
Pride Yazıları serisinin ilk yazısı olan Kıbrıs Pride yazısından merhaba! Serinin ilk yazısında Dilan'ın deneyimlerine yer veriyoruz.
Kıbrıs’ın kuzeyinde, Lefkoşa’da 12. Onur Yürüyüşü “Yurtta Aşk, Dünyada Aşk”[1] temasıyla gerçekleşti. 17 Mayıs Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün vesilesiyle Kuir Kıbrıs’ın çağrısıyla bir araya gelen kalabalık, Dereboyu’ndan İplik Pazarı’na uzanan yaklaşık bir saatlik yürüyüş boyunca kamusal alanı birlikte kat etti.[2]
Kıbrıs’a yeni taşınan ve buradaki Onur Yürüyüşü’ne ilk defa katılan biri olarak söyleyebilirim ki, Lefkoşa’da gerçekleşen yürüyüşün en dikkat çekici yanlarından biri, kamusal alanın neredeyse şahsi araba olmadan kullanılamamasına rağmen toplanan kalabalıktı. Arabasız hareket etmenin neredeyse imkânsız olduğu, kamusal ulaşımın son derece sınırlı bırakıldığı bir yerde insanların bir araya gelmesi, bence başlı başına politik bir anlam taşıyordu. Yollar, ulaşım ve kamusal erişim meselesi yalnızca teknik bir altyapı konusu değil. Türkiye’den bunu çok iyi biliyoruz. İstanbul Onur Yürüyüşleri ve Feminist Gece Yürüyüşleri sırasında, insanların birbirine ulaşmaması, yan yana gelmemesi, örgütlenmemesi ve birlikte ses çıkarmaması için her yıl düzenli biçimde yollar ve metrolar kapatılır.
Ulaşımsızlık, kamusal alanı parçalamanın, toplumu izole etmenin, marjlara çekmenin ve kolektif itirazların ritmini dağıtmanın güçlü yollarından biridir. Kıbrıs’ın kuzeyi, aslında “doğalından” kamusal alanın izolasyonuyla bütünleşik bir yer: toplu ulaşımın zayıflığı, yürünebilir mesafelerin kaldırımsızlık yüzünden tehlikeli hâle gelmesi ve herkesin tek tek şahsi araçlarının içine çekilmesi, kamusal birliktelikleri daha başlamadan zorlaştırıyor. Gündelik hayata ulaşmanın bu çarpıcı zorluğu, Türkiye’nin yıpratıcı egemenlik anlayışının bir uzantısı; elbette Akdenizliliğin konforu da buna eklenince bedenlerin hareket etme biçimi buna göre şekil alıyor.
Bu noktada Gazimağusa (Famagusta) Belediyesi’nin desteği ayrıca önemliydi. Belediyenin 17 Mayıs için belediye binasına gökkuşağı bayrağı asması ve talepte bulunanların, özellikle de üniversite kuir dayanışmasının çabasıyla Mağusa’dan Lefkoşa’daki Onur Yürüyüşü’ne otobüs sağlaması, politik desteğin yalnızca sembolik değil, maddi ve pratik olarak da kurulabileceğini gösterdi. Bu durum, benim gibi Türkiye’den gelen ve mücadelesi devlet tarafından şiddetle inkâr edilen biri için oldukça duygusaldı. Hem yurt dışında bir Onur Yürüyüşü’ne katılıyorsunuz hem de bu yürüyüş, benim gibi ana dili Türkçe olanlar için Türkçe gerçekleşiyor. Dil ortaklığının duygusal örgütlenmeyle ne kadar güçlü bir bağı olduğunu zaten herkes bilir. Diğer yandan işin ironisi şu: “Yurt dışındasınız” ama her şeyin Türkçe olduğu ve Türkiye’den çok da ayrışmayan kültürel yaşamın yer yer AB standartlarında yaşandığı bir devlet/kamu pratiğiyle karşılaşıyorsunuz. Onur Haftası çerçevesinde Kuir Kıbrıs’ın düzenlediği etkinliklerden birine katıldığımda, etkinliğe gelen Mağusa Belediye Başkanı Mehmet Uluçay da konuğuydu ve konuşmasında, mealen, şunları söyledi: “Mücadelenizden ilham alıyorum ve sizi izliyorum.” Düşünün.
Kıbrıs’ın kuzeyinde “nefret söylemi”ne dair yasal düzenleme var
Ada’da 2014 yılına kadar, erkek eşcinseller arasındaki romantik/cinsel ilişkiyi suç kapsamında değerlendiren ve İngiliz koloni döneminden kalan yasa maddesi yürürlükteydi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açılmasının ardından bu madde nihayet kaldırılmış; buna ek olarak, nefret ve ayrımcılık içeren eylemler suç kapsamına alınmış.
