
Kapatmakla Bitmeyiz dosyasında, resmi statüsü çalınan LGBTİ+ topluluğu Queer Deer’ın kampüsteki göz alıcı varlığına yüzümüzü çeviriyoruz.
“Kampüsteki ilk yılımdı. Queer Deer’ın 1 Aralık’ta Dünya AIDS günü etkinliğine katılmıştım. Önce stant açıldı. Rahatlıkla stant açılabildiği bir dönemden bahsediyoruz, kampüste kondom dağıtılıyordu. Broşür dağıta dağıta, LGBTİ+ bayraklarıyla etkinlik salonuna geçtik. Hacettepe’nin konferans salonlardan biri alınmış, Yıldız Amfi dopdoluydu. Şimdi bulunduğumuz noktadan baktığımda hayal gibi.”
Hacettepe Kuir Araştırmaları Topluluğunun (Queer Deer) eski başkanlarından Doğuş’un, hiçbir zaman güllük gülistanlık olmayan; ancak üniversiteli LGBTİ+ mücadelesinin bu denli şiddetin hedefi haline gelmediği kampüslerden paylaştığı bir kesitti bu. Doğuş’un 2015 yılında kampüse gelirken aralarına katılmayı heyecanla beklediği o Queer Deer, şimdilerde resmi statülerini ellerinden çalan bir üniversiteye karşı var olma mücadelesi veriyor.
#KapatmaklaBitmeyiz dosyasına, üç aydır hakkı gasp edilen topluluğun yaşadıklarına sessiz kalanlara “İktidar, okulunuzda on yıllık öğrenci kulübünü kapattı! Aloo!" diye bir sitemle başladık. Aynı yazıda, kapatılma kararını yargıya taşıyan Queer Deer’ın yürüttüğü hukuki mücadeleyi ve üniversiteli LGBTİ+ aktivizminin mevcut koşullarını ÜniKuir’den Duygu ve Serhat ile ele aldık.
Şimdi biraz eskilere gideceğiz ve Queer Deer’ı Queer Deer yapan büyük taşlardan birinin altında, yani üniversite yönetimine karşı mücadele tarihinde biraz umut arayacağız. Bunun için bize rehberlik edecek olan topluluğun eski başkanlarından Doğuş ile geriye adımlıyoruz.

Şimdilerde ÜniKuir’de birlikte çalıştığımız Doğuş’la (Gönüllülük Çalışmaları Koordinatörü) Hacettepe Üniversitesi dedikodusu yapmak için ofiste buluştuğumuzda Queer Deer’ın şimdiki başkanı Melis de bizimleydi. Yarın #KapatmaklaBitmeyiz dosyasının kapanışını yapacağımız Melis ile Beytepe Kampüsünden ofise birlikte gelmiştik.
Melis, kapatılma kararında suçu olmadığı bilmesine rağmen bu süreçte “topluluğa daha önce emek verenlere karşı boynumun büküldüğünü hissediyorum” diye daha birkaç saat önceki sohbetimizde samimiyetle içini dökmüştü. Doğuş’un tanıklığını dinlerken türlü duygular arasında gidip geldiğini gözlemlediğimi not düşmek isterim. Özellikle, şu an okuduğunuz metnin girişinde yer alan ifadeleri duyduğunda hem şaşkınlık hem öfke duyduğunu hissettim. Sonuçta, yıllar önce üniversitenin konferans salonlarından birinde AIDS etkinliği yapan o çok kıymetli topluluğu, bir toplantıda alınan düzmece bir kararla bugün kampüsten silinmek isteniyor.
Bu notu düşüyorum çünkü ilk yazının da konusu olan sessizlik devam ettiği sürece, bu topluluğu ayakta tutmak için çalışan aktivistlerin payına daha fazla “kendini suçlama” ve “umutsuzluk” düşeceği aşikar. Elbette ne Hacettepe Kuir Araştırmaları Topluluğu Queer Deer bir imzayla kaybolacak ne Melis gibi aktivistler bir kararla alanı terk edecek. Ama olur da üniversiteli LGBTİ+ mücadelesinin en köklü bileşenlerinden birini artık daha az ortalarda göreceğimiz günler gelirse, o gün iktidardan sonra kendimizi suçlamak dışında başka bir seçenek aklımıza gelmesin.
Doğuş’la Queer Deer’ın eski günlerini konuşmaya, onun kampüse daha adımını atmadığı günlerden başladık. Doğuş, üniversiteye yerleşmeden önce Queer Deer’dan haberi olduğunu anlatıyor:
“Sosyal medya hesaplarını takip ediyordum. Hacettepe’yi kazandığım kesinleşince bir tweet attım: ‘Hacettepe’yi kazanmanın verdiği mutluluğu ikiye katlayan öğrenci topluğu <3’ yazıp mention attım. Bu tweeti, topluluk hesabı beğenince çok mutlu olmuştum. Tanışma toplantısına gittiğimde kampüs çimlerinde kocaman bir çember oluşturduk. Birbirimizle tanıştık, oyun oynadık; oradan kalktık birlikte kafeye geçip sohbet etmeye devam ettik. Güvende hissettirdiği kadar heyecanlı da bir deneyimdi.
Hem topluluğun hem LGBTİ+ topluluğuna sahip çıkan bir üniversitenin varlığının güven verici olduğunu ifade eden Doğuş, üniversitenin kuir ve toplumsal cinsiyet gündemlerine yaklaşımının ona verdiği “doğru yerde olma” hissini hatırlıyor.

