
Kendimi çok tükenmiş hissettiğim bir anda “devam edebilmek” hakkında düşünmeye başladım.
Sürdürülebilir aktivizm kendimi hep aynı döngünün içinde bulduğum bir dönemde düşünmeye başladığım bir kavram: toplantılar, krizler, yetişmesi gereken işler, her gün yeni bir gündem, dünyaya dair büyük bir öfke ve korku, geleceğe dair umutsuzluk… Kendimi çok tükenmiş hissettiğim bir anda “devam edebilmek” hakkında düşünmeye başladım.
Kuir hareketin içinde yürümeye çalışanlar bilir, bu yol biraz çetrefilli. Çünkü bu yolda -birçok aktivist alanda olduğu gibi- sistematik baskı, iç çatışmalar ve zaman zaman doğrudan ya da dolaylı travmalarla karşılaşabiliyoruz. Değişim genellikle yavaş, mücadelemiz bir ömür boyu. Bu süreçte adalet, özgürlük, güvenli alan talep ederken, bir yandan da kendi bedenimizi, ruhumuzu, ilişkilerimizi korumaya çalışıyoruz. Bu durum zamanla fiziksel, zihinsel ve duygusal tükenmeye yol açabiliyor. Bu yazı, tükenmişlikten değil; tükenmenin içinde ortaya çıkan kolektif bakımın ihtiyacından doğdu. Birbirimize bakmanın, birbirimizi yaşatmanın politik bir eylem olduğunu hatırlamak için.
Tükenmek
Tükenmişlik (burnout) genellikle kişisel bir sorun gibi anlatılır, sanki yeterince güçlü olabilirsek geçecekmiş gibi. Ama biz biliyoruz ki, bu yorgunluk bireysel değil sistematik. Kuir, feminist, vegan, antifaşist hareketlerin ortak bir kesişimi var: hepimiz, bir yandan dünya için bir şeyler yapmaya çalışırken, diğer yandan o dünyanın bize yaptıklarını da bedenlerimizde taşıyoruz. Baskı, yalnızlık, belirsizlik; hepsi birikiyor. Uzun süreli stresin birikmesi sonucu da bedenimizin, zihnimizin ve duygularımızın aynı anda yorulmasıyla birlikte tükenmişlik ortaya çıkabiliyor. Bu durum sadece aktivist çalışmalarımızı değil, genel yaşam kalitemizi de bütünüyle etkiliyor. Tükenmişliğin belirtileri arasında sürekli yorgunluk, kaygı, tahammülsüzlük, umutsuzluk, topluluktan kopma, odaklanma güçlüğü, fiziksel ağrılar, uyku bozuklukları, bağışıklık düşüklüğü ve motivasyon kaybı sayılabilir (Amnesty International Australia, 2020). Bu işaretleri fark ettiğimizde onları ciddiye almak, belki biraz dinlenmek, iş yükümüzü azaltmak için destek istemek, öz-bakım pratik etmek ve gerekirse uzman desteği almak işlevselliğimizi sürdürebilmemiz için büyük önem taşıyor.
Aktivist alanlarda bazen kendimize karşı sert davranabiliyoruz. Her zaman ulaşılabilir, üretken ve fedakâr olmamız gerektiğini düşünebiliyoruz. Önce kazanalım, sonra dinleniriz fikrine kapılabiliyoruz. Dinlenmeye çalıştığımızda bile, sanki diğerlerini yarı yolda bırakıyormuşuzcasına suçluluk hissedebiliyoruz. Elbette adanmışlık hareketlerin devamı için önemli, ama bazen bu değerler kendi ihtiyaçlarımızı yok saymamıza neden olabiliyor. Bu durum, kapitalizmin bize dayattığı “sürekli üretken olma” baskısını yeniden üretebiliyor.
Bilinçli Bir Katılım Hâli: Sınır Koymak
Birçok aktivist, “hayır” demekten suçluluk duyduğu için tükenmişlik yaşıyor. Bir toplantıya katılmamak, bir kampanyadan çekilmek, birkaç gün mesajlara dönmemek… Tüm bunlar politik sorumsuzluk değil; bazen bizi tükenmişlikten koruyan bir farkındalık hâli olabilir. Sınır koymayı uzun süre bireysel bir savunma olarak düşündük, oysa sınırlar kolektif bir uzlaşı biçimi de olabilir. Bir arkadaşımızın “Bugün sadece dinleyici olmak istiyorum”, “Gece mesaj almak istemiyorum”, “Bu sefer eyleme katılacak duygusal gücü bulamıyorum” deme hakkı, kolektifin sağlığını korur. Sınır koymak bir kopuş değil; bağın sürdürülebilmesi için gerekli bir nefes alma biçimidir. Aktivizmi nasıl, ne kadar ve hangi sıklıkla yapacağımıza biz karar veririz. Asıl mesele, uzun vadede sürdürülebilir bir ritim bulabilmektir. Kolektif bakım, herkesin aynı anda güçlü olamayacağını kabul etmekle başlar. Bu kabul, suçluluk değil, güven üretir. Bir yoldaşımızın “Bugün gelemeyeceğim” demesini tehdit değil, güven ifadesi olarak duymayı öğreniriz. Çünkü o cümle, “Bu alan bana güvenli geliyor” demektir. Böylece bakım bir ilişkisel pratik hâline gelir.
