
Şerife’nin derlediği “3 Kadın - 3 Ses” metninde İmge, İris ve Enis; feminizmi, kuir politikayı ve 8 Mart’la kurdukları bağı kendi sözleriyle anlatıyor
3 Kadın
İmge: Merhaba ben İmge. 27 yaşındayım, trans deneyimli bir kadınım. Kâğıt üstünde bir süredir avukat olarak gözüküyordum. Ancak kimliğim ve ülke koşullarının gerektirdiği ekonomik/siyasal sorunlar nedeniyle mesleğimi icra edecek şansım olmadı. O yüzden kendimi avukat olarak tanımlamak istemiyorum. Bunun dışında üç yıldır çoğunlukla yabancı dilde kitaplar sattığım minik bir işletmem var, Misafir Kitabevi. Öyle yaşayıp gidiyorum.
İris: Merhaba canım. Davetiniz için ben de teşekkür ederim. Ben İris. İstanbul’da yaşayan 26 yaşında bir trans kadın, insan hakları savunucusu ve şehir plancısıyım. Yaklaşık 10 yıldır LGBTİ+ hareketi içinde örgütleniyor; özellikle transfobiye, trans kadın düşmanlığına, erkek şiddetine, nefret söylemlerine ve ayrımcılığa karşı dayanışma örüyor ve savunuculuk yapıyorum. Bugün hem sahada hem de kurumsal alanda güvenliğin, “yaşam hakkı”nın ve onurlu yaşamın herkes için mümkün olması adına kesişimsel bir hat kurmaya çalışıyorum.
Enis: Ay merhabalar, Enis ben. 19 yaşında, gençliğinin baharında, sarı saçları ve bolca güllümüyle bilinen taptaze bir çıtırım. Bir yandan okuyan, diğer yandan sahada, sivil toplumda gönüllü olarak dirsek çürüten bir aktivistim. Başlıca kadınların ve LGBTİ+’ların mücadelesini, toplumsal cinsiyet eşitliğini, kısaca onurlu bir yaşamın yollarını dert ediniyorum. Mücadele ederken de güllümümden asla ödün vermiyorum.
3 Feminizm
İmge: Feminizmle tanışmam üniversite yıllarında oldu. O yıllarda feminizm benim için çok önemli bir şey değildi. Çok uzaktık birbirimizden hatta ‘’Sen ayrı trende, ben ayrı garda, yollar aşkımıza gölge düşürdü’’ diyebilirim. Kimliğimle barıştığım süreçte daha da yakınlaştık. Okumalar yaptıkça ve yeni insanlarla tanıştıkça birçok kavram olduğunu öğrendim. Bu yolda beni en çok etkileyen şeylerden biri de birçok insan için radikal gelebilir ama Monique Wittig’in şu cümleleri oldu: “Ben bir kadın değilim, ben bir lezbiyenim. Lezbiyenler kadın değildir, çünkü ‘kadın’ nihai olarak erkeklerle bağlantı içinde düşünülen heteroseksüel bir kavramdır’’. Ne kadar derine insem de neticede kendimi kimliğimle ve yönelimimle içinde hissettiğim kuir feminizmi benimsedim. Ve hala da öyleyim.
İris: Ben başka feminist kadınlar sayesinde feminizmle tanışmıştım. Bu tanışma, “bir tek benim başıma gelmiyormuş’’ dediğim anlarla, 20li yaşlarıma doğru başladı. Net bir şekilde ifade edebilirim ki feminist olmak benim hayatımı kurtardı ve her gün yeniden kurdu. Erkek şiddeti, kontrol, utandırma, görünmez kılınma gibi olguları bireysel kader değil, sistem olarak okumayı öğrendikçe kırıldım ve yeniden kuruldum. Sonra başka bir kırılma geldi: Trans bir kadın oluşumun, sınıfsal konumumun, etnisitemin feminist politikayı nasıl derinleştirdiğini gördüm. Feminizm benim için yaşamın kendisi; yani erkek şiddetine direnmek, kapitalist patriyarkaya teslim olmamak, birbirimizin hayatını büyütmek, özgürleşmeyi birlikte örgütlemek, kolektif bakım ve mücadele içinden her gün yeniden ve yeniden dokuduğumuz bir yaşam.
