
İkinci duruşmanın tarihi 17 Eylül olarak belirlendi- 2022 yılında “kanuna aykırı yürüyüşe katılarak ihtara rağmen dağılmamakla” suçlanıyorlar..
Hâkim, ODTÜ Onur Yürüyüşü davasında iddianamenin oldukça uzun olmakla birlikte, esasen aynı eylemlerin tekrar tekrar yazıldığını belirterek tamamını okumayacağını söyledi. Yargılamanın “kişilerin cinsel tercihleri ya da benlik anlayışları” ile ilgili olmadığını ifade eden hâkim, yalnızca eylemin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında suç teşkil edip etmediğinin değerlendirileceğini belirtti.
Bu nedenle sanıklara “neden toplantıya katıldınız?” gibi, basın açıklamasına dönüşebilecek türden sorular yöneltilmeyeceğini, savunmaların da kısa ve konuya odaklı tutulması gerektiğini söyledi.
Ayrıca, eylem sonrasındaki kolluk kuvveti müdahalelerinin bu davanın konusu olmadığını vurguladı.
Avukatlar, savunmalar başlamadan önce SEGBİS kaydı alınmasını talep etti. Bu talebin gerekçesi olarak, savunmaların özünün tam olarak kayda geçmesini ve gerektiğinde okunabilmesini sağlamak istediklerini ifade ettiler. Ancak hâkim, “Savunmaların özüyle birlikte tutanağa geçirilmesi yeterli” diyerek SEGBİS talebini reddetti; aksi halde davanın tekil dosyalar halinde olacağını söyledi.
Avukatlar ayrıca, müvekkillerinin birçoğunun polis şiddetine maruz kaldığını hatırlatarak, sanıkların özgürce ifade verebilmesi için salonda çevik kuvvetin bulunmamasını talep etti. Hâkim bu talebi de, “Çevik kuvvet ismen çağırdığımız bir güç değil, ancak adliye güvenliği açısından bu kalabalıkta ne olacağı belli olmaz” diyerek reddetti ve sayıca az çevik kuvvetin yargılamayı gölgelemeyeceğini savundu.
Şu anda salonda üç çevik kuvvet görevlisi bulunuyor. Avukatlar, müvekkillerinin çoğunun işkence ve kötü muamele mağduru olduğunu vurgulayarak kolluk varlığının korku ve endişe yarattığını tutanağa geçiriyor.
İlk savunmayı yapan kişi, ders çalışırken dışarıdan gelen seslerden vicdani olarak etkilendiğini, bu nedenle dışarı çıktığını ve o anda gözaltına alındığını söyledi.
Polis şiddetine itiraz ettiği sırada yüzüstü yatırılarak ters kelepçeyle yere bastırıldığını ifade etti. “2-3 sivil polisin arasında kalmıştım. Teslim olduğumu sesli olarak ifade etmeme rağmen, polisin tarafsız davranmadığını düşündüğünü belirttiği savunmasında, hâkimin, “Üzerinizde bir saldırı aracı ya da silah sayılabilecek sopa gibi bir şey var mıydı?” sorusuna ise, “Kesinlikle yoktu. Sadece sözlü olarak müdahalede bulundum” yanıtını verdi.
İkinci savunmayı yapan kişi, yürüyüşün yasalar çerçevesinde, izin alınmadan gerçekleştirilebilecek bir eylem olduğunu, yürüyüşün barışçıl olduğunu söyledi. Kendisi ve yürüyen hiç kimsenin üzerinde herhangi bir alet ya da silah bulunmadığını belirtti.
Bir süre yürüdükten sonra polis dur ihtarı vermeden saldırıya geçtiğini, ters kelepçe ile elleri arkadan bağlanarak sürüklendiğini ve işkenceye maruz kaldığını anlattı. Gözaltı sırasında insanların kafalarından kan aktığını, polisin şiddet uyguladığını gözlemlediğini söyledi.
Kapının önünde tam ekipmanlı, kalkanlı 12 çevik kuvvet görevlisi bulunuyor.
