar görüşlü” tutumlarının kimliklerini keşfetmelerini engellediğini ifade ediyor. Toplumsal baskı ve cehennem inancının yarattığı korku, bireylerin kimliklerini bastırmalarına yol açarken, erkek egemen ataerkil düzenin “erkek misin, kız mı?” sorgulamalarıyla zorlandıkları görülüyor. Ayrıca, “aile akraba kısmından cinsiyetimi direkt olarak erkek olarak belirledikleri için” hem pozitif hem negatif ayrımcılığa maruz kalmakta, örneğin “yemek yapmam, bulaşık yıkamam” bekleniyor, bu da kimliklerinde bir “arasında kalma” hissi yaratıyor. Sonuç olarak, Türkiye’deki muhafazakâr dini ve ataerkil yapılar, non-binarylerin kimlik keşiflerini geciktiriyor, bastırmalarına ve ayrımcılığa uğramalarına neden oluyor.
Türkiye’de cisheteronormatif ve muhafazakar yapının baskın olduğu ortamda, non-binaryler kendilerini ifade etmek ve destek bulmak için STK’lara yöneliyor. Katılımcılar, örgütlerin kimlik keşfi ve aidiyet süreçlerinde önemli olduğunu belirtirken dayanışmanın güçlendirici etkisi vurgulanıyor. Ancak, STK’lar içinde de cisheteronormatif kalıplar devam etmekte, non-binarylerin görünürlüğü sınırlı kalıyor. Yani, STK’lar non-binaryler için destek alanları olsa da tam temsilde eksiklikler mevcut.
Non-binaryler kimlik gelişim süreçlerinde yakın çevre desteği önemli bir yer tutuyor. Aile, arkadaş ve romantik partnerlerinden koşulsuz destek alan bireyler kendilerini daha güvende hissediyor ve kimliklerini keşfetmede daha rahat oluyorlar. Ancak ailelerin muhafazakar ve dini tutumları, destek vermemeleri ya da olumsuz tepkiler göstermeleri, bireylerin kendilerini ifade etmelerini zorlaştırıyor, kimlik keşif sürecini yavaşlatıyor.
Bitirken
Katılımcıların anlatılarından yola çıkarak, kimliklerini fark etme, adlandırma ve kabul etme süreçlerinin oldukça karmaşık, zaman zaman çelişkili ve çoğunlukla zorlu olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye'deki cisheteronormatif yapı, bireylerin kendilerine ait bir dil ve temsil alanı bulmalarını büyük ölçüde zorlaştırıyor. Bu da onları bastırmaya, uyum sağlamaya ya da uzun süre kendilerini anlamlandıramamaya itebiliyor. Özellikle kavramlarla karşılaşma anı birçok katılımcı için kırılma noktası olmuş. Kimliklerini anlamlandırabilmek için medyada ya da çevrelerinde özdeşim kurabilecekleri kişilere ulaşmaları, kimlik gelişimlerini olumlu etkileyen önemli bir unsur olarak beliriyor. Bununla birlikte, muhafazakar aile yapısı, sosyal baskılar ve toplumsal cinsiyet kalıpları bu süreci zorlaştırıyor. Çalışma, aynı zamanda sosyal destek sistemlerinin bireylerin kendilerini daha iyi tanımalarına ve ifade edebilmelerine olanak sağladığını da gösteriyor. Bu destek, bireyin kimliğini gerçekleştirme cesaretini bulmasında hayati bir rol oynuyor.
Referanslar
Toraman, E. (2024). İkili Cinsiyet Sisteminin Ötesi: Türkiye’de Non-binary Olmak (Yüksek lisans tezi, Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü). YÖK Tez Merkezi.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.