
“Bedenlerimiz üzerinde söz sahibi olamazsınız. Kimliklerimizi yok sayamazsınız. Örgütlenmemizi engelleyemezsiniz!”
Bu sene "Lubunya yasa, sokak yasak tanımaz!" sloganıyla çağrıda bulunan LGBTİQA+’lar, yasak kararlarına ve polis engellemelerine rağmen 5. Ankara Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştirdi.
Farabi Sokak’ta bir araya gelen kitle, Ankara sokaklarında “Okulda, işte, mecliste; travestiler her yerde!” ve “Kutsal aileniz batsın!” sloganları attı. Biten yürüyüşün ardından kitleye yönelen polis, aralarında sahada görev yapan medya uzmanımızın da bulunduğu 8 kişiyi gözaltına aldı.
Yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasında; LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık, süregiden nefret politikası uygulamaları, 12. Yargı Paketi ve LGBTİQA+ ile kadın örgütlerine yönelik erişim engelleri protesto edildi.
Gözaltına alınan 8 kişi, saat 18:00 civarında tüm ifadelerin tamamlanmasının ardından serbest bırakıldı.
Basın açıklamasının tamamı:Bedenlerimiz, kimliklerimiz, sesimiz ve özgürlüğümüz üzerinde kurduğunuz tahakkümü kabul etmiyoruz! Türkiye’de LGBTİ+’lar yıllardır sistematik bir nefret siyasetiyle, hedef göstermelerle, ayrımcılıkla, şiddetle ve görünmezleştirme politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bizler bu topraklarda var olduğumuz günden beri yalnızca kimliğimizle değil; yaşam hakkımız, barınma hakkımız, sağlık hakkımız, ifade özgürlüğümüz ve örgütlenme hakkımız için mücadele ediyoruz. Bugün karşımızda duran tablo; tek tek hak ihlallerinden ibaret değildir. Bu, LGBTİ+’ların yaşam alanlarını daraltmaya, görünürlüğünü yok etmeye ve bizi toplumdan dışlamaya çalışan örgütlü bir nefret politikasının parçasıdır. 12. Yargı Paketi kapsamında gündeme getirilen LGBTİ+ karşıtı düzenlemeler, bu politikanın hukuk eliyle kurumsallaştırılmaya çalışıldığını göstermektedir. Transların bedenleri üzerinde söz sahibi olma hakkını hedef alan; beden uyum sürecine erişimi zorlaştırmayı, süreci 18 yaşından 25 yaşına çıkarmayı ve bir kişinin beden uyum sürecine başlayabilmesi için üremeden yoksun sayılması gibi insan haklarına aykırı şartları gündeme getiren bu yaklaşımı kabul etmiyoruz. Bir insanın kendi bedeniyle barış içinde yaşayabilmesi için üreme hakkından vazgeçmeye zorlanması; beden özerkliğine, sağlık hakkına ve insan onuruna açık bir saldırıdır. Bizim bedenlerimiz devletin kontrol edeceği, üzerinde karar vereceği ya da izin mekanizmalarıyla yöneteceği alanlar değildir. Transların hayatları bir “düzenleme konusu” değildir. Bizim bedenlerimiz deney alanı, kimliklerimiz tartışma malzemesi, yaşamlarımız siyasi hesapların aracı değildir. Bu saldırılar yalnızca meclis koridorlarında ya da yasa tasarılarında kalmıyor. Sokakta, evde, iş yerinde ve dijital alanda LGBTİ+’ların varlığı hedef alınmaya devam ediyor. LGBTİ+ derneklerinin ve hak örgütlerinin sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleri; yalnızca birkaç dijital platformun kapatılması değildir. Bu kararlar LGBTİ+’ların sesini kısmaya, dayanışma ağlarını zayıflatmaya ve örgütlü mücadeleyi görünmez hale getirmeye yönelik sansür politikalarının bir parçasıdır. Kaos GL gibi LGBTİ+ hakları alanında çalışan kurumların sosyal medya hesapları ve dijital yayın alanları erişim engelleriyle karşı karşıya kalmış, bu durum ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir müdahale olarak değerlendirilmiştir. Bugün LGBTİ+ derneklerinin, dayanışma ağlarının ve hak savunucularının sesini kısmaya çalışanlar şunu bilmelidir: Bir hesabı kapatmak, bir ekranı karartmak, bir paylaşımı görünmez kılmak bizim varlığımızı ortadan kaldıramaz. Çünkü bizim mücadelemiz yalnızca sosyal medyada değildir. Biz sokaktayız. Mahallelerdeyiz. Evlerdeyiz. Birbirimizin hayatındayız. Bizim dayanışmamız bir algoritmaya, bir mahkeme kararına ya da bir erişim engeline bağlı değildir. Ankara Esat ve Eryaman’da trans kadınlara yönelik saldırılar ve yıllardır süren adalet mücadelesi, bu ülkede transfobinin nasıl örgütlü bir şiddete dönüştüğünün göstergesidir. Trans kadınların yaşam alanlarından koparılmaya çalışılması, hedef gösterilmeleri ve şiddetle karşı karşıya bırakılmaları; bugün bedenlerimiz üzerinde kurulmak istenen baskının sokaktaki karşılığıdır. Esat’tan Eryaman’a, sokaklardan mahkeme salonlarına, sosyal medyadan meclis kürsülerine kadar aynı nefret dili büyütülmeye çalışılıyor. Ama biz biliyoruz ki bu nefret politikaları karşısında en büyük gücümüz birbirimize tutunmaktır. Bizler buradan açıkça söylüyoruz: Bedenlerimiz üzerinde söz sahibi olamazsınız. Kimliklerimizi yok sayamazsınız. Örgütlenmemizi engelleyemezsiniz. Sesimizi susturamazsınız. LGBTİ+’lar bu ülkenin gerçeğidir. Bizler buradayız. Yaşıyoruz. Mücadele ediyoruz. Onurumuzla, öfkemizle, sevgimizle ve dayanışmamızla yaşamlarımızı savunmaya devam edeceğiz. LGBTİ+’lar vardır, var olacak. |
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.