
Transfeminen olduğumu sorgulamaya başladığımda kendime sorduğum — ve sizin de kendinize soruyor olabileceğiniz — sorular için bir rehber.
Samantha Riedel imzalı bu yazı, 21 Mart 2021'de them.us'da yayınlanmıştır.
Çeviren: Öykü (ÜniKuir Gönüllüsü)
Geçmişe dönüp baktığımızda, hayattaki en zor soruların aslında ne kadar bariz cevaplara sahip olduğu insanı şaşırtabiliyor. Ergenlik yıllarımı ve 20’lerimin başını bir kız olabilmeyi dileyerek geçirdim — ama bu kesinlikle trans olduğum anlamına falan gelmiyordu, değil mi? Sonsuz bir kendimi sorgulama döngüsü içinde aydınlanma ararken beynimde düğümler attım: Gerçekten kız olmak istiyor muyum, yoksa bu garip bir fetiş mi? Gerçekten trans olsaydım bunu zaten biliyor olmaz mıyım?
Zamanla, kimliğim hakkında geliştirdiğim suçluluk ve utanç duygularıyla yeteri kadar boğuştuktan sonra, bütün olasılıkları tüketmiş olarak nonbinary bir trans kadın olduğumu — ya da daha kısa bir şekilde “transfeminen” olduğumu kendime itiraf ettim.
Yıllardır açık yaşadıktan sonra trans insanlar hakkında öğrendiğim şeylerden biri, neredeyse hepimizin şu veya bu şekilde kendimize bu soruları sorduğu oldu. Ancak şu an benim için bu soruları cevaplaması her ne kadar kolay olsa da tek başına bu sorgulamalarla boğuşmak insana kendini umutsuz ve yenilgiye uğramış hissettirebilir. Bütün transfeminenlik deneyimlerini özetlemenin bir yolu yok ve herkes zamanla kendi özgün cevaplarını bulmak zorunda; ama eğer doğumda erkek atanmış biriyseniz ve benim kendime sorduklarıma benzer sorularla mücadele ediyorsanız, size yardımcı olabilecek birkaç cevap sunuyorum.
Ya çocukken trans olduğuma dair belirtiler göstermediysem?
Translara cinsiyet disforisi teşhisi koyarken akıl sağlığı uzmanlarının belirtiler için birinin çocukluğuna bakması yaygın bir uygulamadır. On yıllardır teşhis kriterinin parçası olmuştur: Oyuncak arabalar yerine bebeklerle oynamayı tercih eder miydin? Sesli olarak pantolon ve şort yerine elbise giymek konusunda ısrar ettin mi? Hatta geçmişte birçok terapist, çocukluğunda buna benzer karşı cinsiyet ifadesi göstermeyen kişilere teşhis koymayı reddetmiştir.
Ancak çocuk davranışları, eminim duyunca şok olacaksınız, bundan çok daha karmaşıktır. TransYouth Project (TransGençlik Projesi) kurucusu Kristina Olson, genelde “trans çocukların, yalnızca karşı cinsiyetle ilişkilendirilmiş oyuncakları ve kıyafetleri tercih eden çocuklardan farklı yollar izlediğini,” üstelik ortalamada cis yaşıtlarından daha çok cinsiyet uyumsuzluğu gösterdiklerini bildirmiştir. Küçükken insanlara elbise giymenin beni iyi hissettirdiğini söylemenin olası sonuçlarından o kadar korkuyordum ki bu tür ifadeleri neredeyse on yıl boyunca baskıladım. Dünyadaki en klişe maskülen gençlik kulüplerinden biri olan Erkek İzcilere bile katıldım. Bu trans olmadığım anlamına gelmez; yalnızca 5 yaşındayken bile bilinçaltımda aslında kendim olmanın beni düşmanlığa ve alay konusu olmaya davet ettiğini anladığımı gösterir. Kim olmak istediğinizi bilseniz de bilmeseniz de ve birileri “ipuçları” görmüş olsa da olmasa da çocukluğunuz, bir yetişkin olarak kim olduğunuzu belirlemek zorunda değil.
