CHP’nin hekim kökenli milletvekilleri Aylin Yaman, Kayıhan Pala, Ali Karaoba ve Murat Çan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2 Mayıs tarihinde tüm il müdürlüklerine gönderdiği ve “toplumsal cinsiyet” kavramının kamu yazışmalarında ve faaliyetlerinde kullanılmamasını öngören yazıya ilişkin TBMM’de bir basın açıklaması düzenledi. Dört milletvekili, açıklamada bu yaklaşımın yalnızca bilim dışı olmadığını, aynı zamanda kadın hakları mücadelesine, toplumsal eşitliğe ve insan haklarına doğrudan bir saldırı anlamına geldiğini ifade etti. Açıklamada, “Toplumsal cinsiyet kavramını yasaklamaya çalışmak abesle iştigaldir” denilirken, Aile Bakanlığı bu anlayışından vazgeçmeye ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için çalışmaya davet edildi.
Vekiller, AKP iktidarının kadınları yalnızca “çocuk doğuran ve evde oturan” bireyler olarak tanımlayan anlayışını eleştirerek, bu zihniyetin Türkiye’nin sosyal dokusunu zedelediğini ve kadınların toplumsal hayatta eşit yurttaşlar olarak yer almasını engellediğini belirtti. Sağlık Bakanı’nın “aileyi çocuk sahibi olmaya indirgemesi” de bu anlayışın bir parçası olarak gösterildi. “Toplumsal cinsiyet kavramını kullanmaktan uzak durmak, toksik erkekliğe, kadına karşı şiddete ve kadın cinayetlerine kapı aralamaktır” denilen açıklamada, Cumhurbaşkanlığı’nın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından bu yazının da kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik tehditleri artırdığı belirtildi. Aylin Yaman’ın “Bu durum, toplumdaki homofobiyi tırmandırmakta ve yeni bir toplumsal tehdit yaratmaktan öteye gitmemektedir” eleştirisi ise LGBTİ+ var oluşunu hedef gösteren iktidara ve Aile Yılı planlamalarına tekrar dikkat çekti.
Konuşmanın tamamında, bakanlığın son zamanlarda yaptığı, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim konularına dair “bilimsellikten uzak” açıklamalar odak noktasında tutuldu. Milletvekilleri, söz konusu resmi yazının bu açıklamalara bir yenisini eklediğini ve bunun yalnızca akademik doğrularla değil, aynı zamanda temel insan haklarıyla da çeliştiğini vurguladı. “Bu durum, toplumdaki homofobiyi tırmandırmakta ve yeni bir toplumsal tehdit yaratmaktan öteye gitmemektedir” ifadesi ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin, ayrımcılığı görünür kılan ve eşitlikçi kamu politikaları üretmenin temel dayanağı olduğunu belirten vekiller, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış hakların bir bürokratik yazıyla yok sayılamayacağını ifade etti.