
Ankara’da 12. Yargı Paketi’ne karşı bir araya gelen kadın ve LGBTİ+’lara polis saldırdı; 4 kişi gözaltına alındı, basının görüntü alması engellendi.
Ankara Kadın Platformu ve Ankara Pride’ın çağrısıyla bugün, 13 Haziran Cumartesi günü, 12. Yargı Paketi’ne karşı Kolej Meydanı’nda bir araya gelen kadınlar ve LGBTİ+’lar polis saldırısıyla karşılaştı. Kitle henüz yürüyüşe geçmeden polis kalkanlarıyla ittirildi ve şiddet uygulanarak Kolej’den Kurtuluş Parkı sapağına doğru sürüldü. Eylemciler burada ajitasyonlarını sürdürerek basın açıklamasını okudu.
Basın açıklamasının ardından polis saldırısı devam etti. Kitle, Kurtuluş Parkı’na kadar orantısız polis şiddetiyle sürüldü. Müdahale sırasında en az bir kişinin dudağının patladığı, biber gazı nedeniyle çok sayıda kişinin etrafını görmekte zorlandığı aktarıldı. Gazdan etkilenenlerin suyla kendilerine müdahale etmeye çalışmasına da polis saldırdı. Sahadan aktarılan bilgilere göre 4 kişi gözaltına alındı.
Polis, saldırı sırasında yalnızca eylemcileri değil, eylemi takip eden basını da hedef aldı. Banner ve megafona el koymaya çalışan polis, basın mensuplarının kameralarına müdahale etti ve görüntü alınmasını engellemeye çalıştı. Alanda çalışan muhabirimizin de polis saldırısına maruz bırakıldı. Kolluk şiddetinin belgelenmesini engelleyen bu müdahale, hem basın özgürlüğüne hem de kamunun haber alma hakkına yönelik ihlal niteliği taşıyor.
Kadınlar ve LGBTİ+’lar saldırıya rağmen “Kadınlar ölürken polis neredeydi”, “Lubunyanın onuru işkenceyi yenecek”, “Genel ahlak kimin ahlakı” ve “Kazanılmış haklarımızdan vazgeçmiyoruz” sloganlarıyla sokaktaydı.
Okunan basın açıklamasında 12. Yargı Paketi’nin yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi olmadığı; kadınların ekonomik bağımsızlığını, LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık hakkını ve çocukların korunma hakkını hedef alan politik bir tercih olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Haklar bir lütuf değil, mücadeleyle kazanılmış güvencelerdir” denilerek kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların yaşamlarını doğrudan etkileyecek hiçbir hak gaspının kabul edilmeyeceği belirtildi.
Açıklamada paketin nafaka hakkını gasp etmeyi, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığı kurumsallaştırmayı ve çocuğa özgü koruma mekanizmalarını zayıflatmayı hedeflediği ifade edildi. Kadınlar ve LGBTİ+’lar, polis şiddetine rağmen “Haklarımız paketlerinize sığmaz” diyerek kazanılmış haklarından vazgeçmeyeceklerini duyurdu.
Barışçıl toplantı ve gösteri hakkı, ifade özgürlüğü ve basının haber alma hakkı Anayasa ve uluslararası insan hakları standartlarıyla güvence altındayken; Ankara’da yaşanan polis saldırısı, hak arama iradesinin şiddet, gözaltı ve basına yönelik engellemelerle bastırılmaya çalışıldığını bir kez daha gösterdi.
Yıllardır kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların kazanılmış haklarını hedef haline getiren siyasal iktidar, toplumsal eşitliği güçlendirmek yerine hakları daraltan düzenlemeleri yargı paketleri adı altında gündeme getirmeye devam ediyor. Daha önce kamuoyunun, kadın örgütlerinin, çocuk hakları savunucularının, insan hakları örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin tepkileri nedeniyle geri çekmek zorunda kaldığı birçok düzenleme, şimdi 12. Yargı Paketi adı altında yeniden karşımıza çıkarılıyor.
Bu paket, yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi değildir. Kadınların ekonomik bağımsızlığına, LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık hakkına ve çocukların korunma hakkına doğrudan müdahale eden politik bir tercihin ürünüdür. Toplumsal sorunların kaynağını ortadan kaldırmak yerine hak sahiplerini hedef alan, eşitsizlikleri gidermek yerine derinleştiren bir anlayışın yansımasıdır.