Kanun gereği ateşli silah bulundurmaları yasak olan kolluk kuvvetlerinin üzerinde silahlar vardı. Avukatlar, kimlik tespiti yapılmasını talep etti. Ancak kolluk kuvvetleri kimlik tespiti yapılmadan salondan çıkınca avukatlar, kolluk kuvvetinin kimlik tespiti olmadan ayrıldığını belirtti. Bu sırada hâkim, sesini yükselterek avukatlara kolluk kuvvetiyle diyaloga girmemelerini söyledi. Avukatlar ise kolluk kuvvetinin kendileriyle diyalog kurduğunu aktardı.
Hâkim, silahların güvenlik noktasına teslim edilmesi halinde çevik kuvvetin duruşmaya katılmasına izin vereceklerini ifade etti.
Üçüncü savunmayı yapan kişi, gösteri sırasında sınavda olduğunu ve olayların gerçekleştiği Fizik Çimleri’nden uzak bir yerde bulunduğunu belirtti. Yaklaşık 1 kilometre ötede çevik kuvvetin insanlara işkenceyle gözaltı yaptığını gözlemlediğini anlattı. Sınavını bitirip dışarı çıktıktan sonra, çevik kuvvetten biri kabadayı tavırlarıyla arkadaşlarına ne yaptığını sorduğunda, çevik kuvvetin kendisine yoğun şiddet uygulamaya başladığını söyledi.
Yere yatırılarak tekmelendiğini, ters kelepçe ile ellerinin bağlandığını ve işkencenin devam ettiğini ifade etti. Gözaltına alındıktan sonra arka koltuğa konduğu polis aracında da kafasının tekmelendiğini anlattı.
Dördüncü savunan kişi, yürüyüşe katılmak istediğini ancak yürüyüş başlamadan önce çevik kuvvetin saldırısına maruz kaldığını anlattı. Hakim, dosyada “dağılın” anonsu yapıldığını gördüğünü belirtti. Ancak sanık, sadece polisin “saldırın” dediğini duyduğunu ifade etti.
Eyleme katılmamış olan bazı arkadaşlarıyla otururken, sivil polis olduğunu düşündükleri kişiler “Gerizekalı, oturmaya hakkınız yok, polisin işine engel oluyorsunuz” diye bağırdı. Sanık bu sözlere, “Burası bizim okulumuz, oturma hakkımız var” diye yanıt verdi. Polis ise “Şovunu yaptın, yeter” diyerek alkışlamaya başladı. Sanık konuşmaya devam etmek isterken polis kafasına vurdu ve şiddet uygulayarak gözaltına aldı
Beşinci savunan kişi, 10. ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne katıldığını ve iddianamede belirtildiği gibi yürüyüşe Fizik Bölümü önünden başladıklarını anlattı. Elinde gökkuşağı bayrağı olduğunu doğruladı. Bir süre yürüdükten sonra polis herhangi bir dur ihtarı ya da koridor açmadan, doğrudan kovalamaya başladı ve yaklaşık 1,5 kilometre koştuklarını söyledi.
Daha sonra, Batı Yurtları bölgesinde her şeyin bittiğini düşünerek Çatı Kafe’ye gidip soluklanmak istediklerini anlattı. Orada otururken yanlarından geçen sivil görünümlü bir polis, arkadaşlarının kimliklerini sormalarını söyledi. Bir arkadaşlarının kimliği yanında olmadığı için “Gözaltına alın” dendi ve işkence edilerek gözaltına alındıklarını aktardı.
Yedinci savunan kişi, yürüyüşe katıldığını ancak kendisinin kütüphanede olduğunu, daha sonra arkadaşlarının yanına gittiğini söyledi. Yürüyüşün yapılamadığını, polislerin “dağılın” anonsunu duymadığını ve kendilerine zaman tanınmadığını belirtti.
Olay anında arbedeyi gördüğünde endişelendiğini ve astım hastası olduğunu ifade etti. Üzerinden çıkan astım ilacının da tutanağa geçirildiğini belirtti. Çatı Kafe’de arkadaşıyla otururken, eylemden kaçan bir grubun kafenin içine geçmesi üzerine polislerin içeri girdiğini ve dışarı çıkınca kimliğini sorduğunu anlattı. Kimliğinin kütüphanede olduğunu, göstermek için polislerin kendisine eşlik etmesini istediğini ancak dinlenmeden gözaltına alındığını söyledi.
