
Sıray, uzun bir aradan sonra burada. Danışmanı kaybolmuş (inanır mısınız?). Ya hiç var olmamış ise…
Kime: Danışman
Kimden: Danışan
Konu: Danışma
Sevgili Nebahat Hocam,
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir :) Her hafta çarşamba yaptığımız görüşmeler için yazıyorum. Bu hafta perşembe görüşmemiz mümkün mü? Çarşamba günü isim davam var, galiba sonunda değiştiriyorum!
Haberleşmek üzere, sevgiler.
Not: Perşembe günü kahveleri ben getiririm!
Psikoloji bölümünde bulabileceğin en iyi hocanın tez danışmanın olduğu, aranızda bir bağın gelişmeye başladığını hissettiğin, hatta neredeyse mutlu hissettiğin, alternatif bir evrendesin.
Bu evrenin ömrü ile hayallerinin ömrü arasında bir paralellik kaçınılmaz, adeta.
Hayallerinin ömrü de kısa bir bakıma. Çünkü e-postalarına bir haftadır yanıt alamıyorsun.
Danışmanının sana neden yanıt vermediğini bir türlü anlayamıyorsun.
Canını sıkacak bir şey mi söylemiştin? Son mail’inde koyduğun gülücük emojisi yüzünden miydi? Geçen haftaki görüşmenizde tezine dair sorduğu sorulara aldığı cevaplar hoşuna mı gitmemişti? Artık senin iflah olmaz bir öğrenci, umutsuz bir vaka olduğunu mu düşünüyordu?
Kahve teklifinin ne kadar uygunsuz kaçtığını düşünerek günlerce uykun kaçtı. Perşembe sabahı, uykusuz bir geceden sonra, yine de ofisine gitmeye karar verdin. Yoldan aldığın iki filtre kahveyle kapısına gittiğinde, ofisinin kilitli olduğunu fark ettin.
Grip mi olmuştu? Düşüp kalçasını mı kırmıştı? Belki şu an hastanede, bir öğrencisinin onun nerede olduğunu merak etmesine ihtiyacı vardı. O anda aklına, hocanın ders verdiği lisans sınıfına bakmak geldi. Ofisine dersten sonra gelmesi gerekiyordu sonuçta, belki sınıfta işi uzamıştı. En azından, sınıftakilerin hocanın nerede olduğuna dair bir fikri olabilirdi.
Hocanın ofisiyle aynı kattaki sınıfa doğru ilerlerken sınıfın çoktan boşaldığını, içerde iki-üç öğrencinin kaldığını gördün. Ara ara girdiğin derslerden ve okuma gruplarından tanıdığın, lubunya atadığın bir öğrenciye doğru yürüdün. Sakince çantasını yerleştiriyordu. Geldiğini fark etmemiş gibiydi. Selam verdiğinde, yüzüne, daha önce hiç tanışmamışsınız gibi baktı: “Selam, nasılsın? Nebahat hocayı arıyordum, dersten sonra nereye gittiğini gördün mü?”
“Derse Nebahat hoca girmedi.”
Kim girdi? Derse girmeyen, maillerine cevap vermeyen hocanızı hiç mi merak etmiyorsunuz! Belki de abartıyorsun. Böyle şeyler olur. İnsanlar hastalanır, tatile çıkar, ya da bazen, sadece gözden uzaklaşmak isterler.
“Asistanı girdi”, diye devam etti senin lubunya atadığın öğrenci. “Dönem sonuna kadar da o girecekmiş.” Bir şeylerin yanlış gittiğini söyleyen sezgilerini bastıramaz oldun. “Dönem sonuna kadar ha? Neredeymiş peki Nebahat hoca, niye asistanı girecekmiş???” diye bağıran sesinle uyandın. Sesin sana da yabancı geliyordu. “Ne bileyim ben”.
Sınıfta hiç öğrenci kalmadı, sen de bir masaya oturdun.