Ekonomik krizin derinleştiği, yoksulluğun arttığı, ayrımcılığın yaygınlaştığı bir dönemde yapılması gereken; kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların haklarını güçlendirmek, sosyal destek mekanizmalarını yaygınlaştırmak ve eşitliği güvence altına almakken, siyasal iktidar tam tersini yapıyor. Toplumsal kesimlerin yıllar süren mücadelelerle elde ettiği hakları budamaya çalışıyor.
Bizler biliyoruz ki haklar bir lütuf değil, mücadeleyle kazanılmış güvencelerdir. Bu nedenle kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların yaşamlarını doğrudan etkileyecek hiçbir hak gaspını kabul etmiyoruz!
Milyonlarca kadın evlilik süresince çalışma hayatından uzaklaştırılıyor ya da sınırlı biçimde katılabiliyor, çocukların, yaşlıların ve hastaların bakım sorumluluğunu büyük ölçüde tek başına taşıyor. Evlilik içinde bakım emeğini ücretsiz olarak üstlenmek zorunda bırakılan kadınların emeği de görünmez oluyor. Bu nedenle boşanma sonrasında kadınlar ve çocuklar ciddi bir ekonomik riskle karşı karşıya kalıyor.
Kadınların ekonomik olarak güçlenmesini sağlayacak kamusal politikaları hayata geçirmeyen, erişilebilir oranda yaygın ücretsiz kreş açmayan, bakım hizmetlerini kamusal bir hak olarak sunmayan, kadın istihdamını güvenceli biçimde artırmayan siyasal iktidar, şimdi de nafaka hakkımıza göz dikiyor.
Nafaka, evlilik boyunca oluşan ekonomik eşitsizliklerin boşanma sonrasında kadınlar ve çocuklar üzerinde yıkıcı sonuçlar yaratmasını kısmen engelleyen hukuki bir haktır. Nafakanın sınırlandırılması ya da fiilen erişilemez hale getirilmesi, özellikle gelir elde etme imkânı sınırlı olan kadınlar açısından yoksulluğun derinleşmesi anlamına gelecektir.
Birkaç örnek üzerinden yaratılan algının aksine, 2024 yılı ortalama yoksulluk nafakası 1.179 TL’den ibaret. Üstelik pek çok kadın belirlenen nafakayı alabilmek için bile uzun ve yıpratıcı hukuki mücadeleler vermek zorunda kalıyor.
Bu düzenleme, yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Şiddet gördüğü bir evliliği sonlandırmak isteyen kadınların önüne yeni engeller koymak anlamına gelir. Ekonomik güvencesi olmayan birçok kadın için boşanma kararı hayati riskler taşıyan bir süreçtir. Nafakanın zayıflatılması, kadınların şiddet ortamından çıkmasını zorlaştırarak, çocuklarıyla birlikte yaşamlarını yeniden kurma olanaklarını azaltır.
Sorun nafakanın varlığı değil, kadınları nafakaya ihtiyaç duyacak hale getiren erkek egemen sistemin kendisidir. Kadınların yoksulluğunu büyüten, ekonomik bağımsızlığını zayıflatan, şiddetten uzaklaşma imkânlarını daraltan hiçbir düzenlemeyi kabul etmiyoruz!
Yıllardır LGBTİ+’ları sistematik biçimde hedef gösterenler, ayrımcılığı yasal düzenlemeler aracılığıyla kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. LGBTİ+’ları sürekli olarak tehdit, tehlike ya da sorun gibi göstermeye dayanan bu yaklaşım, yalnızca LGBTİ+’ların haklarını değil, herkes için eşit yurttaşlık ilkesini hedef alıyor.
12. Yargı Paketi’nde yine, LGBTİ+ karşıtı düzenlemeler yeniden gündeme getiriliyor. Cinsiyet uyum sürecine ilişkin getirilen yeni sınırlamalar, bireylerin kendi bedenleri ve yaşamları üzerindeki karar verme haklarını kısıtlıyor. Sürece erişimin zorlaştırılması, sağlık hizmetlerine ulaşmanın engellenmesi ve daha önce hukuka aykırı bulunmuş koşulların yeniden gündeme getirilmesi, temel insan haklarına yönelik açık bir müdahale niteliği taşıyor.