“İstanbul’dan gelmiş olsam da beklenenin aksine İstanbul benim için güvenli değildi. Beytepe Kampüsüne girdiğimde güvende hissediyorum. Burada bir şey olursa benim için bir topluluk var. Bu güvenle başım yukarıda yürüyordum.
Ama sadece bununla da sınırlı değil. O dönem üniversitenin oryantasyon programı da çok iyiydi. Bugün iki gün süren "Üniversite Yaşamına Giriş" dersleri, benim girdiğim yıl 2015’te beş güne yayılıyordu. Üniversite kültürüne yönelik çok olumlu bir göstergeydi bu. Oryantasyonda çatır çatır ‘cam tavandan’, ‘LGBTİ+ kavramlardan’ söz ediliyordu. Ben sosyoloji okuduğum için bana yabancı kavramlar olmayacaktı bunlar ama mühendislik okuyan biri, daha üniversiteye girerken ders olarak görmüş oluyordu böylece. O zaman, bir topluluğumun olmasının yanı sıra iyi bir üniversitede olduğum hissi de güven vermişti.”
İlerleyen yıllara geldiğimizde ise Doğuş’un üniversitesiyle ilgili olumlu aktarımları hızlıca kaybolmaya başladı. 2017, Ankara’da gerçekleşecek Alman Film Günleri gösterimiyle başlayan “süresiz LGBTİ+ yasağı” topluluk için de bir milat olmuştu.
Olağanüstü Hal (OHAL) Kanunu kapsamında Ankara Valiliği’nin (daha sonra mahkeme tarafından iptal edilecek) hukuksuz kararı 2017 Kasım’ında çıkarılmıştı[1]. Yasak gelmeden önce son kez tanıtım günlerinde bayraklarla, broşürlerle stant açtıklarını hatırlatan Doğuş, o gün hala tanışma toplantısı için sınıf alabildiklerini vurguluyor.
Kasım’da gelen valilik kararıyla birlikte topluluk, kampüsteki bütün faaliyetlerinin yasaklandığını öğrendi. Topluluğun yasaktan nasibini ilk etkinliği de “Toplumsal Cinsiyet ve Ayrımcılık” başlıklı söyleşi oldu. Buna karşı, Queer Deer elbette kampüsteki görünürlüklerinden vazgeçmemek için çalışmaya devam etti:
“OHAL sürerken, üniversitenin rektör yardımcısının öğrenci topluluklarını bir araya getirdiği bir forum vardı. Queer Deer’ı temsilen o toplantıya katıldık, ‘Siz bize stant açtırmıyorsunuz, bu ayrımcılıktır’ dedik. Rektör Yardımcısından ‘Olur mu öyle şey, hepiniz bizim öğrencimizsiniz ben size stant açtıracağım’ cevabını aldık. Bu sözün üzerine stant açmaya kalktığımızda, polislerin ve ülkücülerin müdahalesine maruz kaldık. Stant sadece yarım saat açık kalabildi, üniversite bizden stantı kaldırmamızı istedi.”
Baskının üstüne, Queer Deer rotasını şehir merkezine çeviriyor. “Kente yayılmak önceliğimiz oldu” diye aktaran Doğuş, “öğrenci halleriyle” OHAL şartlarında etkinlik düzenleyebildiklerini vurguluyor. Topluluk, kimi zaman kampüste bile görünür kalmayı başarabilmiş: “Hatta bir keresinde duyuruya çıktık ve Sıhhiye Kampüsü koridorlarında, üniversiteden izin falan almadan dans topluluğuyla birlikte Kuir Tango dersleri düzenlemeye başladık.”

