
“LGBTQ+ varoluşu Batı’dan ithal edilmiş bir ideolojinin ya da bir propagandanın ürünü değil.”
Selam lubunya,
Macaristan’a gitmelere doyamadık!
Geçen yıl Unikuir Blog’da Melis, küçük şehirlerde direnmeye dair bir yazı kaleme almıştı. Bir sene sonra, “direnişin her günü aynı diriliği koruyan öfken, o küçük ve kıstırılmış şehrin sınırlarını yakıp kül etsin lubunya”, diledim.
Büyük kentlerin görünürlüğünün ötesinde, kimi zaman bir apartman dairesinde, kimi zaman bir kafenin arka masasında, kimi zaman da henüz kendi duvarlarına bile sahip olmayan yeni kolektiflerde filizlenen dayanışmaların izini sürüyoruz.
Bu hafta yolumuz Macaristan'ın Kecskemét kentine düşüyor. Başkentin gölgesinde kalan bu şehirde görünür kalmanın, topluluk kurmanın ve birlikte nefes alacak alanlar yaratmanın ne anlama geldiğini konuşuyoruz. Sözü, bütün zorluklara rağmen umutla örgütlenmeye, dayanışmayı büyütmeye ve kendilerine yer açmaya devam eden yoldaşlarımıza bırakıyoruz.
Şerife: Selam Eszter ve Judit! Öncelikle, kendinizi ve örgütünüzü Türkiyeli okuyucularımız için kısaca tanıtabilir misin?
Eszter: Merhaba, Cifra LGBTQI Topluluğu Kecskemét (kısaca Cifra Topluluğu), 2015 yılında, ülke çapında yürütülen ve büyük ilgi gören “Buradayız!” insan hakları kampanyasının ardından kuruldu. Bu kampanya kapsamında bazı yerel aktivistler, Kecskemét’in merkez meydanında bir stant açarak insanlarla LGBTQI+ meseleleri üzerine sohbetler gerçekleştirdi, yerel üniversitede bir söyleşi düzenledi ve ilimizde azınlık haklarından sorumlu temsilcinin katıldığı bir yuvarlak masa toplantısı organize etti. Bu çalışmaların ardından aktivistler birlikte hareket etmeye devam etme kararı alarak Cifra Topluluğu’nu kurdu.
Topluluğumuzun amacı, LGBTQI+lar ve müttefikleri için hem çevrimiçi hem de yüz yüze bir dayanışma alanı yaratmak. Katılımcılarımızın büyük bölümü Kecskemét ve Bács-Kiskun bölgesinden geliyor. Topluluğu güçlendirmek amacıyla her ay doğa yürüyüşleri, piknikler, masa oyunları buluşmaları, film gösterimleri ve söyleşiler gibi çeşitli etkinlikler düzenliyoruz.
Cifra Topluluğu’nun temel amacı, kırsal bölgelerde yaşayan LGBTQI+ların karşılaştığı sorunları daha görünür kılmak ve topluluğumuzun görünürlüğünü artırmak. Değişimin yalnızca büyük şehirlerde değil, ülkenin her köşesinde mümkün olduğuna inanıyoruz. İnsanların doğrudan deneyimlere erişebildiği, önyargıların bilgi ve diyalog yoluyla aşılabildiği bir ortamın daha açık fikirli kuşakların yetişmesine katkı sunduğunu düşünüyoruz. Ülkemizin ihtiyaç duyduğu toplumsal dönüşümün de ancak bu şekilde mümkün olabileceğine inanıyoruz.

Şerife: Bizlere Macaristan’ın Pride tarihini anlatır mısın?
Eszter: Macaristan’daki ilk resmi Pride Yürüyüşü, 97 yılının Eylül ayında "Eşcinsel Gurur Günü" adıyla düzenlendi. Ancak hareketin kökleri daha eskiye uzanıyor. Özellikle 90’ların başında gerçekleştirilen Pembe Piknikler ve film festivalleri, bugünkü Pride etkinliklerinin öncülleri olarak kabul ediliyor. İlk Pembe Piknik, 13 Eylül 92’de Budapeşte’deki Üç Sınır Tepesi’nde (Hármashatár-hegy), kamusal bakışlardan görece uzak ve güvenli bir alanda gerçekleştirildi. Bu buluşmalar 96’ya kadar devam etti. 97’den itibaren ise, Covid-19 pandemisi nedeniyle yapılamayan 2020 yılı dışında, her yıl Haziran ile Eylül ayları arasında Pride yürüyüşleri düzenlendi. Ayrıca 2013’ten bu yana Macaristan’da her yıl LGBTQ Tarihi Ayı etkinlikleri gerçekleştiriliyor.