Bu düzenlemeler yalnızca hukuki sonuçlar doğurmayacak. Siyasal iktidarın kullandığı dışlayıcı dil ve ayrımcı politikalar, LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemini ve nefret suçlarını beslemekte, şiddeti meşrulaştıran bir iklim yaratmaktadır. İnsanların kimlikleri nedeniyle hedef haline getirildiği, görünmez kılınmaya çalışıldığı bir toplumda eşitlikten ve demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Yıllardır Onur Yürüyüşleri yasaklanıyor, LGBTİ+ örgütleri ve etkinlikleri hedef gösteriliyor, gökkuşağı bayrağı ve hatta üzerinde gökkuşağı bulunan her şey suç unsuru sayılmaya çalışılıyor, nefret kampanyaları siyasal iktidar eliyle besleniyor. Şimdi bu ayrımcı hamleler, yasal düzenlemelerle kalıcı hale getirilmek isteniyor.
LGBTİ+’ların varlığını suç gibi göstermeye, hak mücadelesini baskı altına almaya, ayrımcılığı ve dışlanmayı derinleştirmeye çalışan hiçbir düzenlemeyi kabul etmiyoruz. Eşit yurttaşlık hakkı pazarlık konusu yapılamaz. İnsan hakları kimsenin onayına sunulamaz!
Çocuklara karşı işlenen suçlarda failler cezasızlık politikalarıyla korunurken, her yıl onlarca çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirirken, MESEM’ler yoluyla çocuklar sermayeye ucuz işgücü olarak sunulurken, çocukları korumak için gerekli adımları atmayanlar çözümü yine çocukları cezalandırmakta arıyor.
Türkiye çocuk yoksulluğunda OECD ülkeleri arasında ikinci sırada. Eğitim Reformu Girişimi raporlarına göre; derinleşen yoksulluk, artan eğitim maliyetleri ve ergenlik dönemi gibi faktörler nedeniyle özellikle 14-17 yaş grubundaki öğrencilerin okul terki kritik seviyelere ulaşmış durumda. Bireysel silahlanma oranına göre Türkiye’de her 4 kişiden birinde silah bulunuyor. Bütün bu sorunların yanı sıra, TBMM dahil toplumun her kesiminde şiddet bu denli artmışken, fatura çocuklara kesiliyor.
Çocukların gelecek hayali kuramadığı, temel ihtiyaçlarına erişemediği, erişilebilir sosyal destek mekanizmalarının olmadığı koşullarda cezaları artırmak hiçbir sorunu çözmez. Çocukları cezalandırmak yerine şiddeti önleyecek yaygın sosyal politikalar ve mekanizmalar geliştirmek gerekir.
Hiçbir biçimde çocuklara uygun olmayan ceza infaz kurumları çoğu zaman çocukları daha ağır risklerle karşı karşıya bırakıyor. Çocukların eğitimden ve sosyal yaşamdan koparak suç örgütlerine daha fazla itilmelerine yol açıyor.
Çocukluğu ortadan kaldıran her düzenleme, çocukları hak öznesi olmaktan çıkarıp yetişkinlerle aynı hukuki kategoride görmenin yolunu açar. Çocuklar yetişkinler gibi yargılanırsa; yetişkinler gibi çalıştırılmalarının, yetişkinler gibi evlendirilmelerinin ve çocuklara özgü koruma mekanizmalarının ortadan kaldırılmasının da zemini hazırlanmış olur.
Çocukları korumayı değil cezalandırmayı, desteklemeyi değil dışlamayı, onarmayı değil damgalamayı esas alan hiçbir yasayı kabul etmiyoruz!
Kadınların yoksullaştırılmasına, LGBTİ+’ların hedef haline getirilmesine, çocukluğun tartışmaya açılmasına geçit vermedik, vermeyeceğiz!
12. Yargı Paketi; kadın yoksulluğunu önleyecek sosyal politikalar yerine nafaka hakkını gasp etmeyi, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığı önlemek yerine ayrımcılığı kurumsallaştırmayı, çocukları koruyacak mekanizmaları güçlendirmek yerine çocuğa özgü koşulları ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Bizler biliyoruz ki haklar bir bütün olarak savunulduğunda anlam kazanır. Kadınların, LGBTİ+’ların ve çocukların hakları; eşit, özgür ve demokratik bir toplum mücadelesinin ayrılmaz parçalarıdır.
Haklarımızı, yaşamlarımızı ve geleceğimizi hedef alan hiçbir düzenlemeyi kabul etmiyoruz. Kazanılmış haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Her türlü ayrımcılığa ve nefrete karşı; eşitliği, özgürlüğü ve onurlu bir yaşamı savunuyoruz.
Haklarımız paketlerinize sığmaz! Haklarımızdan vazgeçmiyoruz!
Ankara Kadın Platformu
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.