
Dört insan hakları örgütü, tutuklu gençlik delegesi Enes Hocaoğulları'nın derhal serbest bırakılması için ortak basın açıklaması yayımladı.
Enes Hocaoğulları Serbest Bırakılsın! İfade Özgürlüğü, İnsan Hakları Savunuculuğu Suç Değildir.
5 Ağustos 2025 günü Avrupa Konseyi Türkiye Gençlik Delegesi, LGBTİ+ hakları aktivisti, gençlik hakları savunucusu ve ÜniKuir çalışanı Enes Hocaoğulları, Ankara Esenboğa Havalimanı'nda hakkında çıkarılmış yakalama kararı gerekçesiyle gözaltına alınmış; aynı gün içerisinde “kamuoyunu yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklanmıştır. Tutuklamanın dayanağı olarak gösterilen eylem, Enes'in Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Gençlik Delegesi sıfatıyla 27 Mart 2025 tarihinde yaptığı konuşmadır. Bu konuşma, kongrenin 48. toplantısında Türkiye’deki muhalif belediye başkanlarının tutuklanması ve görevden uzaklaştırılması hakkındaki acil gündemli oturumda yapılmıştır. Enes konuşmasında, 19 Mart sürecindeki demokratik gerileme ve hukuka aykırı uygulamalarla birlikte gençlerin öncülüğünde başlayan protestolarda yaşanan baskıyı ve polis şiddetini eleştirmiş ve herkese güç veren “gençler artık yeter diyor” sözünü haykırmıştır. Enes’in konuşmasında geçen protestolara müdahale sırasında işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği, biber gazı ve plastik mermi kullanıldığı, bazı şüphelilere cinsel şiddet pratiği olan çıplak arama işkencesinin dayatıldığı veya tehdidinde bulunulduğu yönündeki ifadeler; siyasette ve medyada geniş yer bulan, baroların ve sivil toplum örgütlerinin raporlarında belirtilen ve kamuoyunda güncel olarak tartışılan konulara dayanmaktadır. Bu anlamda hukuki olarak yanıltıcı bilgi kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Ancak elbette bu tutuklama kararının gerçek bir hukuki değerlendirmeyle verilmediğini biliyoruz. Enes hakkında uygulanan TCK 217/A maddesi, yani "kamuoyunu yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu", Türkiye’de basın özgürlüğüne ve sivil topluma karşı bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Bu madde, 2022 yılında yürürlüğe giren ve kamuoyunda “dezenformasyon yasası” olarak bilinen düzenlemenin bir parçasıdır. Tanımı son derece muğlaktır ve “yanıltıcı bilgi” kriterinin ne olduğu açıkça belirtilmemektedir. Bu belirsizlik, ifade özgürlüğünü keyfi biçimde sınırlandırabilmek ve hak savunuculuğunu kriminalize edebilmek amacıyla siyasi iktidar tarafından bilinçli olarak yaratılmıştır. Enes’in konuşması, Avrupa Konseyi’nin ilkeleriyle ve uluslararası insan hakları normlarıyla uyumlu şekilde yapılmış, barışçıl ve gerçeklere dayalı bir ifade özgürlüğü örneğidir. Bu konuşmanın siyasi saiklerle yargı tacizine konu edilmesi, Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleriyle de açıkça çelişmektedir. Savcı, Enes’i tutuklamaya sevk eden yazısında konuşmanın uluslararası alanda ülke itibarını zedelediğini öne sürmüştür. Ülkenin itibarını zedeleyen, ifade özgürlüğü ve hak savunuculuğu kapsamındaki faaliyetler değil; bu faaliyetlerin suç haline getirilmesi, genç bir insan hakları savunucusunun yalnızca uluslararası bir kurumda konuşma yaptığı için tutuklanmasıdır. Asıl itibarsızlaştıran, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, hukuki değil siyasi motivasyonlarla verilen kararlar ile bu keyfi ve baskıcı uygulamalardır. Bu tutuklama; ifade özgürlüğüne ve hak savunuculuğuna yönelik sistematik baskının bir parçası olarak okunmalıdır. Avrupa Konseyi nezdinde görevlendirilmiş bir gençlik delegesinin uluslararası bir platformda yaptığı meşru açıklamalar nedeniyle cezalandırılması, yalnızca Türkiye'deki hak, hukuk, adalet ve demokrasi mücadelesini değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları mekanizmalarının meşruiyetini de hedef almaktadır. Enes konuşmasının hemen ardından sosyal medya üzerinden yoğun bir şekilde hedef gösterilmiş, çeşitli medya organları tarafından sistematik olarak karalanmış ve "ajanlık", "vatana ihanet", "LGBTİ+ lobisinin sözcüsü" gibi nefret dolu söylemlerle yaftalanmıştır. Bu linç kampanyası, bireysel bir hedef göstermenin ötesindedir. Bu süreçte yalnızca Enes değil, konuşmanın gerçekleştiği kurumlar, demokratik kamuoyu, LGBTİ+ örgütleri ve muhalefet partileri de hedef alınmıştır. İstanbul’da başlayıp sonradan Ankara’ya gönderilen soruşturmanın, doğrudan terörle mücadele bürosu tarafından başlatılmış olması ise yaşanan sürecin siyasi saikini ortaya koymaktadır. Enes’in tutuklanması, Türkiye'de uzun zamandır hak savunucularının kriminalize edildiği ve bastırılmaya çalışıldığı bir sürecin içerisinde giderek derinleşen LGBTİ+ karşıtı politik iklimin sonucudur. 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesiyle ve ardından atılmaya devam edilen adımlarla birlikte LGBTİ+ haklarına yönelik saldırılar kurumsallaşma sürecine girmiştir. LGBTİ+ karşıtı yasa teklifi gündemiyle LGBTİ+ hak savunucularını ve LGBTİ+ örgütlerini sistematik olarak yargı tacizine maruz bırakmak ve hak savunuculuğunu sindirmek amaçlanmaktadır. Enes’in tutuklanmasının LGBTİ+ karşıtı yasa teklifleri, genç transların hormon terapisine erişimini yasaklayan, kaosgl.org ve LGBTİ+ örgütlerinin sosyal medya hesaplarını erişime engelleyen, Hacettepe Üniversitesi Queer Deer Öğrenci Topluluğu’nu mahkeme kararına rağmen ikinci kez kapatan aile yılı politikalarından bağımsız olmadığını biliyoruz. Bizler aşağıda imzası bulunan insan hakları örgütleri olarak:
#ENESEÖZGÜRLÜK #FREEDOM4ENES |
17 Mayıs Derneği
Gençlik Örgütleri Forumu
Kaos GL Derneği
ÜniKuir Derneği
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.