
“Rogue’un sevdiği insanlarla fiziksel bağ kurmasına imkan yok. Eğer bu evrensel bir kuir duyguyu anlatmıyorsa, ne anlatıyor ben bilmiyorum.”
Yazar: David OpieYayınlayan: IndieWireYayın tarihi: 20 Mart 2024Çeviri: Alican Eralp
X-Men, her daim geydi. 1963’te Stan Lee ve Jack Kirby, canı yakılmış bu uyumsuzlar takımını ilk yarattığında da geydiler. Bryan Singer’ın çektiği X2’de; annesi, Buzadam’a (Iceman) “Mutant olmamayı denedin mi ki hiç?” diye sorduğunda da geydiler. Hele ki Krakoan Çağı’nın başında, şimdilerde adı yeni konmuş Logan, Jean ve Cyclops üçlüsünden biri olan Wolverine, mayolu Scott’a “hayır” diyemediğinde de geydiler. Adı üstünde, onlar “Homo Superior” (Üstün Homo).
Fakat X-Men: The Animated Series’in devam çizgi dizisi X-Men ‘97 ‘nin Disney+’a gelmesiyle birlikte, en iyi ihtimalle meseleye sondan yetişebilen yobaz tipler şimdi diziyi fazla “woke” (duyar kasan) olmakla suçluyor (Sanki süper kahraman formunda yaşayan The Village People[1] grubu değillermiş gibi).
Bu hayatsız tayfanın daha önce pek sallamadığı, şekil değiştirme gücüne sahip mutant Morph’un bu yeni seride non-binary (ikili cinsiyetin dışında) olduğunun teyit edilmesi özellikle sorun oldu. Bu tayfa için ne kötü bir durum: Beau De Mayo’nun yani gey birinin dizinin başına getirildiği (artık değil), non-binary Morph’un eklendiği X-Men ‘97 ile birlikte, Marvel bu dört başı mamur lubunyalardan oluşan eğlenceli takımı her zamankinden daha gey bir araya getirmiş duruyor. Sahi, Gambit’in göbeği açık tişörtünü gördünüz mü?
Serinin kuir temellerine kendi doğalında katlar çıkan devam dizisi, 1992 yılındaki orjinalinde tohumları atılmış şanlı kuir kökenini takip ediyor.

Lubunyalar, bir yolunu bulur. Buna, daha lubunya olduğunu bile bilmeden lubunyalığı keşfe çıkmak da dahil. Aynı sebepten sekiz yaşındaki ben, iç çamaşırı paketleri üzerindeki görsellere ortalama bir çocuktan daha fazla bakıyordum ve yine aynı sebepten “X-Men: The Animated Series” bana diğer çizgi filmlerden daha fazla hitap ediyordu. Nedenini niyesini tam olarak bilemesem de…
Dönüp bakınca, o jenerik müziğinden daha çekici olan tek bir şey varsa o da taytlardı. Birini eşcinsel yapmak imkansız olsa da o kalın kalçalarıyla öne doğru hamlesini yapmış ve gözlerinden çıkan sarsıcı bir şok dalgası ile -ısı ışını değil, belirteyim- taş gibi duran Scott Summers’ı ilk gördüğümde bana olay şey buydu. Ya da o devasa şeyini… asasını ustaca kullanırken Remy LeBeau’nun Rogue’a arsızca göz kırptığını ve iki tarafa da çekilebilecek daha arsız laflarına tanık olunca başıma gelen buydu. Herkeste bir tane olan Gey Twitter’ın önüme çıkardığı Cyclops mı Gambit mi anketi ise, Jean Grey’i bayıltacak türden bir migrene (aslına bakarsan bu çok ender olan bir şey değil) yol açmak için yeterli.
Ama bu, tipik bir süper kahraman “sosis” festivali de değildi yalnızca. Talihsiz isim seçimine rağmen [2] herkesin bildiği bir şey var: X-Men’i X-Men yapan şey kadınlar. İş, dizinin jeneriğinde poz veren kahramanları tek tek taklit etmeye geldiğinde (Bu benim kesinlikle yapmadığım ve bahsini bile açarsanız sizi dava edeceğim bir şey. Bu ne cüret?); benim gibi beybi geyler erkeklerin değil de Storm, Rogue ve Jean’in yerine geçmeye daha meyilliydi. Geylerin, bilgisayar oyunlarında her zaman kadın karakterleri seçmesi gibi…. Bu örneklerden sadece biri.
Taytlarının ötesinde, X-Men’in varoluşundaki o çok konuşulan metaforu anlamam ise zaman aldı: Sadece farklı oldukları için nefrete maruz kalıyor, onlardan korkuluyordu. Sivil haklar hareketinin (eksik) bir analojisi olarak başlayan şey, ayrımcılığa maruz kalmış hemen hemen herkeste bir karşılığını buldu. Olayın güzelliği de buydu. Hem din temelli zulme maruz kalmışlara hem kuirlere, translara ya da sözde çoğunluk tarafından “istenmeyen” herhangi bir farklılığa sahip olanlara da uyan bir hikaye. Taytın da etkisi olmadı değil; ama o tüm süper kahramanlarda var. X-Men’i farklı yapan şey ise onları birbirine bağlayan şey sayesinde birbirlerini kollama ve dayanışma şekilleriydi. Avengers’taki gibi aynasızların ve iş arkadaşlarının ya da Fantastic Four’daki gibi biyolojik akrabaların bir araya gelmesi değil. Kimsenin onları kabul etmediği yerde, birbirini seçenlerin ailesi. Kendi yolculuğumuzun neresinde olursak olalım, bu hikaye dünyanın her yerindeki lubunyaların hikayesinin aynısı gibi çınlıyor.
