
“Muhalefetin bu dönemin gerektirdiği sorumluluğu üstlenememesi, protestoların anlamlı bir siyasi sürece evrilmesini engelledi”
Sınırları Aşan Bir Diyalog Serisi’ni Anja’nın sesi ile, Sırbistan’da açmıştık. Anja arkası kesilmeyen sorularımız için zaman istediğinde, yine 3 bölümlük bir söyleşi serisi için meydana Gabi’yi davet ettik. 19 Mart’tan bugüne pek çok şey konuşuluyor, muhalefetin sorumluluğu da. Gürcistan’dayız…
-
1. Başlamadan Türkiyeli okuyuculara kendini tanıtabilir misin?
Ben Mariam Gabi Gabelaia. Neredeyse 25 yıldır pek çok zorlu dönemden geçmiş bir ülkede
yaşıyorum. Kendime hiç “aktivist” demedim, çünkü bu unvanı hak edecek kadar bir şey
yaptığımı düşünmüyorum. O yüzden kendimi daha çok, Gürcistan’ın geleceğini ve özellikle
toplumun dışına itilen grupların haklarını önemseyen sıradan bir vatandaş olarak görüyorum.
Ama sadece üzülmek ve endişelenmek bana hiçbir zaman yeterli gelmedi. Hep bu ülkede
yaşanan adaletsizliklerin bende yarattığı duyguları eyleme dökmek istedim. İşte tam da bu
istek ve motivasyonla, 2023 yılında dört harika insanla birlikte, şu anda Gürcistan’da kuir ve
feminist meseleler odağında yayın yapan tek çevrimiçi medya platformu Aprili Media’yı
kurduk.
Aprili Media’da, ağırlıklı olarak kadınlar ve kuirlerin hakları ve deneyimleri üzerine
çalışıyoruz. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle, gündemi görmezden gelmek
imkansızdı. Bu yüzden, şu anda Gürcistan’daki protestoları da aktif şekilde takip edip
haberleştirmeye devam ediyoruz.
2. Protestolara nasıl katıldın? Başlangıçta seni çağıran şey neydi?
Bence Gürcistan’da yaşayan gençlerin çoğunun en az bir kez bir protestoya katılmışlığı vardır
ben de bu konuda bir istisna değilim. Ülkemizde son dönemde başlayan kitlesel protestolar
öncesinde de Bassiani Baskını ya da yüksek rütbeli bir Rus yetkilinin parlamento binasını
ziyareti gibi farklı meselelerle ilgili pek çok protestoya katıldım.
Ama eski Gürcistan’ı kaybetme korkusunu ilk kez 2023 yılında gerçekten hissettim. Hükümet
o yıl “Rus Yasası 1 ”nı ilk kez gündeme getirdi. Bu yasa, sivil toplum kuruluşlarının ve
bağımsız medyanın yok edilmesine giden yolun ilk adımıydı.
2023 baharında yaşanan ve neredeyse tüm büyük şehirleri saran protestolar, bende duygu
skalasının her bir ucuna dokundu. Var olan adaletsizlik karşısında duyduğum öfke, daha önce
hiç görmediğim bir halk dayanışmasının yarattığı şaşkınlık ve umut ile iç içe geçti.
Bu protestolar defalarca şiddetle bastırıldı ama sonunda zaferden söz edebildiğimizde, ne
yazık ki, sevincimiz uzun sürmedi. Çünkü “Rus Yasası” 2024 baharında tekrar gündeme
alındı. O sıralarda, kısa bir aranın ardından yeniden medyadaki işime dönmüştüm. Mesleki
sorumluluğumla birlikte yurttaşlık görevimi de yerine getirmeye çalışıyordum. Rustaveli
Caddesi'nden biber gazı yüzünden nefes alamayarak temiz hava almaya çalıştığım bir günün
ertesinde saatlerce bilgisayar başında, arkadaşlarımın çektiği içerikleri platformlara
zamanında yüklemeye çalışıyordum. En büyük protesto sırasında, o gün karşılaştığım herkese
heyecanla aynı cümleyi defalarca tekrar ettiğimi hatırlıyorum: “Hayatım boyunca hiç böyle
bir kalabalık görmedim!” ve doğruydu da. O gün, Tiflis sokaklarında yaklaşık 300.000 kişi
vardı; bizim gibi küçük bir ülke için ender bir kalabalıktı.
