
Yarına gidenlere ve yarın için direnenlere selamla!
"Ey her şey bitti diyenler, korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler..." diye sesleniyordu Adnan Yücel. Aradan geçen onca zamana rağmen dünyanın dört bir yanında lubunyalar, kadınlar ve tüm ezilenler aynı soruya sokaklarda yükselen zılgıtlarla, omuz omuza çekilen halaylarla ve bir yoldaşın gölgesinin aydınlığında yok olan korkularla yeniden yeniden cevap veriyor: Gerçekten bitti mi? Hayır. Ne küçük şehirlerde inatla bir araya gelen lubunyalar, ne görünmez kılınmaya çalışılan hayatlar, ne de eşitlik ve özgürlük için verilen mücadeleler henüz veda etmedi. Bu hafta yolumuz Letonya'ya düşüyor. Baltıklar'ın ilk Bi+ örgütü NEONS'tan leva Feldmane ile bir araya geldik ve Letonya'da Pride'ın tarihini, İstanbul Sözleşmesi tartışmalarını, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri ve Bi+ görünürlüğünü konuştuk. Hikâyelerimiz nasıl da tanıdık! Kâh"geleneksel aile" söylemleriyle, kâh "cinsiyetsizleştirme projeleri" panikleriyle, kâh görünmezleştirme politikalarıyla hedef alınıyoruz. Bunlara inat dayanışmanın, dostluğun ve birlikte kurulan yaşamların sınırları aşan biatsızlığına buluşuyoruz. Çünkü ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz veda etmedi. Bitmedi daha, sürüyor o kavga ve sürecek, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek. |
Şerife: Merhaba leva! Öncelikle bizimle buluşmayı kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Okurlarımız için kendini ve örgütünü tanıtabilir misin?
leva: Merhaba, davetin için teşekkür ederim. Özellikle birçok ülkede kuir toplulukların giderek artan baskılarla karşı karşıya kaldığı bu dönemde, sınırları aşan böyle bir diyaloğun parçası olmak bizim için çok kıymetli.
Ben Ieva Feldmane. Letonya'da Bi+ların görünürlüğü, iyi oluşu ve toplumsal olarak kapsanması için çalışan NEONS’un başkanlığını yürütüyorum. Bi+ derken, birden fazla cinsiyete romantik ve/veya cinsel çekim duyan kişileri kastediyoruz. Buna biseksüel, panseksüel, kuir, akışkan ve diğer birçok kimlik dahil.
NEONS, Baltık ülkelerinde özellikle Bi+lara odaklanan ilk topluluk örgütü olma vasfını taşıyor. Böyle bir oluşumu kurmamızın nedeni, Bi+ların çoğu zaman görünmez hissetmeleri. Bu görünmezlik yalnızca genel toplumda değil, kimi zaman LGBTİ+ alanlarının içinde de deneyimlenebiliyor.
Biz de insanların bir araya gelebileceği, anlaşıldığını hissedebileceği, kimliğini keşfedebileceği, dostluklar kurabileceği ve yalnız olmadığını görebileceği daha güvenli alanlar yaratmak istedik.
Her ay buluşmalar, atölyeler, söyleşiler, topluluk sanat projeleri, ruh sağlığı etkinlikleri, savunuculuk çalışmaları ve Pride Haftası faaliyetleri yürütüyoruz. Ama belki de en önemlisi, insanların kendilerini sürekli açıklamak ya da kanıtlamak zorunda kalmadan var olabilecekleri alanlar kurmaya çalışıyoruz.
Bununla birlikte NEONS, Letonya'daki daha geniş LGBTİ+ hareketinin de bir parçası. Diğer örgütlerle yakın iş birliği yürütüyor, Pride etkinliklerine katılıyor, hak savunuculuğu çalışmalarını destekliyoruz. Çünkü hiçbirimiz, hepimiz güvende olmadan gerçekten güvende olamayız şiarıyla hareket ediyoruz.
Şerife: Letonya'da Onur Yürüyüşleri nasıl başladı? İlk yıllardaki siyasi ve toplumsal atmosfer nasıldı? Hareket zaman içinde nasıl dönüştü?
leva: Letonya'da Pride'ın tarihi oldukça çetin bir yolculuğa sahip...
2000'li yılların ortalarında Riga'da düzenlenen ilk Pride etkinlikleri son derece düşmanca bir atmosferde gerçekleşti. Katılımcılar yoğun toplumsal tepkiyle, siyasi direnişle, protestolarla ve güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kaldı. Kimi yıllar yürüyüşler ciddi biçimde kısıtlandı kimi yıllarda ise katılımcılar fiziksel tehditler nedeniyle polis koruması altında yürümek zorunda kaldı.