Bu noktada Doğuş, Queer Deer’ın bugün yaşadıklarını yorumlarken de bize yol gösterebilecek bir detaydan bahsediyor. Topluluk o dönem “yasaklı”, yani üniversitenin izninden geçen hiçbir etkinliği yok. O dönemki yönergeye göre, topluluğun iki senede en az iki etkinlik düzenlemesi zorunlu; aksi takdirde resmi statü ellerinden alınıyor. Ancak üniversite izninden geçmiş etkinliği olmamasına rağmen Queer Deer topluluğu o dönem kapatılmıyor. Bu detay, yıllar içerisinde üniversitenin tamamıyla iktidarın safına geçmesinin de en açık örneklerinden biri: “O gün, orada gösterdikleri iyi niyeti, bugün göstermiyorlar.”
2018 Temmuz’unda OHAL kalktığında, topluluk doğal olarak kendilerine yönelik yasağın da kalktığını düşünüyor ve Güz Döneminde stant açmak için kolları sıvıyor. Plan tam istedikleri gibi ilerlemese de, Doğuş o dönem hissettikleri iyi niyetin göz ardı edilemez olduğu kanısında. Üniversite yönetiminin tutumunu tümüyle aklamamak gerektiğini not düşerek şöyle aktarıyor:
“Bir doğrudan fobi vardır, bir de risk almak istemeyenlerin korkaklıkları. Biz yönetimin o dönemki tavrının ikincisi olduğunu düşünüyorduk. ‘Yapın, ama dikkat çekmeden yapın’. Bir tür anaç tavra sahip olduğunu, el altından bir şey yürütmeye çalıştıklarını söyleyebilirim.
Sağlık, Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı, OHAL kalkmış olmasına rağmen bayraksız stant açmamızı istedi. Biz de 2018 yılında iki kez LGBTİ+ bayraklarını kullanmadan kampüste stant açtık. Bayrak getiremediğimiz için, yasağı balonlarla gökkuşağı yaparak deldik.”

2019 Mayıs’ına geldiğimizde ise Doğuş’un tabiriyle “ipler koptu”. 19 Mayıs kapsamında tüm topluluklara stant açma hakkı tanınıp Queer Deer’ın alanda var olması yokuşa sürülünce topluluk, yönetim ile ilişkilerinden vazgeçme noktasına geliyor.
“Daha önce iyi niyet olarak değerlendirdiğimiz tutum, artık bir lütuf ya da hoşgörü gibi önümüze getirilince sinirlendik. Çünkü stant açmamız tamamıyla SKS’nin inisiyatifine kalmıştı.
‘Biz size stant açtıracaktık ama siz rahat durmadınız’ gibi laflar edilmeye başlayınca ipler koptu. Şöyle düşünmeye başladık çünkü: OHAL şartlarında şehirde gümbür gümbür etkinlik alabilmiş bir topluluk Queer Deer. Aslında kampüs topluluğuyduk ama kampüs dışında her yerde olabiliyorduk. ‘Resmi topluluğuz da ne oluyor, ne işe yarıyor? Haydi kapatsınlar o zaman’ deyip gözü kararttık.”

