
Pembe Hayat’tan Eylem Esen Arabacı ile yaptığımız röportajda, “trans ölümleri politiktir” söylemine ve transların iş deneyimlerine değindik.
Translar eşit yurttaşlar olarak yaşayabiliyor mu? Güvenli ve güvenceli işlere erişebiliyor mu? Ayrımcılığa uğradığında başvurabileceği mekanizmalar gerçekten işliyor mu? Devlet transları şiddetten ve ayrımcılıktan koruyor mu? Yaşamlarını güvence altına alacak sosyal politikalar üretiliyor mu? Feminist, trans ve LGBTİ+ örgütlerinin bu sözü yıllardır tekrar etmesinin nedeni de tek tek kaybettiğimiz arkadaşlarımızın ardından yalnızca yas tutmayı değil, bu kayıpları mümkün kılan koşulları değiştirmeyi talep etmemizdir.
ÜniKuir: “Trans ölümleri politiktir” ne demek; bunu feminist, trans ve LGBTİ+ örgütleri neden yineliyor?
Eylem Esen Arabacı: “Trans ölümleri politiktir” dediğimizde, transların her ölümünün aynı koşullarda gerçekleştiğini ya da her ölümün doğrudan bir nefret cinayeti olduğunu söylemiyoruz. Bu sözle, transların yaşamlarını ve ölümlerini içinde bulundukları toplumsal ve politik koşullardan bağımsız ele alamayacağımızın altını çiziyoruz.
Translar eğitimden istihdama, barınmadan sağlığa kadar hayatın pek çok alanında sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya bırakılıyor. Güvenceli istihdama erişememek, kayıt dışı ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmak; iş yerinde kimliğini gizlemek zorunda bırakılmak ya da açık kimliği nedeniyle mobbinge, ayrımcılığa ve işsizliğe maruz kalmak, transların yaşam hakkını doğrudan etkileyen koşullar yaratıyor. Dolayısıyla bir transın iş cinayetinde hayatını kaybettiği durumda da yalnızca o iş yerinde o gün ne olduğuna değil, onu güvencesizliğe iten daha geniş sisteme bakmak gerekiyor.
“Trans ölümleri politiktir” sözü tam da bu nedenle bir sorumluluk çağrısıdır. Nefret cinayetlerinden iş cinayetlerine, intiharlardan sağlık hizmetlerine erişememe nedeniyle yaşanan kayıplara kadar her ölümde şu soruları sormamız gerektiğini hatırlatır: Translar eşit yurttaşlar olarak yaşayabiliyor mu? Güvenli ve güvenceli işlere erişebiliyor mu? Ayrımcılığa uğradığında başvurabileceği mekanizmalar gerçekten işliyor mu? Devlet transları şiddetten ve ayrımcılıktan koruyor mu? Yaşamlarını güvence altına alacak sosyal politikalar üretiliyor mu? Feminist, trans ve LGBTİ+ örgütlerinin bu sözü yıllardır tekrar etmesinin nedeni de tek tek kaybettiğimiz arkadaşlarımızın ardından yalnızca yas tutmayı değil, bu kayıpları mümkün kılan koşulları değiştirmeyi talep etmemizdir. Çünkü transların maruz bırakıldığı şiddet, yoksulluk, güvencesizlik ve ayrımcılık münferit olaylardan ibaret değildir; birbirini besleyen yapısal sorunlardır.
Merve Yılmazeli’ni kaybettiğimiz iş cinayetini de bu çerçeveden ayrı düşünemeyiz. Merve’nin ölümü bize bir kez daha transların yalnızca nefret saldırılarından değil, güvencesiz ve eşitsiz yaşam koşullarından da korunması gerektiğini gösteriyor. Biz “trans ölümleri politiktir” derken, transların hayatta kalmasının bireysel mücadelelerine bırakılmadığı; eşit, güvenli ve güvenceli bir yaşamın herkes gibi translar için de güvence altına alındığı bir düzen talep ediyoruz.
ÜniKuir: Türkiye’de translar, LGBTİ+’lar ve kadınlar, haklarını kaybetmemek için büyük bir hukuksal ve politik mücadele veriyor. En yakın zamanda geçirilmek istenen 12. Yargı Paketi ve hormona erişim yasağı da göz önüne alındığında, trans kadınların iş arama ve çalışma deneyimleri nasıl ilerliyor?
Eylem Esen Arabacı: Türkiye’de transların, kadınların ve LGBTİ+’ların çalışma hayatındaki deneyimini, bugün içinde bulunduğumuz politik atmosferden bağımsız değerlendiremeyiz. Özellikle translar bir yandan yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmak, barınmak ve sağlık hizmetlerine erişmek zorundayken, diğer yandan en temel haklarının dahi sürekli tartışmaya açıldığı ve yeni kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığı bir ortamda yaşam mücadelesi veriyor.