Letonya'nın toplumsal dönüşümle ilişkisi karmaşık. Küçük bir ülkeyiz. Muhafazakâr damarın güçlü olduğu, dinin bazı siyasi alanlarda etkisini koruduğu ve Sovyet sonrası dönemin mirası nedeniyle cinsellik ve toplumsal cinsiyet meselelerinin uzun yıllar görünmez kaldığı bir geçmişe sahibiz.
Buna rağmen Letonya önemli ölçüde değişti.
Bugünü yirmi yıl öncesiyle kıyasladığımızda fark çok büyük. Pride artık daha kalabalık, daha görünür, daha çeşitli ve daha ana akım bir etkinlik haline geldi. Daha fazla aile, müttefik, işyeri ve kurum katılım gösteriyor. Medyanın yaklaşımı değişti. Genç kuşaklar çoğu zaman daha açık fikirli ve geçmişte sessiz kalan birçok kişi bugün görünür durumda.
Ama ilerleme hiçbir zaman doğrusal değil tabii.
Pride hâlâ gerekli. Çünkü toplumsal kabul eşit düzeyde değil nefret söylemi sürüyor ve birçok LGBTİ+ hâlâ korku, yalnızlık, aile reddi ya da kimliğinin bir kısmını gizleme baskısıyla yaşıyor.
Özellikle Riga dışındaki bölgelerde açık kimlikle yaşamak hâlâ zor olabiliyor.
Benim için Pride yalnızca bir protesto değil. Aynı zamanda insanların daha rahat nefes aldığını, ellerinin özgürce kavuşabildiğini, kendilerine benzeyen insanlarla tanışabildiğini ve yalnız olmadığını fark ettiğini görmek gibi çok duygusal bir deneyim.
Şerife: Son dönemde Letonya'da İstanbul Sözleşmesi karşıtı söylemler ve "geleneksel aile" politikaları daha görünür hale geldi. Sence hükümet ve muhafazakâr çevreler İstanbul Sözleşmesi'ne nasıl yaklaştı?
leva: Letonya'daki İstanbul Sözleşmesi tartışmaları, bence aslında sözleşmenin kendisini aşan daha büyük bir meseleyi görünür kıldı.
Sözleşme kadınlara yönelik şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesine odaklansa da kamuoyundaki tartışmalar çoğu zaman toplumsal cinsiyet, cinsellik, aile ve toplumsal değerlere dair sembolik bir mücadele alanına dönüştü.
Muhafazakâr gruplar sözleşmeyi sıklıkla "toplumsal cinsiyet ideolojisi" korkuları üzerinden ele aldı ve sözleşmenin içeriğine dair yanlış bilgilerin yayılmasına katkıda bulundu.
Öte yandan bu noktada Letonya'nın tek sesli bir siyasi yapıya sahip olmadığını da belirtmek gerekiyor. Sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri, insan hakları savunucuları ve çok sayıda siyasetçi sözleşmenin onaylanmasını destekledi ve şiddetten korunmanın önemini vurguladı.
Benim gözlemime göre Letonya'da toplumsal cinsiyet ve eşitlik tartışmaları çoğu zaman oldukça duygusal ve kutuplaşmış biçimde yürütülüyor. Kanıtlar ya da somut sonuçlar üzerinden konuşmak yerine, tartışmalar hızla kimlik ve değişimden doğan kültürel kaygılara dönüşebiliyor.
LGBTİ+ topluluklar açısından bu tartışmalar önemli çünkü "toplumsal cinsiyet ideolojisi"ne yönelik söylemler genellikle tek bir konuyla sınırlı kalmıyor. Kadın hakları, LGBTİ+ hakları, eğitim ve çeşitlilik gibi başlıklar çoğu zaman "geleneksel değerleri koruma" söylemi altında harmanlanıyor.
Şerife: Birçok ülkede toplumsal cinsiyet karşıtı hareketler kadın haklarını, LGBTİ+ haklarını ve toplumsal cinsiyet çalışmalarını aynı anda hedef alıyor. Letonya'da bu süreci nasıl gözlemliyorsunuz?
leva: Bu başlıklar arasındaki kesişimleri kesinlikle görüyoruz.
Letonya'da toplumsal cinsiyet karşıtı mobilizasyon bazı ülkelere kıyasla daha düşük yoğunlukta olsa da benzer anlatılar burada da mevcut. Çocuklar üzerinden korku üretmek, eğitim sistemine dair endişeler yaratmak ya da eşitlik mücadelelerini aile yapısına ve demografik geleceğe yönelik bir tehdit olarak sunmak bunlardan bazıları.