Enis: Aslında feminizmle tanışmam, feminizmi bilmeden önce başladı bence. Kendini, aileni ve toplumu gözlemleyince eşitsizlikleri fark etmek, feminizmle yollarının kesişmesi kaçınılmaz oluyor. En büyük kırılmam feminizmi ikili cinsiyet üzerinden okumayı bıraktığım an oldu. Bugün beni feminizmin sancağına sımsıkı bağlayan şey, trans kadınların bu mücadelenin birincil özneleri olduğunu düşünmemdir. Kadınlığı doğarak değil, olarak; hayata bir cis bedenden 5-0 geride başlayarak, kendini bir yerde var etmek için dahi son nefesine dek mücadele vererek o sancağı göndere çekenlerdir trans kadınlar. Onların bu varoluş mücadelesi, beni de yaşadığım hayata ve aktivizme bağlayan yegâne unsurlardan.
3 Kuir Feminist
İmge: Kuir feminizm 90’lı yıllardan itibaren kesişimsellik ilkesinin temelinde kendini göstermeye başlamış bir feminizm akımıdır. Bu akımın elçisi Judith Butler, kutsal kitabı Cinsiyet Belası takipçileri de kuir feministtir. Kuir feminist olmak için e-devlet üzerinden adli sicil kaydı, 4 adet vesikalık fotoğraf, 2 tanık gerekir. Tabi bunlar işin şakası, bu konuda ahkam kesecek ve görüş belirtecek noktada olduğumu düşünmüyorum. Ancak şunu açık sözlülükle söyleyebilirim Kuir feminist İrlanda yılanı gibidir. Yani kâğıt üstünde bir anlamı vardır ama gerçek hayatta karşılığını bulmak pek mümkün değildir.
İris: ‘’Kuir feminist’’i bir kimlik iminden çok, yaşamlarımızı anlama, çözümleme ve politik olarak eyleme biçimi olarak görüyorum. Bu duruş; cinsiyetin, bedenin, arzunun ve kimliğin tek bir “doğru” kalıba sığdırılmasına karşı çıkan; patriyarkayı heteronormativiteyle, cisseksizmle, transfobiyle, sınıfla, ırkçılıkla birlikte okuyan bir çözümleme zeminidir bana göre. “Nasıl olunur?”dan ziyade yaşamlarımızda nasıl karşılık bulduğunu anlatmak daha iyi olacaktır. Bu karşılığı ise kişinin kendi ayrıcalıklarını fark etmesi; transların, seks işçilerinin, göçmenlerin ve yoksul emekçilerin yaşantılarını politik odağa alması; kendi varoluşunu ve yaşamı örgütleme biçimini bu doğrultuda dönüştürmesi olarak tarif edebilirim. Bence kuir feminizm, yalnızca kuramsal bir adlandırma değil; gündelik yaşamda ve sokakta dayanışmayı ve yaşamı yeniden var etme yolu. Anlatılmaz yaşanır, olunmaz oldurulur yani :)
Enis: Kuir feminist olmak; yan yana gelemeyecek ya da gelmesi zor zannedilenleri, kendi kudretleriyle bir arada var etme onurudur bence. Hani Simone de Beauvoir’ın o meşhur sözü var ya... İşte kadın doğmak ya da olmak meselesinin tam anlamıyla bir mücadele pratiğine dönüşmesidir. Dünyaya "ikiden büyük" bakarak kuir feminist olabilirsin. Asla bir araya gelemez denilen kimlikleri ve dertleri bir arada şanlatarak da olabilirsin. Ya da sadece kuir feminizm vibelayabilirsin. Neticede, insanca yaşamanın mücadelesini vermek gayet havalı bir duruş!
