
“Bizim için diledikleri sonu kursaklarında bırakacağız.”
12 Mayıs’ta dövizlerini hazırlayan Bilkentli lubunya, 13 Mayıs’ta saat 18.00’da üniversitenin en kuzeyinde bulunan 81. Yurt çimlerinden, kampüsün merkezine; İhsan Doğramacı heykeline doğru yürüdü. Bilkent Renkli Düşün’ün organizasyonu ile gerçekleşen Altıncı Onur Yürüyüşü’nde, gökkuşağı bayraklarını el ele rüzgara veren lubunyalar önce kampüsü renklendirdi sonra seslerini yükseltti, mücadelelerini büyüttü.

Sloganlarıyla kampüsün merkezine indikten sonra Renkli Düşün tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasında; onur yürüyüşlerinin dayanışma, direniş ve görünürlük açısından taşıdığı öneme, devletin baskıcı uygulamalarına, LGBTİ+ aktivistlere ve öğrencilere yönelik artan şiddet ve tutuklamalara, barınma hakkı ihlallerine, nefret politikalarına karşı direnişe, ayrımcı yasa tekliflerine karşı mücadeleye, ve güvenli, kapsayıcı kampüs ortamı taleplerine dikkat çekildi.


“Yürüyüşümüz sadece varlığımızı ve güzelliğimizi kutlama yürüyüşü değil, aynı zamanda kolektif direnişimizin bir sembolü, dayanışmamızın bir parçası.”
Geçmişte katledilen trans ve LGBTİ+’lar; Hande Kader, Dilek İnce, Buse Şeker, Eylül Cansın, Ahmet Yıldız ve daha niceleri anıldı. Ayrıca, Esat-Eryaman ve Bornova Sokak gibi LGBTİ+’lara yönelik şiddet olaylarının yaşandığı alanlar hatırlatılırken son dönemlerde artan baskılar da vurgulanan konular arasındaydı:
“Transların varlığı zincire vurulamaz, hormona erişim kısıtlanamaz, lubunyaların ifade özgürlüğü hedef alınamaz, Yıldız Tar, İris Mozalar ve Asya Gökalp’ın tutuklanması kabul edilemez.”
KYK yurtlarında barınamayan veya cinsiyet kimliğini gizlemek zorunda kalan öğrenciler, ODTÜ ve Hacettepe’deki baskılar, ve Cebeci’de yaşanan ülkücü saldırılar için de yürüdüklerini belirttikleri basın açıklamasının sonunda ise umut ve dayanışma hissi ön plandaydı:
“Zor günler yaşıyoruz ama lubunya olarak zor günleri iyi biliyoruz. LGBT+’lar toplumun bir parçası... Biz buradayız, hayatın içindeyiz. [...] Hepimizin özgür ve güvende olabileceği, korkmadan kendini ifade edebileceği bir dünya istiyoruz.”


