
"Duru’yla dayanışmak, hepimizin ifade, örgütlenme ve toplantı özgürlüğüne sahip çıkmak anlamına geliyor."
ÜniKuir: Öncelikle, sorularımıza zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Bize kendinizden söz edebilir misiniz?
Nergiz Görnaz: Ben Nergiz, avukatım. Çağdaş Hukukçular Derneği üyesiyim ve uzun süredir LGBTİ+ ve seks işçilerinin hakları alanında çalışıyorum. Yakın zamana kadar Kırmızı Şemsiye Derneği’nde hukuki danışman olarak çalıştım. Mesleki çalışmalarım arasında toplumsal cinsiyete dayalı şiddet temelli dosyalar, LGBTİ+ ve seks işçilerinin adalete erişimi gibi konular yer alıyor.
ÜniKuir: Duru ile yollarınızın nasıl kesiştiğini paylaşabilir misiniz?
Nergiz Görnaz: Duru’yla öncelikle alanlardan arkadaşız. Avukat-müvekkil ilişkimiz ise Ankara’da NATO zirvesi öncesindeki operasyonlar kapsamında gözaltına alınmasıyla gelişti diyebilirim. 23 Haziran’da gözaltına alındı, 26 Haziran’da ise tutuklandı. Savcılık daha sonra hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlamalarıyla iddianame düzenledi.
Duru çok genç bir trans kadın ve aynı zamanda üniversite öğrencisi. Dosyada onun politik faaliyetleri, katıldığı eylemler, taşıdığı pankartlar, attığı sloganlar, arkadaşlık ilişkileri, gittiği mekânlar ve sosyal medya içerikleri uzun bir liste hâlinde bir araya getirilmiş durumda. Ben ve meslektaşlarım ise müdafii olarak hem bu isnatlara hem de tutukluluğuna karşı savunmasını yürütüyoruz.
ÜniKuir: Duru’nun yargılanması sürecini özgül kılan olayları nasıl sıralayabilirsiniz?
Nergiz Görnaz: Bence bu dosyayı özgül kılan ilk şey, savcılığın çok büyük ölçüde açık ve kamusal siyasi faaliyetlerden hareketle örgüt üyeliği sonucuna ulaşması. İddianamede Duru’nun ve diğer arkadaşlarının 1 Mayıs’a, Newroz’a, işçi direnişleriyle dayanışma eylemlerine, 19 Mart sonrası gerçekleştirilen gösterilere, Rojava’ya ilişkin protestolara, çeşitli anmalara katılması; pankart veya flama taşıması ve slogan atması ayrı ayrı tespit olarak sıralanıyor. Örneğin 1 Mayıs’ta YDG kortejinde yer alması, flama taşıması ve slogan atması dosyanın delilleri arasında. NATO karşıtı faaliyetler de bunun içerisinde.
Dosyanın sonunda savcılık bütün bu faaliyetleri bir araya getirerek Duru’nun “süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik” gösterecek şekilde örgüt içerisinde faaliyet yürüttüğünü ve örgüt hiyerarşisi içerisinde bulunduğunu ileri sürüyor. Bizim açımızdan temel mesele tam da burada: Bir insanın politik görüşlerini ifade etmesi, gösterilere katılması, pankart taşıması, bildiri dağıtması veya belli insanlarla birlikte hareket etmesi ile silahlı bir örgütün hiyerarşik yapısına dahil olması aynı şey değildir.
Dosyanın bir başka dikkat çekici yanı da Duru’nun LGBTİ+ hareketiyle ilişkisine dair kayıtlar. İddianame daha en başta onun “LGBTİ+ toplulukları organizesinde düzenlenen eylem/etkinliklere” katıldığını ayrıca belirtiyor. Bunun yanında Arya’nın doğum gününde yapılan “Arya’ya Ne Oldu?” açıklamasında Duru’nun konuşması da ayrı bir tespit başlığıyla dosyaya konulmuş. Duru’nun burada söylediği şey, Arya’nın doğum gününü anmak ve onun ölümüne ilişkin kamuoyuna seslenmekten ibaret. Bunun doğrudan bir suçlama konusu yapılmadığını özellikle söylemek gerekir; ancak bir kişinin politik ve sosyal hayatının ne kadar geniş bir alanının soruşturma dosyasının parçası hâline getirildiğini göstermesi bakımından önemli.
ÜniKuir: Duru’nun atanmış adıyla yazılmış iddianamenin benzer davalardaki evraklardan farkı var mıdır? Varsa ne olduğuna dair gözlemlerinizi paylaşabilir misiniz?
Nergiz Görnaz: Türkiye’de adli sistemde evraklar nüfus kayıtları üzerinden oluşturulduğu için, kişinin resmi kaydında isim değişikliği gerçekleşmemişse iddianamelerde ve mahkeme evrakında nüfustaki ismin kullanılması ne yazık ki olağan bir uygulama. Bu nedenle biçimsel anlamda Duru’nun dosyasına özgü bir durumdan söz etmek zor.