Ama erkeklere ilgi duymuyorum!
Transfeminen insanlar hakkındaki en zararlı mitlerden biri de bizim garip bir “ultra-gey” türü olduğumuzdur — muazzam ölçüde homoseksüel oldukları için Muhteşem Cinsiyet Donut’ı etrafında tam bir tur atıp kadın olan erkekler. Drag kültürüne yönelik cis algılar da bunu bir miktar beslemiştir; medyada, özellikle Drag Race ve orjinal Queer Eye gibi popüler dizilerde, gey erkeklerden beklenen abartılı feminenlik, erkek atanmış gençlerde feminen davranışları hastalıklı ve eşcinselliğin bir işareti olarak gösteren Richard Green’in Sissy Boy Syndrome’u gibi eski teorilere kültürel dayanak sağlıyor.
Komşu transfem lezbiyeninizin sizi rahatlatmasına izin verin: Hem trans olup hem de diğer kadınları veya femme’leri sevebilirsiniz. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim bir dereceye kadar birbirini etkileyebilir, ancak birbirinden bağımsızlardır; cinsiyetinizin gerçek olması için cinsel ilgi duyuyor olmanız bile gerekmez. Erkeği olmayan bir travesti, bisikleti olmayan bir balık gibidir.
Feminenleştirme/sissy* fetişim var, bu sadece bir fetiş değil mi?
Daha önce sissy fetişi ve kendimi anlama sürecim arasındaki dikenli ilişki hakkında yazmıştım, ama bu birçok transfemin mücadele ettiği bir şey — özellikle internetin (ve dolayısıyla pornografinin) daha ulaşılabilir olduğu dönemde reşit olanlarımız için. Trans düşmanı aktivistler ve yazarlar uzun süredir translığı bu cinsel isteklerin aklını kaçırması olarak nitelendirmiştir; meşhur Ray Blanchard’ın “autogynephilia” (otojinefili*) olarak isimlendirdiği bu durum hala en güncel Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’nda (DSM-5) “transvestik bozukluk” biçimi olarak görülmekte.
Elbette çocukluk belirtileri veya bu belirtilerin eksikliğinde de olduğu gibi, işin gerçek yüzü tıbbi eşik bekçilerinin ısrar ettiğinden çok daha karmaşık. Transfeminenliğin yarım asırdan fazla bir süredir bariz biçimde cinselleştirildiği bir toplumda yaşıyoruz; çoğumuzun büyürken gördüğü tek transfeminenler porno yıldızları, Kuzuların Sessizliği gibi filmlerdeki cinsel sapkınlar veya Jerry Springer’daki çeşitli seks işçileriydi. Benim gibi bir kadını ilk kez artık var olmayan New York Press’in arka sayfasındaki eskort reklamlarında gördüğümü hatırlıyorum. Kimliklerimizin bir fetişten ibaret olduğu bağlamında zorla tekrar kavramsallaştırılması, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanettir. Kendimizi gerçekleştirmek için arzularımızı cinselleştiriyoruz, çünkü bize sadece bundan ibaret olduğumuz söyleniyor: seks objeleri. Gerçekte bundan çok daha fazlasıyız ve kendini gerçekleştirmek için müstehcen bir lens kullanmakta utanılacak hiçbir şey yok.
Ya günlük cinsiyet ifademde “feminenlik” sergilemek istemiyorsam?