Kararın ardından topluluk bir anlamda kampüsten çıkıyor ve şehirdeki dayanışma kanallarını aramaya koyuluyor. Ankara Barosu ve Çankaya Belediyesi ile temaslar kuruluyor, toplantılar alınıyor. Ankara Barosu ile tanışmanın topluluğa ivme kazandırdığını ifade eden Doğuş, dava açabileceklerini öğrenmenin ve Merkez ile kurulan temasların topluluğu daha da politikleştirdiğini aktarıyor.

“2018 ve 2019’da bir sürü bir sürü etkinlik yaptık. Parti bile düzenledik. Derneklerin faaliyetlerinin engellendiği Ankara’nın göbeğinde parti yapıyor olmamız, kendimize güvenimizi artırıyordu. Abartıyor olmam bence, o dönem Ankara için can suyu olduk. Çünkü dernekler, mecbur olarak kabuğuna çekilmek zorunda kalmıştı.
Üniversiteyi de tamamen bırakmadık. 2019’da oryantasyon günlerinde stant açamadık ama kampüsten de vazgeçmedik. Oryantasyon günlerinde bir çember oluşturduk, lubunyalar sosyalleşmeye devam etti. O dönem ilk kez stant mücadelesi için kampüse avukatla girdiğimiz dönemdi. Güvenlik taciziyle karşılaştık, dekanlığa çağırıp arkadaşlarımızı korkuttular; ama yılmadık.
Daha sonra stant yasağını yargıya taşıdık ama davayı kaybettik. Tamamen usulen bir hata yapmıştık. Çünkü diğer topluluklar gibi stant açma talebimizi sosyal medyadaki iletişimimizle ilerlettiğimiz O dönem stant açma talebimizi sosyal medyadaki iletişimimizle ilettiğimiz, yazılı başvuru yapmadığımız için başvurumuz dava dosyasına konmadı. Ankara'daki hukuksuz valilik yasağı da gerekçe gösterilerek biz davayı kaybettik.”
Doğuş’un aktardıkları size garip gelebilir ama Hacettepe Üniversitesinde Sağlık, Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı’nın öğrenci topluluk ile iletişim kurdukları ana kanallardan biri Instagram. Aslında topluluklar kariyer günleri, konserler, oryantasyon haftası gibi belirli zamanlarda stant açmak ya da etkinlik düzenlemek için uzun yıllardır Instragram grubu üzerinden SKS ile iletişime geçiyor ve dilekçeye ihtiyaç duyulmuyor. Ancak uygulamada böyle bir işleyiş mevcut olsa da hem dava sürecinde hem de bugün Queer Deer’ın resmi statüsünü kaybetmesinde bu usul onlara karşı bir koz olarak kullanılıyor.
Yasaklamalarla geçen sürecin sonunda ne oldu peki? 2021 yılında topluluk gözünü kararttı ve kampüsteki hakkını geri almak için stant açmaya karar verdi. Tarih 23 Eylül’ü gösterdiğinde, Queer Deer avukatlarını da yanına alıp yemekhane önünde stant açtı ve destek için tüm Hacettepe bileşenlerini stanta çağırdı. Çok geçmeden stantın etrafı güvenlik görevlileri ile dolsa da topluluk alanı terk etmedi ve oryantasyon haftası boyunca kampüsteki öğrencileri bilgilendirmeye devam etti.

“Deneyim aktarımının ardından ben 2020’de mezun olmuştum. 2021’de açılan stant bu yüzden benim için bir kırılma noktası. Mezun olsam da senelerce mücadele ettiğim bir yerde kazanım sağlıyor olmak benim için çok önemliydi. Şimdi emekli oldu, topluluğun o dönemki danışmanı Aylin Hocanın varlığı ve desteği de bizim için çok güçlendiriciydi.”
Konu akademisyenlere gelince, diğer hocaların bugünkü suskunluğunu sormadan edemiyorum:
“Akademisyenler noktasında hep sıkıntı yaşadık. Birebirde herkes çok destekçiydi. Yasaklar üzerine ‘Hocanım, yanındayım’ kampanyası başlatıp, hocaların kapılarının altından stickerlar atmıştık ve o dönem çağrımıza cevap verip kapısına yapıştıranlar olmuştu. Ama kamusal alanda destek almak konusunda hep sıkıntı yaşadık.”