Ama bunun translar açısından yarattığı sonuç başka bir mesele. Bir insanın beyan ettiği ismi ve cinsiyet kimliğini yok sayıp bütün yargılama boyunca atanmış isimle anılması elbette bu kişi açısından yargılamayı ayrıca zorlayıcı bir sürece dönüştürüyor. Duru bizim için ve sosyal çevresi için Duru.
Soruşturma makamı Duru’nun LGBTİ+ etkinliklerine katıldığını, translarla ilgili bir açıklamada konuştuğunu takip edebilecek kadar onun sosyal ve politik yaşamına dair ayrıntılı bilgi topluyor; fakat aynı dosya onu kendi kullandığı ismiyle tanımıyor. Bu da transların adalet sistemiyle temas ettiklerinde karşılaştıkları yapısal sorunların küçük ama oldukça görünür bir örneği.
ÜniKuir: 19 Mart, belki de Gezi Protestolarından bugüne toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının uygulamaları nasıl değişti?
Nergiz Görnaz: Bence 19 Mart’la birlikte yepyeni bir hukuki rejim kurulmuş olmaktan çok, uzun süredir gördüğümüz bazı uygulamaların çok daha yoğun ve yaygın hâle geldiği bir dönemden söz etmek gerekiyor. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı anayasal bir hak olmasına rağmen pratikte giderek “izin verilirse kullanılabilecek” bir hak gibi ele alınıyor.
Özellikle son yıllarda önce toplantının engellenmesi veya polis müdahalesi, ardından gözaltı ve tutuklama şeklinde ilerleyen bir döngüyü çok sık görüyoruz. 19 Mart sonrasında bunun kitlesel ölçekte uygulanmasına tanık olduk. Üstelik mesele yalnızca eylem sırasında yapılan müdahaleler de değil. Eylem bittikten aylar sonra görüntüler ve sosyal medya paylaşımları taranıyor, kişiler teşhis ediliyor ve bir basın açıklamasına katılmış olmak başka soruşturmaların deliline dönüştürülebiliyor.
Duru’nun ve yoldaşlarının iddianameleri de bunun bir örneği. Savcılık 19 Mart protestolarının dokuzuncu ayına ilişkin bir eyleme katılmasını, pankart taşımasını ve slogan atmasını dahi örgüt üyeliği değerlendirmesinin parçalarından biri olarak kullanıyor. Yani bugün toplantı ve gösteri hakkına yönelik müdahale yalnızca sokağa çıkmanızı engellemekle sınırlı kalmayabiliyor; o eyleme katılmış olmanız aylar sonra başka ve çok daha ağır bir suçlamanın delili hâline getirilebiliyor.
Bu durum ister istemez caydırıcı bir etki yaratıyor. İnsanlara “bugün barışçıl bir gösteriye katılırsanız bunun yıllar sonra karşınıza nasıl çıkarılacağını bilemezsiniz” mesajı veriliyor.
ÜniKuir: Sosyal medya içeriklerinin ceza soruşturmalarında kullanılmasına ilişkin hukuki çerçeveyi nasıl değerlendiriyorsunuz? İddianamede Duru’ya ilişkin sosyal medya paylaşımlarının, özellikle X üzerinden yapılan paylaşımların da delil olarak değerlendirildiğini görüyoruz – Sanal Devriye.
Nergiz Görnaz: Sosyal medya içeriği elbette bir ceza soruşturmasında delil olabilir. Buradaki mesele “sosyal medya hiçbir şekilde delil olamaz” demek değil. Mesele, o içeriğin neyi ispatladığı ve nasıl yorumlandığıdır.
Bir paylaşımın kime ait olduğu, değiştirilip değiştirilmediği, hangi bağlamda yapıldığı, kişinin paylaşımı gerçekten yapıp yapmadığı ve paylaşım ile isnat edilen suç arasında nasıl bir bağ bulunduğu ayrı ayrı değerlendirilmek zorunda. Özellikle örgüt üyeliği gibi son derece ağır bir suçlama bakımından bir kişinin sosyal medyada bir içeriği paylaşması, bir hesabı takip etmesi veya bir eylem fotoğrafında görünmesi tek başına hiyerarşik örgütsel ilişkiyi göstermez.
Duru’nun dosyasında ise onlarca X paylaşımı art arda sıralanıyor. Bunların önemli bir kısmı YDG ve başka hesapların eylemler hakkındaki paylaşımları ve Duru’nun bu görüntülerde bulunduğuna ilişkin polis tespitlerinden oluşuyor. Savcılık ayrıca Duru’nun kendi sosyal medya hesabından YDG’nin çok sayıda eylemine ilişkin paylaşım yaptığını da iddia ediyor.