Sekizinci savunan kişi, olaydan sonra mezuniyet töreni olduğunu ve bu yüzden mezuniyet cübbesiyle bulunduğunu anlattı. Kuzeninin astım hastası olması sebebiyle Çatı Kafe’de oturduğunu söylediğini, üniversitenin öğrencisi olmadığını defalarca belirtmesine rağmen gözaltına alındığını ifade etti.
Savunmasını gerçekleştiren dokuzuncu kişi, yürüyüşe katıldığını ve herhangi bir izne gerek olmadığını söyledi. Polislerin ihtarını duymadığını, plastik mermilerle peşlerinden koştuklarını anlattı. Çatı Kafe’ye geldiğinde polis kimliğini göstermesini istedi, göstermeye çalışırken ters kelepçe ile saçından sürüklenerek Fizik Çimleri’nin altına kadar götürüldü.
Yaklaşık bir saat araç yanında yerde bekletildiğini, bu sırada çantasının karıştırıldığını söyledi. Antidepresan kullandığını söyleyince polislerin “Bu deli, bununla uğraşmayalım” diye alay ettiğini ve şiddetin devam ettiğini aktardı.
“Üç yıl geçti, davanın şimdi raftan indirilmesinin bir anlamı var” diyen sanık, “Aile yılındayız, devletin bize ‘unutmadık’ demesinin yolu bu” dedi. 19 Mart’tan beri olanları unutmadığını, suçlu olmadığını, yargılanması gerekenin kendisi değil, kendilerine işkence eden polisler olduğunu vurguladı. Trans bireylere yapılanları da unutmadığını ve beraat talep ettiğini belirterek savunmasını bitirdi.
Onuncu savunmayı yapan kişi, normal şartlarda 2911 sayılı yasaya muhalefetten savunma yapmanın mantıklı olabileceğini ancak burada bulunmalarının sebebinin devletin aile yılı içinde LGBTİ+ları daha fazla kriminalize etmesi olduğunu vurguladı. Olay günü eyleme katılmak için kampüste olduğunu ancak eylemin gerçekleştirilemediğini anlattı. Polislerin hiçbir anons yapmadan, koridor açmadan doğrudan saldırıya geçtiğini; eyleme katılan, katılmayan ya da katılma iradesi olmayan herkesin işkenceyle gözaltına alındığını söyledi. Üzerine atılan suçlamaların koşullarının oluşmadığını belirtti. ODTÜ’nün kayyum rektörünün “yasak” demesi ya da polisin “yasa dışı” demesi eylemi hukuk dışı yapmadığını, mevcut hukukta bu hakkın kendilerine tanındığını ifade etti.
Kafasının yarıldığını, yüzünün kanlar içinde kaldığını, polis tarafından tecavüz tehdidi içeren küfürlere maruz kaldığını anlattı. Hastaneye sevk edilmesi gerektiği halde, güvenlik şubede kaba üst araması yapılmasına rağmen, hastaneye sevk sırasında da polislerin fiziksel şiddetine devam edildiğini aktardı. Neyse ki hayati bir zarar görmediğini, gözaltına alınan arkadaşlarının doğru tanıklık yapabileceğini söyledi.
Ayrıca, maruz kaldığı şiddetin yanı sıra tanık olduğu işkencelerden de bahsetmek istediğini belirtti. Üst araması için beklerken bir arkadaşının polisler tarafından cinsel şiddet tehdidi ve tacize uğradığını, bunun üzerine ağlayarak ifade verdiğini aktardı.
Sanık, Esat Eryaman’ı unutmadığını, translara yapılanları unutmadığını, 19 Mart sonrasında yaşananları da unutmuyor olduğunu belirtirken, son olarak, “Bizim varlığımız gayrimeşru değil; gayrimeşru olan sistemdir. Bizlere şiddet uygulayan, intihara sürükleyen sistem suçludur. Üstüme atılan suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.
