
Toplumun çoğunlukla tekil ve baskın bir biçimde kurguladığı erkeklik normu, trans erkekler için yalnızca bir kimliğe sahip olma meselesi değil.
Adeta sürekli olarak kendini ispat gerektiren bir olamama. Bu yazıda, trans erkek olmayı/deneyimlerini kırılgan erkeklik (precarious manhood) ve hegemonik erkeklik (hegemonic masculinity) bağlamında ele alan akademik çalışmaları aktaracağım.
Trans erkek bireylerin duygusal kontrol ve öz-yeterlilik gibi hegemonik erkeklik normlarına cis erkeklerden daha fazla uyum sağladığını gösteren çalışmalarla başlayacağım. Bu uyumun, trans bireylerin maruz kaldığı ayrımcılık ve tehditlere karşı bir savunma stratejisi olabileceği söyleniyor (Kinmore, 2022). Yani bir çelişki: Trans erkekler, hegemonik erkekliği eleştirseler de toplum içinde güvenliklerini sağlayabilmek için çoğu zaman bu normlara uyum sağlamak zorunda kalıyorlar (Kinmore, 2022).
Birçok trans erkek, çocukluk döneminden itibaren kendi içsel erkek kimliğini tanımlayabilir. Ancak bu kimlik, geleneksel anlamda eril performanslar ile birebir örtüşmeyebilir. Trans erkeklerin erkeklik deneyimi, cis erkeklerden farklı olarak bedensel ve sosyal bir dönüşüm sürecini içerdiği için, erkekliğe dair daha eleştirel bir bakış geliştirme olasılıkları yüksektir. Bu bireyler, hegemonik erkekliğin (örneğin anti-feminenlik, fiziksel güç, saldırganlık gibi) idealize edilmiş yönlerini hem dışsal baskılarla tanır, hem de bunlara dair sorgulayıcı bir tavır alabilirler (Connell & Messerschmidt, 2005).
Peki hegemonik erkekliğe karşı bu eleştirel duruş nasıl olur da bir uyum stratejisine dönüşüyor? Trans erkeklerin birçoğu, toplumda “gerçek erkek” olarak kabul edilmek ve özellikle şiddet, dışlanma ve transfobiden korunmak için hegemonik erkekliği içselleştirmek durumunda kalabilir. Örneğin bazı trans erkekler, daha erkeksi görünmek için kas yapmaya, saldırgan olmaya veya feminen davranışlardan kaçınmaya yönelir. Bu, bir güvenlik kalkanı kadar bir kimlik ispatı aracıdır (Vegter, 2013). Bu çaba, erkekliğin “kazanılması gereken” bir şey olduğuna dair kırılgan erkeklik teorisiyle de örtüşür. Bu teoriye göre erkeklik, kazanılması zor, kaybedilmesi kolay ve sürekli olarak kanıtlanması gereken bir statüdür (Vandello & Bosson, 2013). Trans erkekler için bu baskı iki kat artar: Hem erkek olduklarını çevreye -hem de erkekliğin doğası gereği, kendilerine- “kanıtlamaları” gerekir, hem de trans kimliklerinden dolayı sıklıkla "eksik" veya "yetersiz" görülürler (Levitt & Ippolito, 2014).
Trans erkekler, cis erkeklerin deneyimlemediği bir “kendini açıklama” baskısı altında kalırlar. Yalnızca kim olduklarını değil, erkekliklerinin “geçerli” ve “yeterli” olduğunu da sürekli olarak dış dünyaya ispat etme zorunluluğu, bir tür toplumsal sınav gibidir. Erkeklik, burada sabit bir öz değil; kırılgan, tehdit altındaki ve sürekli doğrulanması gereken bir kimlik haline gelir. Bu durum, özellikle cis erkeklerle karşılaştırıldığında daha da görünür hale gelir. Çünkü cis erkekler için erkeklik çoğunlukla sorgulanmayan, "doğal" kabul edilen bir durumken, trans erkeklerin erkekliği toplumsal olarak kuşkulu ve dolayısıyla -görece- kırılgan bir yapıda konumlandırılır (Kinmore, 2022).
Peki, alternatif erkeklik kurguları mümkün mü? Trans erkeklerin çoğu, toplumsal erkeklik normlarını yalnızca taklit etmez, aksine bu normlara karşı yeni anlamlar da üretir. Bazıları, erkekliklerini anti-feminenlik ya da şiddet üzerinden değil; duygusal açıklık, bakım verme, kırılganlıkla barışıklık gibi değerler üzerinden tanımlar (Seamont, 2018). Trans erkeklerin deneyimi, sadece trans kimliğinin değil, aynı zamanda erkekliğin de ne kadar toplumsal ve esnek bir yapı olduğunu gösteriyor. Hegemonik erkekliğin dışında bir erkeklik mümkün ve bu olanak, cisnormatif toplumun çok ötesinde bir çeşitliliği barındırıyor (Green, 2005).