Kuzey Kıbrıs’ta ayrı ve kapsamlı bir “Nefret Suçları Yasası” gibi bağımsız bir yasa yok. Fakat Ceza Yasası içinde, cinsel nitelikli suçlar bölümünde, Madde 171 “Nefret Söylemi” ve Madde 174 “Kamu Hizmetinden Yararlanana Karşı Cinsiyetinden, Cinsel Yöneliminden veya Cinsiyet Kimliğinden Dolayı Ayrımcılık” başlıkları yer alıyor. Kıbrıs Türk Barolar Birliği’nin değerlendirmesine göre, nefret söylemi ve ayrımcılık suç kapsamına alınmış olsa da “nefret suçu”nun genel ve kapsamlı tanımı yasalarda açık biçimde yer almıyor. Ceza mekanizmalarının yanında, koruyucu ve güçlendirici yasal düzenlemelerin hayata geçirilememesi uygulamada sorunlar yaratıyor. Örneğin, nefret söylemi suç kapsamına alınmış olsa da nefret suçunun tanımı yasalarda yapılmadığı için translar, cinsiyet uyum sürecinin hukuken tanınmasına rağmen mevcut yetersiz yasal düzenleme çerçevesinde keyfî ve hak ihlali niteliğindeki koşullara maruz kalabiliyor. Yine Ceza Yasası’na rağmen zorunlu askerlik hizmetlerinde de özel hayat hakkını ihlal eden homofobik ve transfobik tutumlar söz konusu.
Kuir Kıbrıs Derneği
Kıbrıs’ın kuzeyinde ayrımcılık içeren yasaların değiştirilmesi ve LGBTİ+ hak ve özgürlükleri için kamuoyu yaratılması amacıyla ilk olarak 2008 yılında “Homofobiye Karşı İnisiyatif” adıyla ortaya çıkıyor. 2012 yılında Kuir Kıbrıs olarak yola devam etme kararı alırken feminist, anti-militarist, ekolojist ve veganist bir mücadele zemininde politik pozisyonunu keskinleştiriyor; bunu da hetero-patriyarkanın olağanüstü adaptasyon kapasitesini hesaba katarak yapıyor. Manifestolarında, tutarlı bir kimlikle yaşamanın ve tutarlı bir özne hâlini almanın hapsedici etkilerini aşan bir pozisyonu vurguluyorlar. Türk tarafındaki Onur Yürüyüşleri de Kuir Kıbrıs Derneği’nin çağrısı ve iş birliğiyle gerçekleşiyor.
Uysal bedenler üretme yönündeki direktiflere karşı çıkmak, elbette her zaman normatif yasayı altüst etmekle aynı şey olmayabiliyor. Sivil toplum kuruluşları, doğaları gereği yasal statüleri olan, fiziksel merkezlere sahip, personeli ve belirli faaliyet alanları bulunan kurumsal yapılardır; hatta dünya düzeninin nasıl sağlanması gerektiğine dair kapsamı olan küresel yönetişimin bir parçası da olabilirler. Bu da belirli davranış kalıplarını beraberinde getirir. Hele ki tüm dünya tarafından izole edilmiş ve tanınmayan bir devlet iseniz, söylemleriniz de bu davranış kalıplarını ister istemez izleyebilir. Yürüyüş boyunca aklımda kalan sorulardan biri şuydu: Kıbrıs’ın kuzeyinde kuir politika daha çok hangi dili kuruyor?
Çağrı metinlerinde ve sloganlarda sıkça duyduğumuz “love is love” —hiç olur mu!— ya da “aşk insan hakkıdır” gibi ifadeler, ayranı dökülmesin isteyen Brüksel merkezli liberal bir hak söylemini takip ediyor gibi görünüyor. Elbette aşkı, yaşamı ve hak talebini savunmak önemli. Ama verili normatif bir yasaktan kaçarken hangi öteki yasaya bağlandığımız da önemli.