Burada “sanal devriye” yönteminin sınırları da tartışılmalı. Kamuya açık sosyal medya hesaplarının sistematik biçimde taranması, kişilerin politik faaliyetlerinin arşivlenmesi ve daha sonra bunların ceza dosyalarında bir politik profil oluşturacak şekilde bir araya getirilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğü bakımından ciddi sorunlar doğuruyor.
Bir başka problem bağlamın ortadan kalkması. Bir işçi direnişiyle dayanışma, 1 Mayıs’a katılım, trans bir genç için yapılan anma veya NATO karşıtı bir slogan; kendi politik ve toplumsal bağlamından çıkarılıp aynı dosyada yan yana getirildiğinde, kişinin bütün politik hayatı kriminalize edilmiş bir tabloya dönüşüyor. Ceza yargılamasının görevi insanların politik biyografisini çıkarmak değil; isnat edilen somut suçun yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ortaya koymaktır.
ÜniKuir: Duru, 26 Haziran’dan bu yana tutuklu. Dosyanın mevcut durumu ve isnat edilen fiiller birlikte değerlendirildiğinde tutukluluk tedbiri hakkında ne düşünüyorsunuz? Burada yaklaşık üç aylık tutukluluğun, bir koruma tedbiri olmaktan çıkıp fiili bir cezalandırmaya dönüşmesinden söz edilebilir mi?
Nergiz Görnaz: Tutuklama bir ceza değil, bir koruma tedbiridir. Dolayısıyla tutuklamanın devamı için yalnızca isnat edilen suçun ağır olması yeterli değildir; kuvvetli suç şüphesinin yanı sıra kaçma veya delil karartma gibi nedenlerin de somutlaştırılması ve daha hafif tedbirlerin neden yetersiz kalacağının açıklanması gerekir.
Duru 26 Haziran’dan beri tutuklu. Tensip zaptında mahkeme tutukluluğun devamına karar verirken “delillerin tam anlamıyla toplanmamış olması”, kaçma ve delilleri gizleme şüphesi gibi gerekçelere yer veriyor ve adli kontrolün yeterli olmayacağını söylüyor. İlk duruşma ise 24 Eylül’e bırakıldı. 25 Ağustos’taki incelemede de tutukluluğunun devamına karar verildi.
Oysa iddianamedeki delillerin çok önemli bir bölümü zaten kolluk tarafından toplanmış eylem görüntüleri, sosyal medya paylaşımları, teknik izleme tutanakları ve açık kaynak araştırmalarından oluşuyor. İsnat edilen somut fiillere baktığımızda da karşımıza büyük ölçüde eyleme katılmak, slogan atmak, pankart veya flama taşımak, afiş yapıştırmak, sosyal medya paylaşımı yapmak ve arkadaşları ile aynı mekânlarda bulunmak çıkıyor. Savcılık bunların toplamından örgüt üyeliği sonucu çıkarıyor. Bu değerlendirmenin absürtlüğü bir yana, bunlar yargılamanın esasına ilişkin bir mesele ve elbette mahkeme önünde tartışılacak. Fakat henüz bu tartışma yapılmadan, Duru’nun aylar boyunca cezaevinde tutulması tutuklamanın giderek peşin bir cezalandırma etkisi yaratmasına neden oluyor.
ÜniKuir: Bize ayırdığınız zaman için teşekkür ederiz. Duru’nun arkadaşlarına bir mesajınız var mıdır?
Nergiz Görnaz: Cezaevi yalnızca fiziksel bir kapatılma alanı değil; insanı arkadaşlarından, üniversitesinden, gündelik hayatından ve politik mücadele alanlarından koparabilen bir yer. Hele çok genç bir insan açısından bunun etkisini küçümsememek gerekiyor.
Duru’nun dosyasını takip eden arkadaşlarının, LGBTİ+ örgütlerinin ve hak savunucularının dayanışması bu nedenle çok kıymetli. Duru yalnız olmadığını biliyor. Onun özgürlüğü için yürüttüğümüz hukuki mücadele devam ediyor ve 24 Eylül’deki ilk duruşmada da tahliyesini talep edeceğiz.
Aynı zamanda bu dosyayı yalnızca Duru üzerinden okumamak gerektiğini düşünüyorum. Bir gösteriye katılmanın, bir pankartın arkasında yürümenin, arkadaşlarınızla politik faaliyet yürütmenin, sosyal medyada düşüncenizi ifade etmenin ağır ceza yargılamasının dayanağı hâline gelebildiği bir dönemden geçiyoruz. Bu yüzden Duru’yla dayanışmak, biraz da hepimizin ifade, örgütlenme ve toplantı özgürlüğüne sahip çıkmak anlamına geliyor.
Duru'nun duruşması 24 Eylül'de! Duru tahliye olana kadar ona göndermek isteyebileceğiniz yazı, şiir, çizim veya not için @pride.ankara ile iletişime geçebilirsiniz.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.