Ama bu kez protestolarımız bir şeyi değiştirmedi. Geçmişimizi ki bu geçmiş mücadele, acı ve
kanla dolu, içinde yaşadığımız bugünü, yani kimliğimizin temelini oluşturan gündelik
hayatımızı ve her şeyden önemlisi, uğruna her şeyi yapmaya hazır olduğumuz geleceğimizi
kaybetmek… İşte böyle bitmek bilmeyen bir yıkım hissi, “Rus Yasası” kabul edildikten ve
seçimler yapıldıktan sonra ayakta kalma gücüm oldu. Seçim günü, yani 26 Ekim, hâlâ
hayatımın en yürek burkan anılarından biri. Çünkü o gün, bir ulus olarak, ancak silueti beliren
bir rejimi değiştirmek için demokratik süreci seçtiğimiz gündü.
3. Gürcistan’da ülke çapındaki protestolara yol açan olayları nasıl açıklarsın?
Avrupa yanlısı kesim, aylar boyunca seçimleri bekliyordu — samimiyetle ve bir ölçüde
naiflikle (en azından ben ve çevremdeki hemen herkes), muhalefet partilerinin bu seçimde
çoğunluğu elde edeceğine ve uzun, gergin geçen ayların sonunda nihayet demokratik bir
zaferle rahat bir nefes alacağımıza inanıyorduk.
26 Ekim 2024’e kadar birçok kez oy kullandım ama hiç kuyrukta beklemem gerektiğini
hatırlamıyorum. 2024 seçimi bu bakımdan şaşırtıcı bir istisnaydı. Daha sabah saatlerinden
itibaren, katılımın önceki tüm seçimlerden daha yüksek olacağına dair bir hava
oluşturulmuştu. Ama sonra 27 Ekim geldi: hileli seçimler ve tam bir belirsizlik... Ne biz
sıradan yurttaşlar ne olduğunu anlayabildik ne de muhalif partiler net ve kararlı bir tutum
sergileyebildi. Günlerce kolektif bir boşlukta asılı kaldık adeta. Ta ki Batum’daki Şota
Rustaveli Devlet Üniversitesi öğrencileri olağanüstü bir cesaret göstererek üniversite
binasında sürekli protestolara başlayana kadar. Bu eylemi, muhalefet partilerinin başlattığı
sivil itaatsizlik protestoları izledi. Polis eylemleri defalarca güç kullanarak dağıttı, çok sayıda
kişi gözaltına alındı.
Bana kalırsa, bu protestolar zamanla sönümlenebilirdi, eğer 28 Kasım’da Gürcistan Rüyası
Partisi'nin Başbakanı İrakli Kobakhidze’nin yaptığı açıklama olmasaydı. Kobakhidze,
Gürcistan’ın Avrupa Birliği’ne katılım meselesinin 2030 yılına kadar gündemde olmayacağını
söyledi. Toplumun büyük bir kısmı bu partinin Rusya yanlısı eğilimlerinin farkında olsa da,
bu açıklama yine de tam anlamıyla şok etkisi yarattı. Aynı akşam insanlar şehirlerin ana
caddelerinde toplanmaya başladı ve böylece kesintisiz bir protesto dalgası başlamış oldu.