Savunmasını yapan sonraki kişi, yürüyüşe katıldığını ve anayasal hakkını kullandığını, üzerinde silah bulunmadığını ve hiç kimseye saldırmadığını belirterek başladı. Polislerin herhangi bir dur ihtarında bulunmadığının üstünü çizerken çevik kuvvetin kendilerini yere yatırdığını ve yatırırken biber gazı sıkmaya devam ettiklerini anlattı. Ters kelepçe ile gözaltına alındığını ve gözaltı aracında ile hastanede işkencenin sürdüğünü ifade etti.
Araç içinde ters kelepçenin çıkarılmasını istediğinde polis memurunun yanlış kelepçe taktığını ve çıkaramayacağını söylediğini aktaran kişi, su içmek istediklerinde ise hakkının olmadığının söylendiğini, üzerine de tecavüz tehditlerine maruz kaldığını, çıplak arama tehdidi sonrası tacize uğradığını, kalçasının kavranarak arandığını anlattı.
Polislerin küfürlerle çıplak arama yapabileceklerini ve hatta tecavüz edebileceklerini söylediklerini belirtip tüm bu yaşananlar sonrası ağlayarak arkadaşlarının yanına geçtiğini ve muayene sırasında polisin varlığı nedeniyle üstünü çıkaramadığını, bu yüzden ayrıntılı muayenenin yapılamadığını dile getirdi.
Akabinde yapılan savunmada, yürüyüşün tamamen barışçıl amaç taşıdığını, sadece kutlama yapmak ve toplantı hakkını kullanmak için gökkuşağı bayrağıyla orada bulunduğunu belirten kişi, kalabalık kaçışırken boynundaki bayrağın çekilerek, hem boynunun hem bayrağın zarar gördüğünü anlattı.
Soluklanmak için uzaklaştığı sırada, arkasından plastik mermilerle saldırıya uğradıklarını belirten kişi, arkadaşının yere düştüğünü ve onu korumaya çalışırken polislerin diğer arkadaşlarını gözaltına aldığını ifade etti. Bayrağını alırken polislerin “Bu ülkede tek bayrak vardır, o da İslam bayrağıdır” diyerek hakaret ve şiddet uyguladığını dile getirdi.
Sonraki savunmayı yapan kişi, olay günü yürüyüşe arkadaşıyla beraber katıldığını ve yaklaşık 10 dakika yürüdüklerini ancak dağılın anonsu duymadıklarını belirtti. O sırada bir polisin bağırarak hareket ettiğini duyduğunu, önlerindeki ekip dağılmaya başlayınca kendilerinin de dağıldığını ifade etti.
Kenara çekildiklerinde bir polisin “Alın bunları” dediğini duyduğunu ve bu şekilde gözaltına alındığını anlattı.
Savunma yapan sıradaki kişi, olay günü kütüphanede çalışmaya gittiğini, dışarıdan gelen sesler üzerine dışarı çıktıklarını ve biber gazı kullanıldığını gördüklerini anlattı. Matematik bölümünde çay içmek istediklerini söyledi. O sırada bir öğrencinin siviller tarafından köşeye sıkıştırıldığını ve şiddete maruz kaldığını fark ettiğini- “Ne yapıyorsunuz çocuğa?” diye sorduğu için ters kelepçe ile gözaltına alındığını ve yerlerde sürüklendiğini ifade etti.
Akabinde savunmasını yapan kişi ise olay günü arkadaşlarımla kütüphanede ders çalıştığını, ardından çatı kafeye atıştırmaya gittiklerini, çevrede biber gazı kullandığını fark ettiklerinde de bir binaya sığındıklarını anlattı.
“Biraz önce söz alan arkadaşım, şiddete uğrayan bir kişiye yönelik tepkisini dile getirdi. Arkadaşımın gözaltına alındığını görünce “Ne yapıyorsunuz?” diye sözlü müdahalede bulundum ve bu nedenle gözaltına alındım.”