Bu, tıbbi eşik bekçileri tarafından çıkarılmış ve bir insanın benlik anlayışını kurcalayabilecek bir beklenti daha. Yazar Viviane Namaste 2000’de çıkan Görünmez Hayatlar kitabında, ilk randevusuna “erkek” kıyafetleri giydiği için terapisti tarafından tıbbi tedavisi reddedilmiş bir trans kadından bahsetmiştir. Haftalar sonra elbise ve makyajla geri döndüğünde, terapisti mutlulukla “çok yol katettiğini” ve trans tanısı alabileceğini söylemiştir. Son zamanlarda akıl sağlığı profesyonelleri translığın karmaşıklığı hakkında daha çok şey öğrendikçe bu tür cinsiyet uyumluluğu talepleri azalmış olsa, yukarıdaki gibi talihsiz bir ouroboros* daha yaratmıştır: Trans insanlar cis insanların onayı için stereotipler sergiledikleri için, şimdi cis insanlar bizim bu stereotipleri desteklememizi istiyorlar çünkü bizim bu olduğumuzu düşünüyorlar.
Açıkçası, transfeminen insanlardan beklenen şeylerin pek azı bu kadar yapay ve sığ. “Transfeminen” kelimesi “maskülen” varoluş biçimlerinden bir uzaklaşma ima etse de bu yalnızca sizin için uygun oldukça doğrudur. Giyim yalnızca bizim olmasını istediğimiz kadar cinsiyetlidir ve etekleri, kaykaycı elbiselerini ne kadar sevsem de bildiğimiz dümdüz eski kot pantolonlar ve aptal baskılı tişörtlerle rahat hissetmeyi asla bırakmadım. Cinsiyetinizin geçerli olması için kendinizi herhangi bir şekilde ifade etmeniz gerektiğini söyleyen herkes, cinsiyetin ne olduğuna dair bir trans insandan çok daha tuhaf fikirlere sahiptir. Eğer cis kadınlar butch [buç/maskülen] olabiliyorsa, biz transfemler de olabiliriz. Bu kadar, son, iyi eğlenceler.
Fark ettiğim disforim pek veya hiç yok ve aslında ameliyat ya da hormon da istemiyorum. Kız olmak istiyor değilim, sadece erkek olmaktan hoşlanmıyorum. Yani trans olamam, değil mi?
“Transgender” kelimesi 60 yıldan daha az süredir kullanılıyor. Orjinal olarak Dr. John Oliven tarafından 1965’te ortaya atılmış ve ilerleyen yıllarda eskiden “transseksüel” olarak sınıflandırılan ancak ameliyat istemeyen insanlar için kullanılmaya başlanmıştır. “Transseksüel”ifadesine gelirsek, 1923’te Magnus Hirschfield bu ifadeyi (almanca) türettiğinden beri var. Başka bir deyişle, cis [na-trans] olmayan insanları betimlemek için kullandığımız kelimeler bir yüzyıldan daha yenidir, ancak bu “trans insanların” yeni bir fenomen olduğu anlamına gelmez.
Bugün kullandığımız tıbbi altyapı ve bu bağlamdan çıkan terimler, ne yazık ki sıklıkla tarih boyunca tüm kıtalarda varolmuş kimlikleri homojenize etmek için kullanılmaktadır. İstemeden de olsa topluluğumuzun bir kısmını — hatta kendimizi — arkada bırakacak derecede dilbilimsel hassasiyette takılıp kalmak üzücü bir şekilde yaygın. Örneğin bazı yerli Amerikalılar için, bir kimsenin “gerçekten trans” olduğunu kanıtlaması en başından kaybedilmiş bir savaştır, çünkü cinsiyetleri için tam doğru tanımlayıcılar yalnıza vahşete uğramış ve sömürgecilik tarafından baskılanmış dillere aittir. (Bu yazıda kullandığım nonbinary [na-ikili] kapsayıcı “transfeminen” kelimesi bile indirgeyici yeni bir sözcüktür.) Cinsiyetin zorla “biyolojik” olarak atanması beyaz üstünlükçü bir üçkağıttır ve “transgender/nonbinary” etiketleme sistemi ise yalnızca bu şiddetten iyileşmek için yeni bir girişimdir. Trans veya nonbinary olmanın yanlış bir yolu yoktur; eğer bu kelimelerin ne hissettiğinizi yaklaşık olarak karşıladığını düşünüyorsanız benimseyerek yolunuza devam edin. Cinsiyetinize ve bunun ne anlama geldiğine karar verme yetkisine sahip tek kişi sizsiniz. (Ve sizi korkutmak istemem ama disfori, kendinize karşı açıldıktan sonra yoğunlaşabilir — bunu beyninizin sonunda kendisine hissetmek için izin vermesi olarak düşünün.)