Protestoların ilk haftası en zorlu dönemdi. Polis ve özel harekat çok sertti. Barışçıl
göstericilere tazyikli su, biber gazı ve göz yaşartıcı gazla müdahale edildi. Özel harekat, yaş
ve cinsiyet ayrımı yapmadan yüzlerce yurttaşı fiziksel şiddete maruz bıraktı. Gazeteciler de bu
şiddetten nasibini aldı, bazıları görevlerini yaparken feci şekilde dövüldü, ekipmanları
parçalandı. Bu da yetmedi, onlarca kişi tamamen uydurma ve hukuksuz suçlamalarla
gözaltına alındı. Şu anda sadece protestolara katıldıkları için yıllarca hapis cezası alma
riskiyle karşı karşıyalar. Gözaltına alınanlar arasında öğrenciler, sanatçılar ve çeşitli meslek
gruplarından insanlar var, suç işlemeyi akıllarından bile geçirmeyecek kişiler.
Gürcistan Rüyası Partisi, bağımsız medyayı da hedef almayı seçti. Netgazeti ve Batumelebi
adlı çevrimiçi yayınların kurucusu ve yöneticisi olan gazeteci Mzia Amaghlobeli, bir polis
memuruna tokat attığı gerekçesiyle tutuklandı. “Polise saldırmak” suçlamasıyla 4 ila 7 yıl
arası hapis cezasıyla karşı karşıya.
Şu an durum, 2023’e ya da geçen bahara kıyasla çok daha kötü. Gürcistan’da her şey
Rusya’ya kıyasla on kat daha hızlı ilerliyor ve birkaç ay sonra tamamen otoriter bir rejimde,
konuşma hakkımın dahi kalmadığı bir sabaha uyanırsam hiç şaşırmam.
4. Protestoları sosyal ve siyasi olarak nasıl konumlandırıyorsun?
İdeal bir dünyada, Gürcistan’daki her yurttaş, seçimlerde oy verdiğimiz muhalefet partilerinin
mevcut siyasi süreçlerde aktif rol aldığını söylemeyi çok isterdi — ideolojilerini ve siyasi
duruşlarını tamamen benimseyip benimsemememizden bağımsız olarak. Ne var ki, ne yazık ki
gerçek bunun tam tersi.
Şahsen ben muhalefeti tamamen yetersiz görüyorum. Dahası, eleştirel bakan toplumsal
kesimler için içinde bulundukları durum onların itibarını daha da zedeledi. Muhalefetin bu
dönemin gerektirdiği sorumluluğu üstlenememesi, protestoların anlamlı bir siyasi sürece
evrilmesini engelledi. Sonuç olarak, demokratik değerleri savunma ve dayanışma görevi
tümüyle sıradan yurttaşların omuzlarına kaldı.
Şu anda bazı yeni toplumsal ya da siyasi hareketler oluşmaya başlıyor, ancak dürüst olmak
gerekirse, böyle süreçler için uygun bir ortam ve zamana ihtiyaç var ki elimizde artık ne yazık
ki ikisi de yok. Bu nedenle, tüm içten arzumla istememe rağmen, bu konuda fazla umutlu
olamıyorum.
Özetle, bu politik hareketin arkasında herhangi bir siyasi parti yok. Bahsi geçen protesto,
tamamen sıradan yurttaşların birbirine gösterdiği destek ve dayanışmayla ayakta duruyor.
İnsanlar ellerinden ne geliyorsa onu yapmaya çalışıyor — bir mitingde başkalarına yemek
dağıtmak ya da siyasi tutuklulara yalnız olmadıklarını hissettirecek mektuplar yazmak gibi.
İşte bu tür küçük ama anlamlı özen gösterileri, tüm bu acıların içinde bile daha önce hiç
yaşamadığımız özel bir şeyin var olduğunu düşündürtüyor bana. Artık birbirimize tamamen
yabancı olmadığımızı ve güçlü bir sivil toplum kurabilecek kapasite ve potansiyele sahip
olduğumuzu fark ediyoruz.
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.