Savunmasını gerçekleştiren sıradaki kişi, 2022 Haziran ayında düzenlenen ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne anayasanın 34. maddesi kapsamında barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanarak katıldığını belirtti. Yürüyüşün tamamen barışçıl amaç taşıdığını, herhangi bir canlıya ya da çevreye zarar verme niyeti olmadığını vurguladı; ancak kolluk kuvvetlerinin herhangi bir uyarı yapmadan fiziksel saldırıya başladığını ve bu sırada güvenli bir yer ararken işkenceyle gözaltına alındığını anlattı.
Kampüs içinde ters kelepçe ve biber gazı kullanılarak insan onuruna aykırı muameleye maruz kaldığını ifade etti. Ters kelepçenin yanlış takıldığını ve bedenine rızası olmadan dokunulmasının polisler tarafından küçümsenip dalga geçildiğini dile getirdi. Ayrıca gözaltı sırasında eşyalarının yerlere ve çöpe atıldığını, bunun yasal bir gerekçesi olmadığını ve kendisinin bir öğrenci, kadın ve LGBTİ+ olarak aşağılanmak istendiğini belirtti.
Araca bindirilirken kelepçelerin çok sıkıldığı ve uyuşma hissetmesine rağmen gevşetilmediğini aktardı. Araçta ters kelepçe ile bekletildiğini söyledi. İlk adli muayene sırasında ise polislerin odada bulunması nedeniyle mahremiyet hakkının ihlal edildiğini ve gözaltı öncesi ile sırasında polis şiddetine maruz kaldığını anlattı.
İfadesi alınırken çantasından çıkan LGBTİ+ bayrağı nedeniyle rahatsız edici ve kutuplaştırıcı ifadelerle karşılaştığını ve avukatıyla görüşmesinin engellendiğini belirtti. Maruz kaldığı şiddetin iktidarın LGBTİ+lara yönelik sistematik kriminalize etme politikasının açık bir göstergesi olduğunu söyledi.
İddianamede “izinsiz yürüyüş” olarak nitelenen Onur Yürüyüşü’nün anayasal bir hak olduğunu ifade etti. Ancak kolluk güçlerinin ve kayyumların LGBTİ+ları ve gençleri hedef aldığını, kolluk kuvvetlerinin orantısız güç kullanımı ve işkencesinin, LGBTİ+ flaması taşımaktan daha tehlikeli görülmediğini vurguladı.
Son olarak, elindeki bayrağın çöpe atılması ve avukatıyla görüşmesinin engellenmesini yaşadığı hak ihlalleri ve şiddetin somut göstergesi olarak değerlendirdi.
ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne katılarak hiçbir suç işlemediğini, anayasal hakkını kullandığını ve onurundan vazgeçmediğini ifade ederek savunmasını bitirdi.
Savunmasını yapan son kişi, o gün bir sınavı olduğunu, neler olduğunu öğrenmek ve kısa bir mola vermek için dışarı çıktığını söyledi. Ancak kimlik göstermesi bile istenmeden doğrudan gözaltına alındığını, gözaltı sırasında başkalarının yaralandığını gördüğünü belirtti.
Ayrıca, gözaltındayken aile üyelerine haber verilmesini istememesine rağmen, gözaltının üzerinden bir hafta geçtikten sonra ailesinin aranarak eyleme katıldığı bilgisinin verildiğini ifade etti.
Sanıklara hangi hastanelere bırakıldıkları soruldu; Sincan, 29 Mayıs gibi farklı hastanelere götürüldükleri kayıt altına alındı.
Önceki savunmalarda yaşanan aile üyelerine haber verilmesi durumunun tekrar altı çizildi. Başka sanıklar da, gözaltı işlemlerinden günler sonra ailelerinin bilgilendirildiğini ifade ettiler. Bir sanık, babasının aranarak, “Kızınız terör örgütleriyle yakın ilişki içerisinde, bu yüzden gözaltına alındı. Dikkat edin, kızınızla görüşün” şeklinde uyarılar ile karşılaştığını aktardı.
İkinci duruşmanın tarihi 17 Eylül olarak belirlendi.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.