Translar açısından ayrımcılık çoğu zaman işe girdikten sonra değil, daha iş arama aşamasında başlıyor. Kimlik belgeleri ile dış görünüş arasındaki farklılıklar, mülakatlarda maruz kalınan transfobi, açık kimlikle çalışmanın yaratabileceği güvenlik kaygıları ve işverenlerin ayrımcı tutumları, güvenceli istihdama erişimin önünde ciddi bariyerler oluşturuyor. İş bulabilen translar ise kimliklerini gizlemeye zorlanma, mobbing, taciz, ayrımcılık ve işten çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalabiliyor. LGBTİ+’ların istihdam deneyimlerine ilişkin araştırmalar da kimliği gizlemenin ve ayrımcılık korkusunun çalışma hayatını belirleyen önemli unsurlar olduğunu uzun süredir gösteriyor.
Ancak translar, trans kadınlar söz konusu olduğunda burada bir kısır döngüden bahsetmemiz gerekiyor. Güvenceli istihdamdan dışlanmak yoksulluğu ve ekonomik kırılganlığı artırıyor; ekonomik kırılganlık ise kişileri daha güvencesiz çalışma koşullarına mecbur bırakabiliyor. Sosyal güvencenin olmadığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yetersiz olduğu çalışma alanlarında bulunmak da şiddete, sömürüye ve iş cinayetlerine karşı kırılganlığı artırıyor.
Bugün buna bir de doğrudan trans varoluşunu hedef alan politikaları eklememiz gerekiyor. Hormona erişime getirilen kısıtlamalar ve beden uyum süreçlerini zorlaştırmaya yönelik düzenleme girişimleri yalnızca sağlık hakkıyla ilgili değildir. Bir kişinin kendi bedeni ve kimliği üzerinde söz sahibi olma hakkının kısıtlanması; eğitimden sosyal hayata, iş arama süreçlerinden çalışma yaşamına kadar hayatın tamamını etkiler. Devletin trans varoluşunu bir tehdit ya da sınırlandırılması gereken bir mesele olarak tarif ettiği bir politik iklim, toplumdaki ve çalışma hayatındaki transfobiyi de besliyor ve meşrulaştırıyor.
Dolayısıyla trans kadınların istihdama erişimini konuşurken meseleyi yalnızca “işverenlerin önyargısı” üzerinden ele alamayız. Bir tarafta transları ayrımcılıktan koruyacak etkili mekanizmaların eksikliği, diğer tarafta sağlık ve beden haklarına yönelik kısıtlamalar, ekonomik kriz, yoksulluk ve giderek güçlenen LGBTİ+ karşıtı politikalar var. Bütün bunlar birbirinden bağımsız değil.
Bizim talebimiz çok temel: Transların yalnızca hayatta kalabildiği değil, gelecek kurabildiği bir yaşam. Transların kimliklerini gizlemek zorunda kalmadan iş arayabildiği, işe alınabildiği; güvenceli, güvenli ve insan onuruna yaraşır koşullarda çalışabildiği bir düzen istiyoruz. Çünkü çalışma hakkı da sağlık hakkı gibi temel bir insan hakkıdır ve transların bu haklara erişimi siyasi iktidarların makbul gördüğü yaşam biçimlerine bağlı olamaz.
ÜniKuir: Özellikle Pembe Hayat’a gelen danışanları düşünerek trans kadınların istihdam ve çalışma hayatına dair deneyimlerini bizimle paylaşabilir misiniz?
Eylem Esen Arabacı: Aslında önceki sorulara verdiğim yanıtlar, tam olarak Pembe Hayat’a ulaşan danışanların aktardığı deneyimlerden ve yıllardır translarla kurduğumuz dayanışmadan hareketle söylediğim şeyler. Bize ulaşan deneyimlerde de istihdama erişimde ayrımcılık, iş yerinde kimliğini gizlemek zorunda kalma, mobbing ve işten çıkarılma kaygısı ya da güvencesiz çalışma koşullarıyla karşılaşma gibi sorunların tekrar ettiğini görüyoruz.
Bunun yanında ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte işsizlik ve yoksulluk translar açısından çok daha ağır sonuçlar doğurabiliyor. Güvenceli istihdama erişemeyen translar, geçinebilmek için daha güvencesiz çalışma biçimlerine yönelmek zorunda bırakılabiliyor. Dolayısıyla bize gelen danışmanlık deneyimleri de bütün bunların tekil vakalar olmadığını; istihdamdan dışlanmanın transların hayatının pek çok alanını etkileyen yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor.
Linkler:
https://www.pembehayat.org/index
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.