Meselenin sadece sevebilme özgürlüğü olmadığını biliyoruz; mesele aynı zamanda tanınma, tanınmama ve tanınma adına oksimoron bir kimliklendirme[3] yoluyla kurulan performatif bir adlandırma çabasını da içeriyor. Gerek uluslararası arenada gerekse Türkiye tarafında yanlış tanınma riskinin her gün oldukça canlı olduğu Kıbrıs’ın kuzeyinde kuir, trans ve eşcinsel varoluş, başlı başına politik bir coğrafyanın içinde nefes almak demek. Dışlanan ama düzenlenen, “tanınmayan” ama kimliklendirilen, yok sayılan ama izlenen ve sürekli pazarlık konusu edilen bir yerde LGBTİ+ politika da sadece “love is love”a sıkıştırılamaz gibime geliyor.
Bu yüzden belki de bu Doğu Akdeniz adası; daha yerel, kendi iç ve dış çatışmalarının hafızasına daha çok yaslanan, kedileriyle ve köpekleriyle soğuk Brüksel sokaklarından çok uzakta sıcak ve canlı bir hayatı taşıyan, kendi konumunu hesaba katan kuir bir dili mümkün kılabilir.
Son olarak, Türkiye’den lubunyalar için Lefkoşa; biraz Akdeniz havası almak, biraz da yurt dışında ama tümüyle yabancı hissettirmeyen bir Onur Yürüyüşü’nün neşesine karışmak için kaçırılmayacak bir rota diyebilirim.
Kaynakça
Kıbrıs Türk Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi. (t.y.). Homofobi, transfobi ve bifobi değil, insan hakları mücadelesi kazanacak. Kıbrıs Türk Barolar Birliği. https://www.kibristurkbarolarbirligi.org/Yazi-Detay/homofobi-transfobi-ve-bifobi-degil-insan-haklari-mucadelesi-kazanacak/86
Kuir Kıbrıs Derneği. (t.y.). Kuir Kıbrıs hakkında. Queer Cyprus Association. https://www.queercyprus.org/turkish-kuir-kibris-hakkinda/
Merkezi Mevzuat Dairesi. (2026, 13 Mayıs). Bölüm 154 Ceza Yasası: Bazı fiillerin suç sayılması ve bu suçların cezalandırılmasını öngören ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ceza Yasası ile ilgili öteki konuları düzenleyen yasa. https://mevzuat.gov.ct.tr/Portals/48/Fasl%20154%20CEZA%20YASASI%20%2813_05_2026%29_.pdf
Çerkezoğlu, S. (2020, 19 Aralık). “Türkiye solu tarihsel misyonunu Kıbrıs konusunda hiç üstlenmedi”: Abdullah Korkmazhan. Simge Çerkezoğlu. https://www.simgecerkezoglu.com/turkiye-solu-tarihsel-misyonunu-kibris-konusunda-hic-ustlenmedi-abdullah-korkmazhan/
[1] Mustafa Kemal’in genel liberal “hümanist barış” anlayışına atfen söylediği varsayılan “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözü, Kıbrıs Onur Haftasının teması olarak belirlenen “Yurtta Aşk, Dünyada Aşk” sloganı şeklinde yeniden ortaya çıktı. Aslında bu söze direkt atıf veriyorlar, yapıbozumu gibi bir durum yok yani. Hâlbuki bu sloganın tarihsel bağlamı daha çok devlet-beka merkezli, güvenlikçi realizme ve düzen kurucu bir zemine oturuyor. Diğer kritik mesele ise şu: Arapça kökenli “slh” (salaha) kökünden gelen “sulh”, iki bireyin ya da devletin barışması gibi dar bir çerçeveyle sınırlı değildir. Nizamı ve devlet düzenini hesaba katan Mustafa Kemal, bu sloganı daha çok bir “Pax” anlayışına yakın biçimde şekillendiriyor. Yani bu söz, güçlü bir devlet otoritesinin içeride sağladığı disiplinin derinliğini yansıtıyor. Kısacası buradaki “sulh”, devletin tanımladığı düzenin amasız korunması anlamına gelen; anti-militarist ya da çoğulcu-demokratik bir barış anlayışına yaslanmayan, maddi ve psişik şiddetiyle var olan bir boyuta sahiptir.
[2] EMU Queer Solidarity Club / DAÜ Kuir Dayanışma Kulübü yürütücüsü Kıymet hepimize tek tek yoldaşlık yaptı, hiç yorulmadan ve egoya kapılmadan, işin en zor kısmı hep bu olmuştur zaten.
[3] Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye’nin gündeminde “milli dava” olarak kurulan “KKTC” meselesi uluslararası hukukta, AB belgelerinde, siyasi-gündelik diplomatik dilde farklı adlarla kuruluyor. BM ve Dünya Türkiye’yi işgalci olarak ilan edip statü tartışması başlayınca, Özal tarafından “KKTC” diye bir devlet tanımı ortaya çıkarıldı.