Hikayenin oturduğu hat, çizgi filmin belki de bugüne kadarki diğer tüm X-Men uyarlamalarından daha iyi kavradığı yer. Özellikle de 90’ların, lubunya olumlamaya mesken tutmadığı yıllar olduğu düşünüldüğünde bu daha da etkileyici.
Beş sezon boyunca, en az X-Men kadar “X-Men: The Animated Series” de nefret ve zulümle uğraştı. Fakat dizi, tümüyle travma pornosu da değildi. Aslında bundan çok uzaktı. Beni bugün bile ağlatan “Tedavi” (The Cure) bölümünde Rogue, X-Geninin düzeltilebileceğini duyup şunu fark etmemiş olsa neredeyse o yola girecekti: “Olduğun kişi için bir tedavi yok” (Eğer bu cümleyi Rogue’un tatlı güneyli aksayla okuduysanız, kardeşimsiniz!). Seni sen yapan içindeki o şeyin “düzeleceğine” dair her şeye rağmen bir ümit beslemenin, lubunyalığından kurtulmak için dua edenlerde bir karşılığı olsa gerek.
Bu aynı zamanda -sözde sevdikleri tarafından buna zorlananlar dahil- çaresizce “düzelmeyi” bekleyen lubunyalara uygulanan, dönüşüm terapisi denen korkunç zarara da değinmek demek. Yazarlar, hikayedeki bu hattın yüzü olarak Rogue’u seçerek ekstra bir kuir katman daha eklemiş oldu. Çünkü en başta gücünden vazgeçmek istemesinin tek nedeni, zarar vermeden birine dokunabilmekti. Rogue’un sevdiği insanlarla fiziksel bağ kurma imkanı yok. Eğer bu evrensel bir kuir duyguyu anlatmıyorsa, ne anlatıyor ben bilmiyorum. Nedeni ister aynı cinsiyettekilerin birbirine dokunmasının yasak olduğu bir toplumda yaşamak olsun isterse arzularımızı fiziksel yolla dışarı vurmaya korkan bizler olalım, fark etmez.
Bu bölüm, lubunyalığın -bir metafor olarak bile- ötekileştirildiği AIDS krizinin en yoğun olduğu dönemde yayınlandı. Bu fikirleri bir çizgi filmde keşfetmek son derece radikaldi ve ardından AIDS'i adı dışında her şeyiyle tasvir eden Marvel’in “Legacy Virus” hikayesinin doğrudan uyarlanmasıyla ikinci sezonda daha da ileri gidildi. Sayısız gey erkeğin canına mal olan gerçek bir virüsün var olduğu bir zamanda yayılan bu kurgusal virüs, Xavier’in en yakın “insan” dostu Moira MacTaggert’a zarar verene kadar sadece belli insanlara, özellikle mutantlara bulaşan bir hastalık olarak görülüyordu. Çok geçmeden tedavisi bulundu çünkü “normal” insanlarında da tehlikede olduğu anlaşılınca tedavi bir öncelik haline geldi. Aynı, gerçek hayattaki tıbbi AIDS araştırmalarındaki ilerleme gibi…
Mutant karakterlerin açık kimlikli çizilemediği bir on yılda -bunun belki de bir sebebi, 1992’de gey olarak açılan Alpha Flight’ın Northstar’ı dışında cidden ortada böyle çok fazla karakterin bulunmamasıdır- “X-Men: The Animated Series” sevdikleri hikayelerde kendisini görmeyi arzulayan bir lubunya çocuk neslinin tümüne hitap etti. O günden bu yana, X-Men çizgi romanları uzun bir yol kat etti. Özellikle de son beş yılda Escape isimli bir trans süper kahramanın takdim edildiğini ve yaklaşan Onur Ayına özel Mystique ve Destiny’nin dünya evine girmeye hazırlandığı düşünülürse…
Bir de Iceman var ki… Krakoa Adasında partilerin-kucaktan kucağa-dolaşan-pasifinin[3] “tutar” statüsü ve omega-boyutlu kişiliği de değişime işaret ediyor. Özellikle aşırı eğlenceli bu son iki örnek bize, X-Men’in bizim için inşa edilmemiş bir dünyada yaşamanın getirdiği acıyı aşan güçlü ve meydan okuyucu bir yanı olduğunu hatırlatıyor. Bu çizgi romanlar için de geçerli, 90'lardaki çizgi film için de geçerli ve kabul görmenin mümkün göründüğü bir geleceğin neye benzediğini keşfedecek olan "X-Men '97" için de geçerli.
En sevdiğim kahramanların uzun süre mücadele ettikten sonra bir nebze de olsa mutluluğa kavuştuğunu görmek, kendini dizinin ilk yayınlandığı o günlere ait hissetmeyen benim gibi lubunya çocuklar için inanılmaz derecede iyileştirici. Ama biz aitiz, çünkü biz neyiz? Homo Superior.
X-Men ‘97, Disney+’ta 20 Mart’ta iki bölümle prömiyerini yaptı ancak Türkiye’deki kullanıcılarının diziye erişimi yok.
[1] (ç.n) 70’lerin sonlarında Amerikan disco müziği yapmaya başlayan, gey stereotiplerini barındıran üyeleriyle gey dinleyici kitlesini hedefleyen dünya çapında ünlü bir müzik grubu.
[2] (ç.n.) X-Men ismi “X-Adamlar” manasına geldiği için yazar bunun bir erkek hikayesi olarak anlaşıldığına vurgu yapıyor.
[3] (ç.n.) CNN’in 2023 sonu yılbaşı programında söylenmiş ve ardından viral olmuş bir lakap.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.