“Elbise giyen bir adam” olarak görülmek istemiyorum, o yüzden cis olarak atanmıyorsam ne yapacağım?
Translık bağlamında cis atanma, “geçme” (passing) olarak da kullanılır ve insanların sizi cinsiyetinizin cis bir üyesi olarak algılaması anlamına gelir. Birçok insan kendi güvenliği için “geçme” konusunda endişeli, ancak sıklıkla geçme ihtimali düşükse uyum sürecine girip girmemesi gerektiğini sorgulayan insanların sosyal medyadaki paylaşımlarını görüyorum. Bu benim de düştüğüm bir tuzak. Kendimi, “açılacak kadar trans” olmadığıma ikna etmiştim çünkü asla “geçmeyeceğimden” emindim. Bir kadının neye benzemesi gerektiği konusunda cis insanların her birinin fikrine uymamak sizi atanmış cinsiyetinize daha bağlı kılmaz ve kimseye istemediğiniz bir cinsiyet performansı borçlu değilsiniz. Uyum sürecine girmenin kişisel güvenliğiniz için ne anlama geleceği konusunda endişeliyseniz bile diğer insanların algılarının sizin gerçeğinizi bulanıklaştırmasına izin vermeyin.
Bu sürece girmek hakkında düşününce kafam karışmış ve korkmuş hissediyorum. Eğer gerçekten trans olsaydım, bu düşüncenin beni mutlu etmesi gerekmez miydi?
Sana yalan söylemeyeceğim, sevgili yabancı: Trans insanlar için durum şu an bayağı boktan. Dünya çapındaki yönetim organlarında haklarımız hakkında olup biten politik çekişmeleri bir kenara bıraksak bile, bize karşı işlenen nefret suçları artış gösteriyor ve trans düşmanı aktivistler, özel sektör ve örgütlü dinin aşırı sağ liderleri arasında güçlü müttefikler bulmuş durumda. Açılırsanız ne olacağından korktuğunuz için kimse sizi suçlayamaz. Ben kesinlikle suçlamazdım. Çok fazla insan çok büyük bedeller ödedi.
Ama bu korkutucu dünyada çok fazla güzellik de var. Transfeminen bir birey olarak açılmak bana kendim hakkında çok şey öğretti, evet, ama aynı zamanda bana saf neşenin, yeni ve heyecan verici sevgiye kapılmanın mutluluğunu gösterdi ve “arkadaş” dediğim en inanılmaz insanlardan bazılarıyla tanışmamı sağladı. Cinsiyetlerimiz bir lütuftur; hiçbir zaman bir lanet olmadılar, düşmanlarımız her ne kadar acı bir şekilde bizi böyle tanımlamaya çalışsalar da. Kardeşlerin her zaman burada olacak — tek soru, bize katılacak mısın?
---
* Sissy fetiş: Dominant ve teslimiyetçi ilişkilenmelerde, çoğunlukla kadın atanan kıyafetleri giyen cis bir erkeğin teslimiyetçi ve feminen bir role bürünmesi. Genellikle aşağılama ve küçük düşürmeyi barındırır.
* Otojinefili: Kendini kadın olarak düşlemekten cinsel arzu duyma
* Ouroboros: Kendi kuyruğunu yiyen ejderha ya da yılan sembolü