Hareketin ilk yıllarında asıl mesele, kimin karşı çıkacağından çok, kimin destek vereceği ve etkinliklerin nasıl finanse edileceğiydi. Bu ihtiyaca yanıt olarak kurulan Gökkuşağı Vakfı (Szivárvány Misszió Alapítvány), bugün de Budapeşte Pride Haftası ve Pride Yürüyüşü'nün ana organizatörü konumunda.
Pride Yürüyüşleri uzun yıllar boyunca ciddi saldırılarla karşı karşıya kaldı. Özellikle 2007 ve 2008 yıllarında gerçekleşen karşı gösteriler, hareket açısından bir dönüm noktasıydı. Bu dönemde yürüyüşe katılanlara yönelik homofobik ve antisemitik sloganlar atıldı; yumurta, şişe ve molotofkokteyli saldırılar gerçekleştirildi. Birçok kişi cinsel yönelimi veya cinsiyet kimliği nedeniyle fiziksel saldırıya uğradı. 2008’de şiddetin daha da artması üzerine katılımcılar yürüyüş alanından polis korumasıyla ayrılmak zorunda kaldı.
Bu saldırıların ardından yaklaşık on yıl boyunca Pride yürüyüşleri polis bariyerleriyle çevrili şekilde gerçekleştirildi. Bariyerler katılımcıları korurken aynı zamanda yürüyüşün görünürlük ve özgürlük iddiasını da sınırlayan sembolik bir işlev de gördü diyebilirim. Ancak 2018 yılında yürüyüş ilk kez yeniden bariyersiz gerçekleştirilebildi. O tarihten bu yana yürüyüş güzergâhı halka açık; bariyerler artık yürüyüşü değil, karşı protestocuları çevreliyor ve isteyen herkes yürüyüşe katılabiliyor.
Bununla birlikte, fiziksel güvenlik koşullarındaki iyileşmeye rağmen siyasi alan giderek daraldı. 2018’de üniversitelerdeki Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları programları yasaklandı. 2020’de transların yasal cinsiyet tanınmasına ilişkin süreçler durduruldu ve bu durum birçok transın günlük yaşamını ciddi biçimde zorlaştırdı.
2021’den itibaren ise hükümet, "çocukları koruma" söylemi altında bir dizi yasa çıkardı. Bu düzenlemeler, LGBTQI+ içeriklerinin görünürlüğünü sınırlayan ve topluluğun temel haklarını hedef alan uygulamaların önünü açtı. Son yıllarda Macaristan’daki LGBTQI+ hareketinin temel mücadelesi, yalnızca görünürlük ve toplumsal kabul için değil, aynı zamanda kazanılmış hakların korunması için de yürütülüyor.

Şerife: 2025 Budapeşte Onur Yürüyüşü uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Rekor düzeyde katılımın yanı sıra, yürüyüşün Viktor Orbán hükümetine karşı daha geniş bir demokratik itirazın alanına dönüştüğü de sıkça dile getirildi. Siz bu süreci nasıl deneyimlediniz? Böylesine kitlesel bir katılımı mümkün kılan dinamikler nelerdi?
Judit Takács: Evet, 2025 Budapeşte Pride, önceki yıllara kıyasla çok daha geniş bir katılıma sahne oldu. Yürüyüşte çok sayıda uluslararası katılımcı yer aldı; özellikle de Avrupa Parlamentosu üyeleri ve farklı ülkelerden siyasetçilerin varlığı dikkat çekiciydi. Geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında uluslararası siyasi temsilin belirgin biçimde arttığını söyleyebiliriz.
Avrupa Birliği'nden siyasetçilerin katılımı, etkinliğin yalnızca yerel bir LGBTQI+ kutlaması olmaktan çıkıp otoriterliğe karşı duran ve demokratik değerleri savunan daha geniş bir dayanışma çağrısına dönüştüğünü gösteriyordu. Bu dönüşüm katılımcı profilinde de hissediliyordu. Bu yıl yürüyüşe katılan pek çok kişi hayatında ilk kez bir Pride yürüyüşüne gelmişti.