Geçmiş 8 Martlar
İmge: 8 Martları kutluyorum. Geçen seneye kadar evde telefon başında sosyal medyadan takip ederek kutluyordum. Geçen sene bir cesaret edip alana çıktım. Yanımda sevgilim ve arkadaşları vardı. Açıkçası her ne kadar bir sözlü ya da fiziki saldırıya uğramasam da içimde bir tedirginlik vardı. Kendimi çağrılmadığım bir davete katılmış gibi hissediyordum. Her an aklımda “ya biri bir şey derse ya bana laf ederlerse” düşüncesi vardı. Bu düşüncelerden kurtulamadım. Çünkü bir kesim için alanda “istenmeyen” kişilerdik. Zaten ne tuvalette ne alanda ne de hayatta biz istemeyen insanlar var belki de hep var olacaklar ama ben yine de onlara rağmen yaşayacağım. Çünkü ben buyum, benim yaşamım en büyük direnişim.
İris: 8 Mart’ı “kutlamak”tan çok, kaybettiklerimizi, hayatta kalma mücadelemizi, eşitlik ve özgürlük için büyüttüğümüz direnişimizi, bu direnişimizin neşesini hatırlamak ve hatırlatmak gibi yaşıyorum. Sokağa bu bellekle çıkıyorum. Sokak benim için tekinsizlik ve inat arasında süregiden bir mekânsal müzakere. Ben onu, kent hakkının cisimleştiği müşterek bir zemin; kimin kente dahil edilip kimin tehdit sayıldığının doğrudan politikayla kurgulandığı bir çatışma, karşılaşma ve emekle örülü bir mekân olarak okuyorum. Feminist Gece Yürüyüşü’nün 2003’ten beri Taksim’e kazıdığı bir hafıza var; her yıl “gece de sokak da bizim” diyerek bunu büyütüyoruz. O kalabalığın içinde yalnız olmadığımı hissettiğim anlar, yılın geri kalanına yayılan bir direnç bırakıyor bende. Geçen yılki yürüyüşten sonra bana açılan davaların bile bu direnci kırmak konusunda başarılı olduğunu söyleyemem :)
Enis: Açıkçası bu sene 8 Mart'a ilk kez gideceğim. Ben biraz 25 Kasım kadınıyımdır, bugüne kadar 8 Martlarda hep bir aksilik beni buldu. O yüzden 8 Mart özelinde sokak pratiğim pek yok, bu konuda çok büyük yorumlar yapmasam daha iyi olur. Ama sokakta yan yana olmanın hissini çok iyi biliyorum.
Bu 8 Mart
İmge: Bu 8 Mart’tan ilk beklentim umarım hiç gözaltı olmadan herkese evine rahatça dönebilir. Sonrası zaten iyilik güzellik.
İris: Bu 8 Mart’tan birbirimizi koruyan, daha örgütlü bir dayanışma ve direniş beklentim var. İstanbul’da 8 Mart 2026 için “24. Feminist Gece Yürüyüşü 19.30 - Taksim” çağrısı da bunu hatırlatıyor. Benim arzum her daim; gündeme gelen nefret yasasına inat, kadınların, transların, LGBTİ+’ların yaşamını hedef alan nefretin kanıksanmasına ve meşrulaştırılmasına izin vermemek; tüm tehditlere rağmen geri çekilmemek; okulda, işte, evde “güvende, eşit ve özgür” olmayı birlikte dayatmak. Bu 8 Mart, daha fazla yan yana geliş ve daha az sessizlik getirsin.
Enis: Bu 8 Mart’tan en büyük dileğim, alanda elini tuttuklarımın sayısının artması ve birbirimize çok daha sıkı bağlanmamız. Beklentim ise net: Polis ve devlet şiddetinin o korkunç boyutlarından arınmış bir yürüyüş olması. Ve en önemlisi, bir sonraki 8 Martlar için hep hatırlayacağımız unutulmaz bir gece yaşamak. Sokakları, caddeleri kahkahalarımızla, zılgıtlarımızla, ses tellerimizin son damlasına kadar kullandığımız sloganlarımızla şanlatalım aşkım! Şanlatalım, çünkü bizden sonrakilere özgürce yürüyecekleri sokaklar bırakmak gibi bir borcumuz var.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.