Araya girip bir not düşmekte fayda görüyorum. Bu süreçte herkes mi Queer Deer’ı kendi haline terk etti? Elbette hayır. Örneğin, yeniden topluluk kurma başvurusu yapmak istediklerinde danışmanları olmayı kabul eden bir hocası var Queer Deer’ın. Hacettepe’den bazı öğrenci toplulukları, kapatılan topluluktaki aktivistlere dayanışmaya hazır olduklarını da iletiyor. Ama sessizlik diye bahsettiğimiz, meseleyi gündemde tutmaya çalışan ya da kamusal alanda bu kapatılmaya karşı sesini çıkaran neredeyse yok denebilecek kadar az çaba mevcut.
Kazanımlar, direnişler ve baskılardan oluşan Queer Deer tarihinde bu aralar yeni bir sayfa açık. Gelecek günlerin neler getireceğini, dünden bugüne topluluğa emek edenler ve kampüsler başta olmak üzere LGBTİ+ mücadelesinin savunulmaya değer olduğu düşünenler belirleyecek. Her zaman söylendiği gibi, meselemiz bir tür “tarihin ne tarafında olacağımıza karar verme” işi. Doğuş’a son olarak, “Peki şimdi nereye?” diye soruyorum.
“Başlarda öfkeleniyordum. Sonra üzüntü hissetmeye başladım. Ama hissettiğim duygu hiçbir zaman yalnızlık olmadı. İnsanlar makul olmayı savunmaya daha teşneler; LGBTİ+ hakları savunmaya değer görülmüyor, savunmaktan korkulan yerde. Ama yalnız hissetmiyorum.
Topluluktayken de öyleydi. O dönem yaşadıklarımız, bilinmez ve travmatik geliyordu. O günlerde bunların benzerlerini deneyimlemiş ve her şeye rağmen Queer Deer’ın devam ettiğini görmüş olmam da korkmama sebebim olabilir.
Bizim aramızdaki bağ yaşı, mezuniyeti, resmiyeti aşan bir yerde. Bugün dernekler var, yarın başka bir şey olur. Bence kendimize güvenip daha fazla gürültü yapmamız gerekiyor.
Bu sene senle birlikte oryantasyona katıldığımızda, topluluğun kapatıldığını bazı öğrencilerin bilmiyor ya da ilgili görünmüyor olmasıyla karşılaşmak üzücü olsa da hepimizin gürültü yapma anlayışı farklı olabilir. Üniversitede bir hocanın, derste Queer Deer’dan bahsetmesi yine de önemli benim için. Bunu düşünmek de beni yalnız hissettirmiyor ve yalnız hissetmemek geleceğe daha umutla bakabilmemi sağlıyor.”

Fotoğraflar: Hacettepe Üniversitesi Kuir Araştırmaları Topluluğu arşivi
[1] OHAL’in ertesinde, Valilik ikinci bir süresiz yasak daha koydu; ancak Kaos GL Derneği’nin açtığı davada o kararın da hukuksuz olduğu Ankara 2. İdare Mahkemesi tarafından tespit edildi. Bu iki karar, Queer Deer’ın kampüs mücadelesi için de önemli çünkü ilerleyen yıllarda topluluğun stantlarını engellemeye çalışan üniversite idaresi, bu kararlar yokmuşçasına Ankara Valiliğinin yasaklarını bahane etti. Topluluk, mahkemenin dahi iptal ettiği yasakların sebep gösterilemeyeceğinin farkındaydı ve üniversitenin gerekçesiz yasağını delip 2021 yılında stant açtı.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.