Sosyal medya bu süreci hızlandırdı. Çünkü söylemler, argümanlar ve ahlaki panik artık sınırları çok hızlı aşabiliyor.
Bununla birlikte Letonya toplumu tek tip değil. Kamuoyunda farklı görüşler mevcut ve bu görüşler zamanla değişiyor. Bazı insanlar eşitliği güçlü biçimde desteklerken bazıları şüpheyle yaklaşıyor pek çok kişi ise ikisinin arasında bir yerde duruyor. Düşmanca yaklaşmıyorlar ama yeterince bilgi sahibi de değiller.
Bu nedenle görünürlük ve gündelik karşılaşmalar çok önemli.
Örneğin birçok kişi aslında bir biseksüel, kuir ya da trans tanıyor fakat bunun farkında bile olmayabiliyor. Topluluklar komşular, iş arkadaşları, ebeveynler, sanatçılar ya da arkadaşlar olarak görünür hale geldikçe önyargıları sürdürmek zorlaşıyor.
Benim güçlü biçimde inandığım şey şu: Korku, mesafeyle büyür. İnsanlar birbirleriyle temas ettiklerinde pek çok şey değişebilir.
Bu nedenle topluluk alanları çok önemli. Evet, siyaset önemli. Yasalar önemli. Ama bazen bir kişinin ilk kez gerçekten anlaşıldığını hissettiği güvenli bir oda da en az onlar kadar önemli.
Şerife: Bu yılki yürüyüş için belirlediğiniz özel bir tema ya da politik çerçeve var mı?
leva: Bi+ bir örgüt olarak birçok kişinin hâlâ görünmez hissettiğini biliyoruz. Kimi zaman toplum içinde, kimi zaman da LGBTİ+ topluluğunun kendi içinde.
Bi+lar sıklıkla stereotiplere maruz kalıyor, sorgulanıyor ya da bulundukları bağlama göre "yeterince kuir olmamakla" ya da "fazla kuir olmakla" itham edilebiliyor.
Bu nedenle Pride'a katılmak, bizim için çoğu zaman göz ardı edilen deneyimleri görünür kılmanın yanı sıra neşeyi, yaratıcılığı ve aidiyet hissini kutlamak anlamına geliyor.
Bu yıl yalnızca yasal haklar için yürümüyoruz. Aynı zamanda çok daha insani bir şey için yürüyoruz: Kendin olmanın güvende hissettirdiği bir hayat, ilişkilerini açıkça kurabilme özgürlüğü, topluluk bulabilme imkânı ve daha az insanın yalnız hissettiği bir gelecek.
Vermek istediğimiz mesajlardan biri de şu: Pride'a tek başına gelmek zorunda değilsin.
Birçok kişi ilk kez katılırken kaygı duyuyor. Özellikle kimliğini sorgulayanlar, açılmamış olanlar ya da küçük şehirlerden gelenler için bu daha da zor olabiliyor. Biz insanların kolayca dahil olabileceği ve bir topluluğun parçası olduğunu hissedebileceği kapsayıcı alanlar yaratmaya çalışıyoruz.
Şerife: Türkiyeli okurlarımıza iletmek istediğin bir mesajın var mı?
leva: Öncelikle Letonya'dan dayanışmayla selamlar!
Bağlamlarımızın farklı olduğunu biliyoruz ve sizin gerçekliğinizi tamamen anladığımızı iddia edemeyiz. Ancak birçok kuirin ortak duygular paylaştığını düşünüyorum: Görünürlüğün yorucu hissettirdiği, siyasetin düşmanca göründüğü ve kazanımların kırılganlaştığı anlar.
Böyle zamanlarda söylemek istediğim şey şu:
Bir topluluğa sahip olmak her zamankinden daha önemli.
Herkes her zaman görünür olmak zorunda değil. Herkes aktivist olmak zorunda da değil. Bazen hayatta kalmak, birbirini bulmak, birlikte neşe üretmek, bir arkadaşına destek çıkmak, küçük bir buluşma organize etmek ya da yalnızca bağını korumak bile başlı başına bir direniş biçimi.
Lütfen varlığının önemli olduğunu unutma. Siyasal sistem seni görünmez kılmaya çalışsa bile.
Ve bir şey daha:
Kuir yaşam yalnızca mücadeleden ibaret değil.
Yalnızca korkudan, yalnızca dayanıklılıktan da ibaret değil.
Neşe, dostluk, yaratıcılık, aşk, mizah ve sıradan gündelik anlar da politiktir.
Letonya'dan Türkiye'ye: Sizi görüyoruz, yanınızdayız ve umuyoruz ki bir gün yalnızca böyle söyleşiler aracılığıyla değil, herkes için daha özgür ve daha güvenli alanlarda bir araya gelebiliriz.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.