Tezine, yüksek lisansına, üniversite hayatına ne olacaktı? Derslere odaklanamaz, yalnızca hocanın nerede olduğunu düşünebilir oldun. Hatta bir ara, bütün etik/ahlaki kaygılarını bırakıp whatsapp penceresine düştün:
Merhaba hocam, nasılsınız?
Derse de gelmemişsiniz, merak ettim :)
Mesajın iletilmeyince, SMS. Espressonun verdiği güçle, aradın bile. Telefon çalmadı.
Haftalar geçtikçe endişen arttı. Nebahat’ten bir türlü geri dönüş alamamıştın. Hastalık olsa, konferansa gitse, şimdiye kadar duymuştun. En azından haber vermesi gerekirdi. Senin ona karşı sorumlulukların varsa, onun da sana karşı vardı, değil mi?
Her gün odasının önünden geçiyor, kapısının açık olmasını, veya bir not bırakmış olmasını diliyordun. Bir şey olmalıydı.
Beklediğin şey, hiç beklemediğin şekilde gerçekleşti. Bir şey oldu. 3. haftada.
Kapısının önünden geçiyordun, ve bir şey eksikti.
Kapıda hocanın adı yazmıyordu.
Demek ki üniversiteyi bırakmıştı. Hem de hiç haber vermeden! Öfkeyle üst kata, bölüm sekreterinin odasına koşturdun. Bölüm başkanının odasında olduğunu, görebileceğini öğrendin. ACİL BİR DURUM!
On dakika sonra, özenle, neredeyse mide bulandırıcı bir şatafatla döşenmiş odada, bölüm başkanı adamın sana ikram ettiği çikolata elinde erimiş, duyduklarını hazmetmeye çalışıyordun.
Sertçe odaya girdin, kısa bir selamlaşmadan sonra, Nebahat hocanın okulu bırakmasından haberinin olmamasının çok büyük bir sorumsuzluk olduğunu, ne yapacağını bilemediğini, nasıl devam etmen gerektiğini sordun. Bölüm başkanı, kısa bir duraklamadan sonra, yüzündeki sahte gülümseme değişmeden, önce sana çikolata ikram etti, karşısındaki koltuğa oturdu, sonra duymayı hiç beklemediğin o cümleleri kurdu: “Tez yazmanın yıpratıcı bir süreç olduğunu biliyorum, ama senin durumunda işler daha karışık görünüyor. Çünkü bölümümüzde Nebahat isminde bir öğretim görevlisi hiç olmadı.”
Kabul aldığın yüksek lisans programı seni zorladı, yazmaya uzun bir ara verdin. Bir vakıf üniversitesinde, yani bir özel üniversitede okumanın kariyerin için doğru seçim, daha doğrusu tek seçim olduğuna ikna olmuşluğun erken, çok erken. Trans bir kadın olarak görece güvende yaşayabileceğin başka bir yer veya meslek var mıydı?
Kampüsler güvenliydi (olabildiğince).
Her şey yolundaydı. Okumalara kendini kaptırmıştın. Aldığın bursla ve kaldığın yurtla, hayatta endişelenmen gereken çok şey yok gibi görünüyordu.
Ta ki tez danışmanının kaybolduğu o güne kadar!
Bir akademisyenin üniversitede, bir anda, durduk yere ortadan kaybolması alışıldık bir olay değildi. Başta kaybolduğunu bile düşünmedin. Aranın iyi olduğu, şimdiye kadar iyi anlaştığın hocan, tatlı bir öğretim görevlisiydi. Griye çalan kısa ve kaküllü saçları, üstünden çıkarmadığı gri, uzun hırkası, renk renk etekleri ve geniş çerçeveli gözlüğüyle tüm öğrencilerinin gözdesiydi.
Haftada bir sana odasında kahve demler, tezin üstüne çok az, hayat üzerine daha çok konuşurdunuz. Telefon numarası (çoktan) sende olmasına rağmen, e-posta üzerinden haberleşmenin daha profesyonel durduğunu düşünüp oradan yazardın. Seni nasıl gördüğü önemliydi.
Tez yolundaydı.
Ama kampüs güvenli miydi?