-
Basın açıklamasının tamamına ise aşağıdan ulaşılabilir.
“
:/ Artık gelenekleştirdiğimiz onur yürüyüşlerinde hissettiğimiz coşku, beraber taşıdığımız onur ruhu bizlere güç versin. Asla yalnız yürümeyeceğimizi bize hatırlatsın. Onur yürüyüşü temsil ettiği değerler, taşıdığı anlam, kazandırdığı görünürlük açısından bizler için çok değerli.
Yürüyüşümüz sadece varlığımızı ve güzelliğimizi kutlama yürüyüşü değil, aynı zamanda kolektif direnişimizin bir sembolü, dayanışmamızın bir parçası. Bugün burada aramızda olan, olmayan, olmayı dileyen ve ayrılanlar için de yürüyoruz. Bugün biz Hande Kader, Dilek İnce, Buse Şeker, Eylül Cansın, Ahmet Yıldız ve daha birçok aramızdan çalının arkadaşlarımız, sevdiklerimiz, lubun ailelerimiz için de yürüyoruz.
Esat Eryaman için, Bornova Sokak için yürüyoruz. Şiddet yanlısı, kadın düşmanı, sömürgeci erkek egemen düzenine karşı yürüyoruz. İkbal Uzunert, Ayşe Nur Halil, Narin Güren ve Mattia Ahmet için yürüyoruz.
Baskıcı düzenine karşı her birimizin çocukken görme ihtiyaç duyduğu o umudu, birlikteliği yaşatmak için yürüyoruz. Son onur yürüyüşünden beri baskılar giderek artıyor, ancak biz lubunyalar susturulamaz! Transların varlığı zincire vurulamaz, hormona erişim kısıtlanamaz, lubunyaların ifade özgürlüğü hedef alınamaz, Yıldız Tar, İris Mozalar ve Asya Gökalp’ın tutuklanması kabul edilemez. Türcü devlet, şiddeti meşrulaştıramaz!
2025’i Aile Yılı ilan edenler varlığımızı günah keçisi yapıp halkı ayrımcılığa iterek nefret siyaseti inşa ediyorlar. Narin ve kutsal aile yapıları yıkılır korkusuyla meclise ayrımcı yasa teklifi sunuyorlar. Biz bu dayatmalara her gün daha da kendimizi severek, kabullenerek, nefreti sevgiyle yenerek karşı çıktık.
Hukuksuz tutuklamalarıyla halkın sesi susturulmaya çalışıldı ve biz yine onurla sokaklara döküldük. 19 Mart'tan bu yana erkek devlet şiddeti, eylem alanlarında LGBT+’ları hedef aldı. Yerlerde sürükleyerek işkence etti ve çıplak aramaya maruz bıraktı. Senelerdir maruz kaldığımız bu ayrımcılığa ve işkenceye karşı bağırmaya, hakkımızı sokaklarda aramaya devam ediyoruz ve edeceğiz.
KYK yurtlarında barınamayan veyahut barındıkları yurtlarda cinsel yönelimlerini ve cinsiyet kimliklerini gizlemek zorunda kalanlar için yürüyoruz. Nefret bildirgesine karşı Hacattepe ile, polis ablukasına karşı ODTÜ ile yürüyoruz.
Ankara'dan tüm Türkiye'de lubunya dayanışmasını kampüsten sokağa taşıyan bütün topluluklara canı gönülden teşekkür ediyorum. Biz de kampüsümüze tehditkar, nefret söylemi içeren ayrımcı oluşumlara karşı hep çalışacağız ve bizim için diledikleri sonu kursaklarında bırakacağız. Daha bugün Cebeci Kampüsü'nde basın açıklaması yapan arkadaşlarımız ülkücüler tarafından saldırıya uğradı.
Diyoruz ki her ne olursa olsun buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz. Zor günler yaşıyoruz ama lubunya olarak zor günleri iyi biliyoruz. LGBT+’lar toplumun bir parçası. Lubunyalardan ayrı bir toplum ya da vatandaşlık söz konusu olamaz. Biz buradayız, hayatın içindeyiz. Birilerinin ailesi, arkadaşı, çocuğu, çalışma arkadaşıyız. Ne kadar büyük baskı altında olursak olalım, yılmamayı, yaralarımızı sararken bile nefrete karşı hayatı, umutsuzluğa karşı ayakta durmayı seçmeliyiz. Bugün burada olmanız sizin de bunu seçtiğinizi göstersin. Renkli Düşün bir topluluk olarak temelinde hepimiz için güvenli ve eşit bir kampüs ortamı yaratmak için var- var olacak.
Dileriz ki karşılaştığımız problemler ufak da olsa, çok büyük de olsa bizim burada olduğumuzu hatırlayın, bize ulaşın, burada güven bulun. Birlikte güvenli bağlan, kapsayıcı bir kampüs hayalimizi canlı tutalım. Bir öğrenci oluşumu olan toplumumuzda hepimizin bir payı olsun. Bizlerle fikirlerinizi, isteklerinizi paylaşın. Her dönem yeniden oluşan kurulumuza katılın. Burası bizler için var, hepimiz aynı taraftayız.
Ben bir buçuk yıldır yönetme kurulumundayım. İlk “coming out” etkinliğine geldiğimde ve gözlerim dolduğunda anladım bu komunitenin samimiyetini, derinliğini ve güzelliğini. Sizin deneyimleriniz, bakış açınız, varoluşunuz bana güç verdi.
İlginç hissederken ve kulübe girmeye korkarken bana hayatımın en büyük derslerini, sevdiğim şeyler için çabalamayı öğrettiniz. Zor olanı, göğüsleme gücünü birlikte bulduğumuzu, kanayan yerimizden bilip verebileceğimizi gördüm. Benim için burası sadece bir kişi için daha bile bunu sağlayabilirse anlamı ve önemi sonsuzdur. Her birimizin anlamı, değeri, hikayesi sonsuzdur çünkü. Burada olsanız da, olmasanız da, olamasanız da sizi görüyoruz. Ne yanlışsınız ne de yalnız.
Hepimizin özgür ve güvende olabileceği, korkmadan kendini ifade edebileceği bir dünya istiyoruz. Kampüsümüzden başlayarak bunun için mücadeleye devam ediyoruz. Hayatımızın her anında onurla yürümeye devam ediyoruz.
Tüm renklerimizle, yaşayabilme dileğiyle, renkli ve sevgiyle kalın. Haydi bir kez daha ses ver lubunya! Nerdesin Aşkım? Burdayım Aşkım!. Ay! Ay! Ay! Ay! Ay!
“
Gelen ve gelecek Onur Ayı için heyecanımızın başlangıcı, sokakta ve kampüslerde süren mücadelenin hatırlatıcısı olsun- Ya Hep Beraber, Ya Hiçbirimiz. Lubunyayız-Buradayız-Alışın-Barışın-Gitmiyoruz!
Fotoğraf ve Video: Sudet