
Direnişin her günü aynı diriliğini koruyan öfkem bu şehrin sınırlarını yakıp kül etsin istiyorum.
Direniş başladığından beri küçük, her sokağı aynı yere çıkan ve tanrının bile varlığını unuttuğu şehirlerde direniyoruz. Küçük şehirlerimiz içine bir direniş katacak kadar büyümüyorsa bir otobüsle Balıkesir’den, İnegöl’den veya Yalova’dan Bursa’ya, gerektiğinde de Bursa’dan İstanbul’a ya da Ankara’ya gidiyoruz. Doğduğumuz hastaneden yaşadığımız eve kadar içinde inatla yaşadığımız şehirler direnişimizi kabul etmekte direttikçe bir turist gibi bir eylemden diğerine, bir şehirden diğerine dolaşıyoruz. Bu bir var olamama sanatı.
Küçük şehirlerimizin geçmiş direnişlere ve kendi içinden çıkan devrimcilere, lubunyalara ve sanata dair yaşadığı hafıza kaybı, şehri silkelemeye çalışırken işimizi çok zorlaştırıyor. AKP’nin bir norm olarak şehirlere bıraktığı bu amnezik miras, isyanımızla büyüttüğümüz şehirlerimizin kimliğini siliyor; o sildikçe de lubunyalığımızla iyice buralara sığmaz oluyoruz. AKP’nin mirasından nasibini alan ve daha kendini AKP’den yeni kurtaran Bursa gibi şehirlerimizde direnişlerimizin sadece yerel basında kendine yer bulması ve genel olarak dijitalde ve basında görmezden gelinmesi ise kimseyi beklemeden inatla çıktığımız sokakların ahını alıyor.
Sokaklarında bayrak açmaktan ve Kürtçe slogan atmaktan çekinmemizi bir kenara bırakıp iktidara inat direnişine sahip çıkmaya çalıştığımız Bursa, bize ait olmayı reddettikçe her adımımızda biraz daha uzaklaşıyoruz buraya ait hissetmekten. Bahsettiğim Bursa, asla kendimi ait hissedemediğim Bursa; Ankara ve İstanbul’un büyüklüğü ile kimliği bana yapışınca yaralarımı saran yine Bursa; küçüklüğü, muhafazakarlığı ve göğsümde bıraktığı ağırlığın sahibi yine ve yine Bursa; benim yuvam. Çok sevdiğim her insanla ve dilimden düşmeyen sanatçılarla bir şekilde bağı olan bu şehir, bazen nefret de etsem, kimi zaman yakmak da istesem yine de bana nefes aldıran ve dinlendiren bir ev bana. Sanıyorum ki bu yüzden yuvamın içinden tüm AKP kalıntılarını silkelemek ve direnişe yer açmak istiyorum.
Bursa gibi AKP’nin küçülttüğü şehirlere lubunyalığımızla sığmıyoruz, sıkışıyoruz. Yürüyüşlerimizi başlattığımız ve basın açıklamalarımızı okuduğumuz Fomara Meydanı’na 15 Temmuz sonrası dikilen kocaman Erdoğan portresi direnirken de yakamızı bırakmıyor. Sokaktaki direnişte dirseğimiz başka bir lubunyaya değince veya bir pankarta çizilmiş bir bayrak görünce anca geçen o sıkışmışlık hissinden sığınmak istediğimiz Heykel’in sokaklarını ise polisler tıkayınca başlıyor bir kalp-damar sorunu. Bunların üzerine direnişlerimizdeki problemlerin yarattığı hüsran ve alternatif olarak yüzümüzü dönebileceğimiz başka dayanışmaların sayıca azlığı ya da hiç olmayışı deneyimlediğimiz sıkışmışlık, çaresizlik ve değersizlik hissiyatını iyice derinleştiriyor. İstanbul, İzmir ve Ankara’nın ne direniş hafızasına ne de kültürüne sahip olabilecek kadar şanslı olamayan küçük şehirlerimiz bizleri boğarken direnmek için bir parçası olduğumuz dayanışmalara sadece kıyıdan köşeden tutunabilmek ve içerisinde olduğumuzu hissedememek büyük bir terk edilmişlik hissi ile baş başa bırakıyor bizi.
AKP’nin kimliğinden kopardığı ve içini sadece kendisinin onayladığı sembollerle donattığı Bursa, bir şehir olarak benim, bizim gibi değersiz ve kimliksiz hissediyor olmalı. Her bir sokağına dikilen camisi, rant uğruna bozulan Cumalıkızık’ı, bir kütüphanenin içine kapatılan kitap okuyan kadın heykeli, her bir sanat etkinliğine getirilen sansürü derken Bursa’nın AKP’den bu yana bir varoluş krizi var. Hissetmek istemediklerime tercüme olduğu için sevmeyi reddediyorum herhalde burayı, bu yüzden de direnişimde kendisini kimliksizliğe ve boşluğa hükmetmek isteyen AKP’nin inatçı olduğu kadar inatçıyım.
Sadece çıkan bir felaketle veya olayla gündeme gelen, her güzelliğinin çöplük, rant ve cami ile işgal edildiği, sanki Arkadaş hiç burada doğmamış gibi lubunyalığı unutturulan Bursa’nın hissettiğini tahmin ettiğim gibi, ben de bizlerin sadece gözoya alındığımızda veya tutuklandığımızda gördüğü değer karşısında ancak tiksinti duyabiliyorum. Direnişin her günü aynı diriliğini koruyan öfkem bu şehrin sınırlarını yakıp kül etsin istiyorum. Bursa’da 1 Mayıs günü gençlerin ve lubunyaların birlikte yürüdüğü kortejde açılan trans bayrağı; öfkemizin AKP ve benzerlerinin Bursa üzerinde tuttuğu her bir zinciri yakacağımızın, aynı zamanda İstanbul-İzmir-Ankara dışında kalan şehirlerin sokaklarında sürdürdüğümüz direnişin getirdiği değişimin bir şahidi olsun.
Direndiğimiz ilk gün bugün değil. Sesimizi çıkardığımız ilk olay bu değil. Sansürlendiğimiz, hayatta kaldığımız, inadına devam ettiğimiz ve her şeyi göze alıp çıktığımız sokaklar yeni değil; son asla değil. Evde, sokakta, kampüste, okulda, veya hayatımız boyunca her nerede olduysak bir şey hiç değişmiyor; hep direnişteyiz.
Direnişin ilk defa veya ilk defaymış gibi hissettiren bir tarihin ardından ayak bastığı şehirlerimizde, buralarda olmaya dayanabilmek için direnişin getirebileceği ihtimallerin hayaline sığınmaktan, bu şehirlere ait hissedebileceğimiz geleceğe bir an önce tayin olabilmemiz dileğiyle (kayyım gelmeden önce).
Bir hatırlatma; cesaretimiz İstanbul ile sınırlı değil.
-Melis
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.