Bana göre 2025 aynı zamanda bir dönüm noktasıydı. Hükümet, uzun süredir marjinalleştirilmiş topluluklara karşı ciddi bir toplumsal tepkiyle karşılaşmadan hareket edebileceğini sanıyordu. Ancak giderek daha fazla insan, mevcut siyasi ortamda yalnızca LGBTQI+ların değil, herkesin haklarının ve özgürlüklerinin tehdit altında olabileceğini fark etmeye başladı. Bu farkındalık, Budapeşte Pride yürüyüşünü demokratik itirazın ve toplumsal direnişin en görünür alanlarından biri haline getirdi.
Katılımcılar açısından yürüyüş, baskıcı yasalara karşı açık bir itiraz olmanın yanı sıra LGBTQI+ topluluğuyla dayanışmanın da güçlü bir ifadesiydi. Birçok insan, bugün LGBTQI+ların maruz kaldığı hak ihlallerinin yarın toplumun başka kesimlerini de hedef alabileceğini gördü. Bu nedenle yürüyüş yalnızca bir kimlik ve görünürlük talebi değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin savunulduğu ortak bir demokratik mücadele alanı olarak yeni bir anlam kazandı.

Şerife: Bu yılın temasının arkasındaki temel motivasyon neydi?
Eszter: "Buradayız, Bu Ülkenin Bir Parçasıyız!" Bu slogan, LGBTQ+ların da tıpkı toplumun diğer tüm üyeleri gibi Macaristan'ın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor.
LGBTQ+ topluluğu tarih boyunca bu ülkenin kültüründe ve toplumsal yaşamında vardı. Bütün yok saymalara rağmen bugün de var ve gelecekte de var olmaya devam edecek. Sıkça öne sürülen iddiaların aksine, LGBTQ+ varoluşu Batı’dan ithal edilmiş bir ideolojinin ya da bir propagandanın ürünü değil. Bu topluluk, yalnızca cinsel yönelimi veya cinsiyet kimliği çoğunluk toplumundan farklı olan insanlardan oluşuyor. Bunun dışında ise herkes gibi seviyor, çalışıyor, aile kuruyor, kaygılanıyor ve hayatın zorluklarıyla mücadele ediyor.
Bu sloganla vermek istediğimiz bir diğer mesaj da LGBTQ+ varoluşunun yalnızca büyük şehirlerle sınırlı olmadığı. Budapeşte Pride olarak çalışmalarımızı sadece metropollerde yaşayan LGBTQ+lara yönelik düşünmüyoruz. LGBTQ+ insanlar her yerde yaşıyor; bir köyde, küçük bir kasabada, kırsal bir çiftlikte ya da büyük bir şehirde doğabiliyorlar.
Bu nedenle "Buradayız, Bu Ülkenin Bir Parçasıyız" sloganı yalnızca fiziksel bir varoluşa işaret etmiyor; aynı zamanda aidiyet, yurttaşlık ve görünürlük talebini de ifade ediyor. Mesajımız basit: LGBTQ+lar bu toplumun dışından gelen insanlar değil, her zaman burada olan ve bu ülkenin eşit yurttaşları olan insanlar.

Şerife: Türkiye’deki kuirlere ve burada mücadele eden biatsızlara iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Eszter: Yaptığınız şey gerçekten çok değerli. Hepiniz inanılmaz derecede cesur ve ilham vericisiniz.
Bazen koşullar ne kadar zor görünürse görünsün, mutlaka bir yol bulunur. Mücadele etmeye, birbirinize tutunmaya ve dayanışmayı büyütmeye devam edin.
Türkiye'deki kuir topluluğun gücünü, yaratıcılığını ve direncini uzaktan da olsa görüyoruz. Bu mücadeleyi sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğunuz enerjiye, sabra ve umuda sahip olmanızı diliyoruz.
Yalnız değilsiniz. Sınırların ötesinde, sizinle dayanışma içinde olan pek çok insan ve topluluk var. Dayanışmanın en güzel yanı da bu zaten: Birbirimizi hiç tanımasak bile birbirimize güç verebilmemiz.
Size kucak dolusu sevgi ve dayanışma gönderiyoruz. Mücadeleye devam edin!
Fotoğraflar: Cifra LGBTQI Topluluğu Kecskemét
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.