Vegter’in (2013) çalışmasında dikkat çeken bulgulardan biri, trans erkeklerin toplumsal kabul görmek amacıyla başvurdukları maskülen telafi davranışlarının zamanla azalma eğiliminde olmasıdır. Katılımcılar, geçiş sürecinin başlarında daha erkeksi görünmek için seslerini bilinçli olarak kalınlaştırma, feminen davranışlardan kaçınma gibi stratejiler geliştirdiklerini belirtmişlerdir. Ancak bu davranışların çoğu, kimliklerinin toplumsal düzeyde tanınmasına duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmakta olup, kimliklerine dair içsel güven geliştikçe bu tür telafi edici gösterimlerden uzaklaştıkları gözlemlenmiştir. Çalışma, geçiş sürecinin ilerleyen evrelerinde bireylerin hem maskülen hem de feminen yönlerini daha özgürce ifade edebildiklerini ortaya koyarak, toplumsal cinsiyet performanslarının sabit değil, zamanla değişebilen ve içsel rahatlıkla birlikte dönüşebilen bir yapıda olduğunu göstermektedir (Vegter, 2013).
Benzer şekilde Butler’ın toplumsal cinsiyetin oluşumuna dair geliştirdiği “performativite” kavramı, trans erkeklik deneyiminin hem bireysel hem de toplumsal yönlerini anlamak açısından son derece açıklayıcıdır. Butler’a (1988) göre toplumsal cinsiyet, bireyin önceden sahip olduğu sabit bir kimlikten ziyade, tekrar eden eylemler, jestler ve söylemler yoluyla toplumsal olarak kurulan bir yapıdır. Bu bakımdan toplumsal cinsiyet, sabit ya da özsel bir nitelik değil; toplumsal normların tekrar yoluyla bedende somutlaştığı bir performanstır. Bu kuramsal çerçeve, trans erkeklerin neden sıklıkla hegemonik erkeklik normlarına yönelmek zorunda kaldıklarını açıklamada işlevseldir. Zira Butler’a göre toplumsal cinsiyetin “gerçekliği”, yalnızca bu performansların toplumsal olarak geçerli ve tanınır biçimde gerçekleştirilmesiyle mümkündür. Trans erkeklerin erkekliklerini “doğal” ya da “sabit” göstermek amacıyla benimsedikleri davranışsal stratejiler yalnızca toplumsal kabulü sağlama aracı değil, aynı zamanda toplumsal olarak “erkekliğin” inşa edildiği performatif alanlarda yer alma çabasıdır. Ancak Butler’ın vurguladığı gibi, toplumsal cinsiyetin performatif niteliği, aynı zamanda bu normların alt üst edilebileceği, dönüştürülebileceği alanları da içinde barındırır. Trans erkeklerin zamanla hem maskülen hem de feminen yönlerini daha özgürce ifade etmeye başlamaları (Vegter, 2013), bu altüst edici potansiyelin yaşamsal bir göstergesidir. Yani trans erkeklik yalnızca erkekliğin ispatını değil, aynı zamanda erkekliğin ne olabileceğine dair eleştirel ve dönüştürücü bir sorgulamayı da içinde taşır.
Erkeklik, tek bir kalıba sığmak zorunda değil. Güç göstermek, duyguları bastırmak ya da hep “kanıtlamak” yerine; kırılgan olmak, şefkatli olmak, kendin gibi olmak da erkekliğin bir parçası olabilir. Trans erkeklerin yaşadığı zorluklar, erkekliğin ne kadar kırılgan, koşullu ve toplumsal olduğunu açıkça gösteriyor. Ama aynı zamanda bu deneyimler, erkekliği dönüştürmenin ve ona yeni anlamlar katmanın da mümkün olduğunu kanıtlıyor. Erkeklik, sadece güçle değil; samimiyetle, açıklıkla ve çeşitlilikle de var olabilir. Belki de asıl adım, erkekliği sadece ispatlamaya çalışmak değil, onu kendine göre yeniden kurmaktır.
Meraklısına
Butler, J. (1988). Performative Acts and Gender Constitution: An Essay in Phenomenology and Feminist Theory. Theatre Journal, 40(4), 519–531. https://doi.org/10.2307/3207893
Connell, R. W., & Messerschmidt, J. W. (2005). Hegemonic Masculinity: Rethinking the Concept. Gender & Society, 19(6), 829–859. https://doi.org/10.1177/0891243205278639
Green, J. (2005). Part of the Package: Ideas of Masculinity among Male-Identified Transpeople. Men and Masculinities, 7(3), 291–299. https://doi.org/10.1177/1097184X04272116
Kinmore, A.-L. K. (2022). Trans Men: Precarious Manhood and the Paradox of Hegemonic Masculinity (University Honors Thesis, Portland State University). https://doi.org/10.15760/honors.1288
Levitt, H. M., & Ippolito, M. R. (2014). Being Transgender: The Experience of Transgender Identity Development. Journal of Homosexuality, 61(12), 1727–1758. https://doi.org/10.1080/00918369.2014.951262
Seamont, M. M. H. (2018). Becoming "The Man I Want to Be": Transgender Masculinity, Embodiment, and Sexuality (Master’s thesis, University of Colorado). https://scholar.colorado.edu/concern/graduate_thesis_or_dissertations/6m311p36k
Vandello, J. A., & Bosson, J. K. (2013). Hard won and easily lost: A review and synthesis of theory and research on precarious manhood. Psychology of Men & Masculinity, 14(2), 101–113. https://doi.org/10.1037/a0029826
Vegter, V. (2013). Conceptualizing Masculinity in Female-to-Male Trans-Identified Individuals: A Qualitative Inquiry. Canadian Journal of Counselling and Psychotherapy, 47(1), 88–108. Retrieved from https://cjc-rcc.ucalgary.ca/article/view/60923