“Sevmeyi ve Savaşmayı Sürdür; Sürdürmeyi Sürdür.”
Kolektif bakım (collective care), bir topluluğun üyelerinin duygusal, zihinsel ve bedensel iyiliğini ortak bir sorumluluk olarak üstlenmesidir. Bu yaklaşım, bireysel “öz-bakım” iddiasının ötesine geçer ve baskı sistemlerinin yarattığı yaraları birlikte onarmayı; yalnızlaşmayı değil birbirine dayanmayı hedefler (Mehreen & Gray-Donald, 2018). Birçok aktivist yalnızca kendi travmalarını değil, kuşaklar boyunca aktarılan travmaları da taşır. Sömürgecilik, ırkçılık, ataerki, yerinden edilme ve yoksulluk gibi baskı ve tahakküm biçimleri bu yükü katmanlaştırır. Nesiller arası travma (generational trauma) dediğimiz şey tam da budur: Tek bir olay değil, nesiller boyunca aktarılan, bedenlerimize ve kolektif hafızamıza yerleşmiş ortak bir acı. Yalnızca hikâyelerle değil; biyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel yollarla da aktarılır (Van der Kolk, 2023). Bunun yanı sıra aktivistler olarak, yalnızca kendimizin değil başkalarının travmalarına da tanıklık eder ve bu travmaların yarattığı yıkımı içimizde taşımaya devam ederiz. Dolaylı travma (vicarious trauma) dediğimiz bu travma çeşidi de bizi tetiklenmeye açık bir hale getirir ve iyi oluşumuzu derinden etkiler (Van der Kolk, 2023). Dolayısıyla özellikle kuir, göçmen, özel gereksinimli ya da işçi sınıfından bireyler gibi dezavantajlı gruplar için öz-bakım ve kolektif bakım bir lüks ya da tercih değil, birer hayatta kalma stratejisidir. İçinde yaşadığımız neoliberal kapitalist sistem bizi korumaz; bizi yalnızlaştırır, emeğimizi sömürür, acımızı ve kimliklerimizi görünmez kılar. Bu yüzden birbirimizin acılarını fark etmek, ihtiyaçlarımızı adlandırmak, kendimize ve birbirimize bakım vermek bizler için radikal bir sevgi biçimidir; bir direniş formudur.
Aktivizm yalnızca sokakta, bildiride ya da eylemde değil; sofrada, molada, yoldaşlarımızla olan ilişkilerimizde de yaşanır. Birbirimizin yorgunluğunu görünür kıldıkça, onun utancını değil, ortaklığını paylaşırız. Kolektif bakım, bu ortaklık halinin somutlaşmasıdır: birlikte yemek yapmak, birbirimizi dinlemek, birlikte dinlenmek, kuir neşeyi büyütmek… Çünkü bu sistem bizi tam da bu alanlardan koparmak istiyor: duygudan, ilişkiden, onarımdan. Biz yeniden buluştuğumuzda, sistemin çarkı aksıyor.uir.org/panel/post/viewAdd/
Bizi sömüren sistemlere karşı kendimizi korumanın yolu, yoldaşlarımızı korumaktan geçer. Karşılıklı destek ağları yalnızlaşmayı önlemek için gereklidir. Bu ağlar; ihtiyaçların dile getirilebildiği, yardım istemenin normalleştiği ve herkesin kendi olanakları ölçüsünde katkıda bulunmasına alan tanıyan, bireylerin birbirini gözeterek hareket ettiği, travma bilgili yapılar olmalıdır. Böylece topluluklar daha uzun ömürlü, destekleyici ve şefkatli hale gelebilir. Kolektif bakım, “birbirine iyi gelmek”le sınırlı değil; bir arada kalabilmekle de ilgilidir. Çünkü kapitalist cis-heteropatriyarkal sistemin amacı bizi yalnızlaştırmaktır. Yalnız bir aktivist kolay tükenir. Birlikte düşünen, birlikte yas tutan, birlikte iyileşen bir topluluk ise kendi enerjisini sürekli yeniden üretebilir. Tam da bu sebeple aktivizm kültürünü, bakımı merkezine alan bir hâle dönüştürmeliyiz. Çünkü uzun soluklu hareketler, ancak birbirine iyi bakan bedenlerle mümkün olur.
Kaynakça:
Çerez Politikası
Size en iyi hizmeti sunabilmek ve reklam çalışmalarında kullanmak amacıyla sayfamızda çerezlerden faydalanıyoruz. Sayfamızı kullanmaya devam ederek çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz. Çerezler hakkında ayrıntılı bilgiye Çerez Politikamız'dan ulaşabilirsiniz.